14 Ekim 2019, KOÇ Burcu’nda DOLUNAY, Dengeler ve Bedeller!

Hiramatsu Reiji.

14 Ekim 2019, KOÇ Burcu’nda DOLUNAY, Dengeler ve Bedeller!

İlüstrasyon: Hiramatsu Reiji.

14 Ekim 2019 günü, İstanbul’a göre 00:08 itibariyle DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı tam halini alıyor. DOLUNAY haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • AY Koç Burcu’nun 20 derecesinde ve haritanın 10’uncu evinde. Güneş ise Terazi Burcu’nun 20 derecesinde ve haritanın 4’üncü evinde yerleşmiş.
  • Haritanın Yükselen Noktası 26 derece Yengeç. Dolayısıyla Yükselen Yöneticisi de Koç Burcu’ndaki AY.
  • Yay Burcu’nun 20 derecesinde ki Jüpiter, Ay ve Güneş’e ılımlı açılar yaparken, Oğlak Burcu’nun 20 derecesinde olan Pluto, DOLUNAY’ı T-Kare görünümüne getiriyor. Jüpiter’in de Neptün Lilith kavuşumu ve Juno ile T-Kare açı içinde olması düşündürücü!
  • AY’ın girdiği Koç Burcu’nun yöneticisi olan Mars, Terazi Burcu’nda, haritanın 4’üncü Ev snırında ve Koç Burcu’ndaki Chiron ile karşıt açı içinde.
  • Güneş’in girdiği Terazi Burcu’nun yöneticisi olan Venüs ise Akrep Burcu’nda, Merkür ile kavuşum halinde ve Uranüs ile karşıt açı yapıyor. Merkür’ün Neptün’e geniş orblu da olsa ılımlı bir dokunuşu var.

Türkiye’nin Kuruluş Haritası ile DOLUNAY haritasını üstüste koyduğumuzda şöyle bir görünüm oluşuyor;

  • DOLUNAY Türkiye haritasının 5 – 11 evlerinin sınırına yerleşmiş.
  • AY, haritanın Chiron’u ile kavuşuyor.
  • Kuzey AY Düğümü haritadaki Pluto ile kavuşuyor.
  • Venüs Türkiye’nin Güneş’i ile kavuşuyor.

SOSYAL düzlemde bu DOLUNAY’ın gergin günlere sahne olacağı açık… Olayların geçmişten bu güne akışı ve yapılan tercihler nedeniyle, savaşın kaçınılmaz hale geldiği görülüyor. Ocak 2020 sonuna kadar ordunun birden fazla harekat yapması ya da şimdi başlatılan ve girişimin karşı ataklar nedeniyle uzaması mümkün. Özellikle Kasım ayının ikinci bölümünde çok dikkatli olunmasında fayda var. Son tahlilde Türkiye’nin güç kazandığı ya da oturulacak anlaşma masasından istediklerini alarak kallktığı bir girişim olacağı görülüyor. Ancak zaiyatın da az olması beklenemez. İşbirliklerine bağlı istihbarat kaynaklarının güvenilir olup olmamasının, çatışmaların seyrinde çok etkili olacağı görülüyor.

Savaş hiç bir zaman savunulacak bir tercih değil. Ancak güç politikası üzerine yürütülen bir dünyada toplumların ya hep birlikte barıştan yana olmaları ya da ”denge” olarak kabul edilen bir durumun korunması için savaşma kaabiliyetlerini masaya sürmeleri gerekiyor. Bu dünyanın düzeni böyle oldukça, insanların ”ekonomik ve politik satranç tahtalarında piyon olarak meydanlara sürüldüğü” savaşlar da devam edecek. Böyle olmayan günleri de görmek hepimize nasip olsun. Tanrım savaşa giden tüm çocukları ve çocukları savaşa giden tüm anaların kalplerini korusun.

BİREYSEL düzlemde de hem kendi adımıza birileriyle hem de kendi içimizde yürüteceğimiz savaşlar var bu aralar… Zarar verici olmaya başlayan bir durumu yok saymanın sadece zararı arttıracağını fark etmek ve gereğini yapmak zorunda kalacağız!

Nasıl mı;

Hayatımızda tesis edilmiş olan tüm zeminler ve devam eden tüm ilişkiler belirli dengeler üzerine oturur. Hayatımızda olmasını istediğimiz konumlar, konfor alanları, ayrıcalıklar, tanımlar, çıkarlar ya da insanları orada tutmak için mutlaka bazı şeyler veririz. Zira onların bir anlamı, bir değeri vardır ve bunu korumanın da bir bedeli vardır. Her DENGE BEDELİ ÖDENDİĞİ İÇİN devam eder!

Faydalarını yaşadığımız, getirilerini tükettiğimiz halde bedelini ödemediğimiz, payımıza düşeni savsakladığımız, terazinin öbür kefesini doldurmayı ihmal ettiğimiz zaman bütün dengeler bozulur. Birden bire kendimizi olmayı hiç istemediğimiz bir durumda, yani hem hoşlandıklarımızdan mahrum kalmış hem de kırılgan bir vaziyette ortada kalmış buluruz. Ama bunun için şikayet etmeye gerek yoktur. Zira bunun böyle olma ihtimalini, terazinin öteki kefesini boş bırakırken düşünmüş olmamız gerekir.

Bedeli bize ağır gelmeye başlayan, durumu korumak için hep daha aza razı olmayı ve hep daha çok vermeyi göze almamız gereken dengeler de bozulur! Zira biz ”Aman da Dengemmm!” diye üstüne titresek bile, taşıyamayacağımız ağırlıklar ya da büyüdükçe büyüyen ve getirisinin çoook ötesine geçmeye başlayan bedeller vardır. Bu durumda kendimizi korumaya almak için aslında varlığı hoşumuza giden bazı konumlardan, konfor alanlarından, ayrıcalıklardan ya da insanlardan vazgeçmemiz gerekir. Yani bize zarar veren bir dengeyi bozmanın da bir bedeli olacaktır! Bu değer verdiğimiz başka şeyleri korumak adına önemsediğimiz bir şeyi feda etmek gibi bir seçimle karşı karşıya kalmaktır. Burada hesap etmemiz gereken şey ÖNCELİĞİMİZİN ne olduğudur. Zira bir dengeyi korumak için ödenen ağır bedelleri meşru kılan şey daima önceliklerdir.

Bazen kendimizi kollayıp korumak için fazla ileri gider, fazla ALICI veya bencil davranır, gözetmemiz gereken diğer durumları veya insanları ihmal eder, sonuçta da hem etrafımıza hem de dolaylı şekilde kendimize zarar veririz. Bu sorumsuzluğumuz yüzünden kaybettiğimiz bir savaştır.

Bazen hayat içerisinde fazla rahat davranır, karşılığını veremeyeceğimiz kadar çok şeye aday oluruz. Örneğin çok tüketir az öderiz… Ya da çok çalışır az dinlenir, bedenimizi ihmal ederiz. Sonuçta da hayatımızın dengesi bozulur. Hem kendimize hem bize bağlı olanlara zarar veririz. Bu hak ettiğimizden fazlasını almak için girdiğimiz ve açgözlülüğümüz yüzünden kaybettiğimiz bir savaştır.

Bazen de birileri alıcı ve bencil davranır… Biz de geri çekilmeye, onların önceliklerini gözetmeye devam ederiz. Zira hesap sormanın, yüzleşmenin getireceği sıkıntılar, maruz kalacağımız karşı suçlamalar, ya da ilişkileri tehlikeye atmak fikri bizi ürkütür. Durumun kendiliğinden düzelmesini umar, dolaylı çözümler üretir, karşımızdakilerin adına kendimize bahaneler bulur ya da basitçe KATLANIRIZ! Ama bu durum gitgide çekilmez olur ve buna tahammül ederek kendimize zarar veririz. Ve aslında bunun böyle olmasında bir sakınca yokmuş gibi düşünmesine ve öyle davranmaya devam etmesine izin verdiğimiz için, karşımızdakine de zarar veririz! Kendine şefkati olmayanın başkasına da şefkati tam olmaz. Bu başkalarına karşı kaybetmemek için önce kendi içimizde kazanmamız gereken bir savaştır.

Hayat hem kendimizle hem de başkaları ile yürüttüğümüz mücadeleler bütünüdür… İnsan hiç bir şey güç olmasın, kimse gücünü bize karşı kullanmasın ya da bizim gücümüz ve kaynaklarımız asla suistimal edilmesin, önlem almak, frene asılmak, hesap sormak ya da bize sorulan hesaplara cevap vermek filan olmasın ister…

Ama başlanan oyunda birileri kuralları çiğniyorsa ya da kurallar bizim arzu ettiğimiz gibi değilse, bunu yok sayarak sahada laylaylom gezinmek gibi bir şansımız yoktur 🙂

Bu DOLUNAY yaklaşırken kendimize şu soruları soralım;

  • Birilerine sormam gereken hesaplar var mı? Kendimi korumak ve önceliklerimi savunmak için yürütmem gereken bir mücadele var mı? Neden bunlardan kaçıyorum?
  • Kendimi korumazsam, bana bağlı olanları da tehlikeye atmış olmuyor muyum?
  • Ben insanlara şefkatli ve anlayışlı olmaya çalışıyor ama onların şefkatli ve özenli olmadıklarını da görüyorsam, kendime haksızlık ve özensizlik etmiş olmuyor muyum?
  • Hayat bana bazı fırsatlar sunuyor ama ben onları kötü kullanıyor, fazla ileri gidiyor, fazla rahat davranıyorsam, sonuçta yine kendime kötülük etmiş olmuyor muyum?
  • Hesabını veremeyeceğim, bedelini ödeyemeyeceğim işlere kalkışmak hem kendime hem başkalarına kötülük etmek olmuyor mu?

İnsanlar hayat içinde kendilerine özgü konfor alanları oluşturur ve bunu korumak için belirli dengeler kurarlar. Ama asıl denge, hayatın BÜTÜNLÜĞÜNÜ sağlayan dengedir. Bunun bileşenleri değiştikçe, bizim konfor alanlarımızın üzerinde oturduğu dengeleri sürdürmenin BEDELİ de değişir.

Kaldıramayacağımız bedellere mal olan dengeler, hayatın dengesine uymayan düzeneklerdir! Bu düzeneklerden vazgeçmenin de bedelleri olacaktır. Ama o bedeller bizi hayatın büyük dengesi içerisinde sürdürülmesi mümkün olmayan seçimlerin getireceği daha ağır bedellerden koruyacaktır.

Bu DOLUNAY önceliklerimizi hassasiyetle belirlememize, bunların gerektirdiği bedelleri de cesaret ve kolaylıkla taşımamıza vesile olsun. Bize zarar veren seçimler yaptıysak bunları görmek ve yol yakınken az hasarla toparlanmak, hem kendimizi, hem özdeğerimizi hem de değer verdiklerimizi korumak nasip olsun. Gönül ister ki herkes üzerine düşeni yapsın, terazinin kefesine üstüne düşeni koysun. Denge bozulduğu zaman bile ayrışmalar, acıyla ve kavgayla değil, saygıyla ve anlayışla olsun… Ama öncelik olarak gördüğümüz bir yola devam etmenin bedeli herkesin rahatından mahrum olması olacaksa, varsın o da öyle olsun!

Ve hep müzik olsun 🙂

Orange Blossom – Ya Sidi

Bir Cevap Yazın

Arşiv

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: