8 Nisan 2020, TERAZİ BURCU’nda DOLUNAY; BİR’lik İçinde Olmak Hakkında Dersler!

Kay McDonagh

8 Nisan 2020, TERAZİ BURCU’nda DOLUNAY; BİR’lik İçinde Olmak Hakkında Dersler!

8 Nisan 2020 günü, İstanbul’a göre 05:35 itibariyle, DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı tam halini alıyor. DOLUNAY haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • AY Terazi Burcu’nun 19 derecesinde ve haritanın 7’inci evinde. Güneş ise KOÇ Burcu’nun 19 derecesinde ve haritanın 1’inci vinde yerleşmiş.
  • AY Yükselen Noktası ile, Güneş ise DSC Noktası ile 150 derecelik açı yapıyor.
  • AY’ın girdiği Terazi Burcu’nun yöneticisi Venüs İkizler Burcu’nda, haritanın 3’üncü evinde, Chiron – Lilith Kavuşumu ve Koç’un yöneticisi olan Kova’daki Mars ile ılımlı açılar yapıyor.
  • Güneş’in girdiği KOÇ’un yöneticisi Mars, Kova Burcu’nda 10’uncu evde, Satürn ile kavuşum halinde ve Uranüs ile kara yapıyor.
  • Yükselen Noktası 20 derece Balık Burcu. Neptün ve Merkür Yükselen ile kavuşum halindeler. 10’uncu evdeki Pluto – Jüpiter ikilisi ile de 60 derece açı yapıyor.

MEALİ:

Bu DOLUNAY’ı ”genel etkileri açısından” Corona perspektifinden yorumlamak mümkün; İkizler’deki Venüs’ün civelek ve kolayca sıkılan doğasını, Kova’daki Mars – Satürn kavuşumu ile dengede tutmaya çalışmak, kontrol altına alınması gereken ”ayarsız” bir dağılma eğilimi ve bunun için alınan ”elektrikli tel tadında” önlemleri mükemmelen tarifliyor 😉 Ama ben ömrünüzü daha fazla Corona muhabbeti ile yemek istemiyorum. Zira hepimiz dünü günü bu konuda bir şeyler okuyarak ve konuşarak geçirip, HAYATI es geçiyoruz!

Bu DOLUNAY dış etkenler tarafından fazlaca belirlenmiş hayatlarımızı aslında daha çok bireysel düzlemde etkiliyor. Yoğun Balık temasıyla gelen bir ”oluruna bırakma ve değiştiremediğimiz durumun içinde salınma” mecburiyeti bizi dört koldan kuşatıyor. Bazılarımız bunu başlangıçta depresif bir sıkışmışlık ve çıkışsızlık hali olarak deneyimleyebiliriz. Zira değiştiremediğimiz bir durumun içinde var olma mecburiyeti, bizi ÖNCE kendimizle, sonra bağlantıda olduğumuz insanlarla farklı bir yüzleşme ve uzlaşma çabasına yöneltiyor.

İşte tam da burada 1. ve 7. evler arasında gerçekleşen KOÇ-TERAZİ aksının temasına kafadan giriyoruz! Vuhhhuuuuu :)))

Bu DOLUNAY’da üzerinde çalışmamız olası konular şöyle;

  • Kendimizle olmayı becermek! İnsanın en tahammül edemediği şey aslında kendisidir… Dış dünyanın laylaylomu ya da hırgürü bizi en çok kendimizden korur. Yalnızlık ya da Tek’lik korkusu, bizi çok da anlamlı ya da gerekli omayan bir takım ilişkiler ya da faaliyetler içine girmeye sevk eder… İç barışın yokluğunu es geçmek adına ”ötekilere” kızar ya da onlarla gönlümüzü eyleriz. Şimdi deneyimlediğimiz türden bir ”izolasyon” bizi kendimizle BİRLİK içinde olmaya mecbur bırakır. Kendimizle birleşmek, kendimizle yüzleşmeye kendimizle ilgili korku ya da kızgınlıklarımızı fark etmeye, bunların altında yatanları sezmeye sevk eder… İnsan ne kendinden sürekli kaçabilir, ne de kendine sürekli kızabilir! Bir noktada olanı kabul ve değişmesi gerekeni idrak ile gelen bir dönüşüm süreci başlar. Olamayacağımız şeylere öykünmek, olduğumuz durumla barışamamak ve kendimizden gitgide uzağa düşmek yerine kendimizle uzlaşmak zorunda kalırız. Bu uzlaşma, kendimize hem dürüst, hem şefkatli olmaya hem de eskisi gibi devam ettirilmesi mümkün olmayan yanlarımıza ayar vermeye başlamak, yani kendimize ebeveynlik etmektir! Bu gerçekten büyümektir.
  • Rıza göstermek! Hayat hep bizim istediğimiz gibi, bizi onaylayacak şekilde, bizim güvende – mutlu – başarılı – etkin ve yetkin hissettiğimiz şekilde akmaz… Hayat bizim dışımızdaki bir sürü faktörün oluşturduğu bir puzzle’dır ve akması gereken yöne doğru akar. Hayata direnmek ve kavga etmek yerine, hayatla uyum içnde akmak, bizi bize vardıracak yolculuğun ta kendisidir. Bazen bir durumu olduğu gibi kabul edip, elimizden gelenin en iyisini yaparız! Bu durumu bizim istediğimiz hale getirmez… Ama bizi olmamız gereken şey haline getirir ve belki biz de yaşanan çok daha büyük bir dönüşüme bu şekilde kendimizce katkı sağlarız. Belirleyemediğimiz şeye kendimizde olanı katmayı becermek, bizi de anlamlı ve gerekli kılan bir BİR’liğe entegre olmaktır. Kendimiz diye tanımladığımız şeyin sınırlarının zorlanması başta ne kadar korkutucu gelse de, bu sınırların hiç de sandığımız gibi olmadığını görmek bir o kadar özgürleştirici ve çoşkulu olacaktır.
  • Yararlı Olmak! ”Açmadığın Dalda Sözün Geçmez!” der erenler… BİR’lik olmak, bir arada olmanın faydalarına mazhar olmak kadar, kendinden de bir şeyler katabilmektir. Katabilmek insanı önce etkin sonra da hem kendinden hem de hayattan hoşnut kılar. Katabiliyor olmanın alabiliyor olmaktan daha besleyici olduğunu fark etmek, insana boyut atlatır!
  • Mesafe ayarı yapmak! Yakınlık, ”birlik” içinde davranmayı ama birbirinin farklılıklarına da yer bırakmayı gerektirir. AYNI değiliz ve böyle olduğu için de birbirimize gerekliyiz. Bambaşka bir tasarıma sahip olduğumuz için ”tamamlayıcı” fonksiyonları yerine getiren insanlarız. ”Sen neden benim gibi değilsin?” diyerek başkalarının üzerine gitmek, insanlara kendileri olmaları için yer ve zemin bırakmamak, hiç üzerinde düşünmeden birbirimize uyguladığımız bir hoyratlıktır! Bizden olmayanı dışlamak, bizim tercihlerimizi onaylayan hatta köpürten ortamlarda bulunmak, bize bir özgürlük gibi gelir ama aslında bu hem duygusal hem zihinsel hem fiziksel anlamda görünmez gettolar yaratmaktır. Bizi BİR’lik içinde davranmaya mecbur eden hallerde farklılıkları korumayı, farklılıktan faydalanmayı, kendimizi başkalarının ihtiyaçları ile uyumlu hale getirerek bütünün bir parçası olmayı ama bizi biz yapan alana da sahip çıkmayı öğreniriz. BİR’lik bize ”herkesin kendince var olması” için huzurlu bir alan, saygılı ve kirletilmemiş bir mesafe bırakmak gerektiğini hatırlatır.
  • Başkalarına saygı duymayı ve özen göstermeyi becermek! İnsan geniş alanlarda yaşıyorsa, ötekilerle kafasına göre yakınlaşır. İlişkilerinde işine ya da kolayına geldiği gibi davranmaya, diğerlerinin ne hissettiğini, nelerden nasıl etkilendiğini çok dert etmemeye, girip çıktığı yerlede, dokunduğu insanlarda fiziksel ve duygusal olarak nasıl izler bıraktığını çok da iplememeye yatkın olur. O BÖYLEDİR! Ötekilerin işine gelmiyorsa onunla takılmayabilirler… ”Eh canım ne yapsın yani!” mal budur :))) Oysa yüzlerine hapşırarak insanlara virüs bulaştırdığımız gibi, özensiz ve duyarsız davranarak da sevgisizlik bulaştırırız. Duyarsızlık en tehlikeli virüstür! Ötekini nasıl etkilediğini sallamadan yaşamak bir toplum adabına dönüştüğünde, birbirimizi fiziksel ve duygusal olarak kollamadığımızda, kirli yaşam alanları yaratırız. Geniş hareketlilik imkanı olduğunda kirlettiğimiz yerlerden, ilişkilerden kaçıp, başka iletişimlere, başka insanlara tutunuruz. Oysa özensizlikle kirlenmiş bir hayat bize pek fazla kaçacak yer bırakmaz. Kırmak ve kırılmak, bir köşesi hala güzel ve aydınlık olan kalbinin ışığını söndürmemek için kendini kimseye açmamak, savunma ve saldırı modunu sürekli uyanık tutmak, en yakınını bile aslında bir tür düşman olarak görmek, normal yaşam moduna dönüşür. Zorunlu yakınlıklar bize insanlarla sürekli çatışmak istemiyorsa onlarla özenli yakınlaşmak, yansıttığımız duyguya ve bize yansıyanlara dikkat etmek gerektiğini fark ettirirler.
  • Beklenti ayarı yapmak! Herkesin ”bence böyle olmalı”ları vardır. Bir de insanların olabildikleri şeyler vardır 🙂 Başkalarının sınırları, kapasiteleri, alışkanlıkları, zorlukları bizi de zorlar. Zaten İLİŞKİ bu yüzden ZORDUR! İlişkiyi var eden kişilerin bağımsız beklentileri değil, ORTAK ZEMİNLER, NİYETLER ve GAYRETLER’dir. Bir ilişkideki tarafların ortak bir zeminleri varsa, bu zemini koruma niyeti baki ise ve herkes kendince buna dair bir gayret gösteriyorsa, tam beklediğimiz gibi olmayana sabır ve uyum göstermek hem ilişkiyi korur, hem ortak gelişme zeminini besler hem de bizi şekillendirir ve büyütür. Sevilmek arzusu beklentidir. Verilen sevgiyi, gösterilen gayreti, yapılan jesti olduğu gibi alabilmek ve bununla hoşnut olmak ise hayatında sevgiye yer açmaktır.
  • Ayarı Tutmayan Sistemi Fark Etmek! Hareket alanları, orada bir yerde bozuk, eksik, güdük, işlevsiz bir şekilde durup duran sistemlerin devam ettirilebilirliğini uzatırlar… O sistemin ”konfor alanı” olduğunu zanneder ve değiştirmeye çalışmanın ya da tamamen devreden çıkartmanın zahmetine girmeyiz. Sistemin içine kapalı kalmak, bize uyumsuz ve yararsız olanı fark ve kabul etmek için fırsat verir. O zaman ya dönüşüm için üzerimize düşeni yapmaya başlarız, ya da dönüştürülemeyecek kadar kirlenmiş, tamamen işlevsiz hale gelmiş olan şeylerin yıkılması gerektiğini anlarız. Yaşadığımız zaruri sıkışıklık halinin kangren olmuş ilişkileri ya da süreçleri kaçınılmaz bir yıkıma götürür.
  • Gerçek Düşmanı Fark Etmek! İnsanlar kendilerine ”suni” düşmanlar yaratırlar… Kimse kimseyi kolayına beğenmez, onaylamaz, kucaklamaz. Oysa insanların temel ihtiyaç ve korkuları aynıdır. Korkan insan kendi içine çöker, hırçınlaşır ve ayrışır! Çok daha kolay yönlendirilebilir ve çaresiz hale gelir. Bize asıl zarar veren ayrışmışlık yüzünden düştüğümüz zaafı kullanan sistemdir. Benzer ihtiyaçlar ve kaygılar etrafında mecburen toplanan kişiler ya can havlinin getirdiği kavgacı hal ile birbirlerini yok eder ve kendileri de zarar görecek kadar yalnız kalırlar ya da onları ayıran diğer faktörlerin fazla bir önemi kalmadığını, ortak bir amaç için birlikte davranmaları gerektiğini öğrenirler.

Her durum kendi normlarını üretir… Bize normal geleni aşıp sürece uyum göstermek hem kendi içimizde BİR ve güçlü olmayı hem de sistemin BİR’liğine dahil olmayı sağlar. BİR’liğimizi fark muhafaza etmek dileğiyle 🙂

Bu yazıyı tanıdık ama farklı bir dile ve farklı bir üslupla söylenmiş bir parça ile bitirmek istiyorum; Jovka Kumanovka – Next Time

sfgrthytr

7 Comments

  1. Belgin Kurhan

    Junom nasıl da güzel, şiir tadında anlatıyorsun hep insana dair olan galleri. Yüreğine, eline sağlık. Iyi ki varsın❤🙏😘 Lütfen yazılarını topla bir kitap hâline getir. Tümü de zamandan azade. Her daim okunacak, üzerinde düşünülecek yazılar. Sevgiyle kal❤

  2. Nilüfer

    Teşekkürler 😇

    1. gülay

      çok akıcı ve insana islyeen dolu dolu bir anlatım sizinkiler,emeğinize sağlık

  3. PINAR

    Okurken gözümde yaşlar birikti, demek ki olmayanın hayrını görmek gerekmiş…

  4. nilay erdil

    tek kelimeyle muhteşem!

  5. Filiz

    💜🦋

  6. Tamam, artık dünyalı olmadığınıza karar verdim. Çünkü biri ancak uzaktan bakınca dünyayı bu kadar güzel analiz eder. Bir de böyle sessiz derinden giderek sadece lazım olana sözümü ortaya koydum tevazusu…

nilay erdil için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Arşiv

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: