3 Temmuz 2023, OĞLAK Burcu’nda DOLUNAY; Duvarın Arkasında Ağlayan Çocuğu Büyütme Zamanı!

Josep Moncada Juaneda
Resim: Josep Moncada Juaneda

3 Temmuz 2023, OĞLAK Burcu’nda DOLUNAY; Duvarın Arkasında Ağlayan Çocuğu Büyütme Zamanı!

3 Temmuz 2023 günü, İstanbul’a göre 14:38’de DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı tam halini alıyor. DOLUNAY haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • Güneş Yengeç Burcu’nun 11 derecesinde ve haritanın 9’uncu evinde,
  • AY Oğlak Burcu’nun 11 derecesinde ve haritanın 3’üncü evinde,
  • Jüpiter, Ay ve Güneş’e ılımlı açılar yapıyor.
  • Merkür ve Juno Güneş ile kavuşumda. SIRIUS da Merkür üzerinden bu kavuşuma dahil oluyor.
  • Yükselen 27 derece Terazi.
  • Terazi’nin yöneticisi Venüs, Aslan Burcu’nda Mars ve Lilith ile kavuşuyor, Uranüs ile de kare açı yapıyor.

MEALİ;

Sosyal düzlemde;

  • Medyada bol bol sosyete rezaleti haberi, müsriflik ve ayarsız eğlence görüntüsü, ünlü kişilerin yakışık almayacak görüntüleri ve bunlara ilişkin yargılayıcı yorumlar filan görürüz…
  • Bazı sanatçılarla ilgili olumsuz haberler duyulabilir ve medya linçleri yaşanabilir.
  • Borsa ile ve özellikle sanal finans araçları ile uğraşanlar şok gelişmeler yaşayabilirler. Altın piyasası da çok hareketli olabilir.
  • Önemli kamu görevleri için yeni isimler gündeme gelebilir.
  • Bazı devlet adamlarının sağlığı konusunda olumsuz haberler duyulabilir.

Bireysel düzlemde;

Kendimiz ve sevdiklerimiz için güvenli bir alan yaratmayı, kaygı verici iniş çıkışlar olmadan yaşamamıza imkan verecek bir tasarım oluşturup onun içinde adeta kimseye fazla bulaşmadan yaşamayı arzu ettiğimiz bir zaman… Büyük düşünmek değil, mümkünse hayatın büyük meselelerini neredeyse yok sayıp bireysel vahalar yaratmak ve oraya bizim için önemli olmayan hiç kimseyi, hiç bir şeyi almamak istiyoruz. En yakınlarımızla birbirimize tutunup ya da tutunup güvenecek birilerini bulup ”birlikte yeni ve kaygılardan uzak bir gelecek planlamak ne güzel olurdu” gibi cümleler geziniyor kafamızda. Dertleri dert etmemek, rahatımıza geldiği gibi davranmak, kendimizi birilerine teslim etmek, doyasıya beslenmek ve yumuşak yerlere yaslanmak fena mı olurdu yani…

Ne var ki hayatın sunduğu zeminler pek de küçük gizli bir gül bahçesi ya da ellerimizle yarattığımız bir ana rahmi kıvamında değil! Hatta duyguları ve ihtiyaçları kontrol altına almaya, hazzı veya gevşemeyi ertelemeye, tepkileri baskılamaya, aklı başında ve tutarlı bir görünü çizmeye için neredeyse mecbur kaldığımız bir dönemden geçiyor bile olabiliriz. Hayatımızdaki güvenli alanları korumak, geleceğimizi garantiye almak, bizi besleyen ilişkileri ayakta tutmak, sevdiklerimizin ihtiyaçlarını karşılamak için, duygusal olmak değil duygularımızın bizi çektiği yönün aksine davranmak gerektiğini bile düşünebiliriz.

Uzatmaya ne hacet; mantıklı tavırlar ile duygusal tepkiler arasında salındığımız bir zamandan geçiyoruz vesselam! Yine de MANTIK dediğimiz yaklaşımın altında hangi kaygıların, önceliklerin ve ön kabullerin yattığını kendimize sormamızda fayda var.

Ne gibi deneyimler olabilir önümüzde;

  • Bir ilişkiyi çok önemsiyor ve kaybetmemek için çok gayret ediyor olabiliriz. Ancak karşımızdakinin benzer bir duygusallık içinde olmadığını görmek bizi kendi yaklaşımımızı kontrol altına almaya ya da ”ürkütmemek için” fazla talepkar görünmemeye itiyor olabilir. Dönüp kendimize sormakta fayda var; Karşımızdakinin arzu ve ihtiyaçlarımızı karşılayamayacağını bile bile neden onu belirli bir ROLDE tutmaya çalışıyoruz? Biz gerçekte ne istiyoruz? Bizi sarıp sarmalamayan bir şeye neden ”sığınmaya” çalışıyor ve hatta bunun için kendimizden ödün veriyoruz?
  • Biz çok duygusal bir dönemden geçiyor olabiliriz… Ancak etrafımızdakilerin farklı öncelikleri, dertleri, zorlukları olabilir ve ”beklentilerimizi” ertelememiz gerçekten gerekli olabilir. Neden böyle olduğu için kendimizi yalnız bırakılmış veya önemsenmemiş hissediyoruz? Neden kendi ebeveynliğimizi kendimiz yapmaya direniyoruz?
  • Bizim gevşemeye ve şımarmaya eğilimimiz olabilir ancak hayatımızın öncelikleri bunu gerçekten ertelememizi gerektirebilir. Neden asıl güvenlik alanımıza zarar vereceğimizi bile bile ”geçici veya yalancı” bir konfor alanı yaratmaya çalışıyoruz?
  • Biz bir arayış içinde olabiliriz… Ancak bu arayışı yönelttiğimiz insanlar bizi anlayacak ve cevap verecek kapasitede veya olgunlukta olmayabilirler. Neden birilerine bir GÖREV atıyor, sonra umduğumuzu bulamayınca ”öksüz ve terk edilmiş” hissediyor ve karşılanmamış sevilme, korunup kollanma ihtiyacımızı, kızgınlık olarak dışa vurmaya çalışıyoruz? Neden insanları bizce ”olmaları gerektiği gibi” yapmaya çalışmak yerine oldukları gibi görüp oldukları yere koymuyoruz?
  • Biz incinmekten, hayal kırıklığına uğramaktan çekiniyor bu yüzden de olduğumuzdan daha katı ve mesafeli görünmeye çalışıyor ya da birilerine bizi rahatsız edebildiklerini, üzebildiklerini göstermemek için etkilenmemiş gibi davranıyor olabiliriz. Kırılabilir, incitilebilir olmak neden bu kadar ayıp? Birilerinden korunmamız gerekiyorsa onlara duygularımızı yansıtmamak ya da bambaşka görünümler sunmak yerine dümdüz ”bu yaptığınızdan hoşlanmıyorum” demek neden zor? Bunu söylediğinizde sizi anlamazdan gelen ya da kafanızı karıştırıp suçlu duruma düşürmeye çalışan insanlar varsa etrafınızda, neden siz onlarla dikiş tutturmaya çalışıyorsunuz?
  • Birileri bizden veremeyeceğimiz ya da vermek istemediğimiz şeyleri talep ediyor, alamayınca da suçlayıcı ve vicdanımıza saldıran sözler söylüyor olabilirler… Kim olduğumuzu ve neyi nereye kadar samimiyetle yapıp nereden sonrasının zorlamalı olacağını açıkça ifade etmek neden yanlış olsun? İnsanları kaybetmemek adına yanlış beklentiler oluşturmak ya da onların biçtiği rollere sığışmaya çalışmak nereye kadar devam ettirilebilir?

Duvarın arkasına çökmüş ağlayan çocuğun hikayeleri bunlar… Kaldırın o çocuğu oradan! Gözünün içine bakıp konuşun onunla… Gözyaşlarını silin ve ona hayatı görmeyi, anlamayı, yolunu seçip yürümeyi öğretin.

Duygular önemlidir! Onların işlevi bizi nasıl bir durumda olduğumuz hakkında uyarmak, dışta olanları içte nasıl algıladığımızı fark etmemizi sağlamaktır. Algılarımız tepkiye ve tutuma dönüşmeden araya bir akıl süzgeci koymak, neyi neden istediğimizi, neyi neden rahatsız edici bulduğumuzu, neye neden ihtiyaç duyduğumuzu dönüp kendimize sormak ve kendimize dürüst olmak, bizi yaşanacak birçok sıkıntı ve ödenmesi gerekmeyen birçok bedelden koruyabilir.

Bazen hayatın getirdiklerinden, insanların yaptıklarından, olayların müdahale edilemeyen akışından korunamayız… Kimse yıkılmaz, bükülmez, ezilmez, üzülmez değildir. Kimse her istediğine istediği şeklide ulaşamaz. İstemediği bir sürü şeyle de başa çıkmak zorunda kalabilir. Olanı olduğu gibi görmek ve ne yapmamız gerektiğine karar vermek, büyüme sürecimizin doğal bir parçasıdır. Büyüme sürecimizde asıl korunmamız gereken o güne dek bir şekilde benimsemiş olduğumuz zanlar, beklentiler, kaygılar ve yargılardır. Zira bunlar bizi hayatı olduğu gibi görmekten ve kendimizi yepyeni tertemiz algılarla yeniden şekillendirmekten alıkoyarlar. Bizi hayata uyumlanmak, güvenli ve güçlü bir şekilde yol almak konusunda asıl yetersiz ve eksik kılanlar, bir türlü vazgeçemediğimiz beklentiler, yargılar, kaygılar ve zanlardır.

Bizi koruyan en yakın ve tanıdık gelenler değildir. Bazen korunmak sanıldığı kadar önemli de değildir. Göz göre göre zararın üstüne gitmek özyıkımdır… Bunu seçmekten bahsetmiyorum elbette! Ancak biraz zorlandığımız, zayıflıklarımızı ve yetersizliklerimizi fark edip gayrete geldiğimiz deneyimler olmaksızın nasıl büyür, kendimizi nasıl keşfederiz?

İhtiyaç duyduğumuz rahim hayatın elleridir. İhtiyaç duyduğumuz sevgi dolu ve akıllık ebeveynler aslında biziz. Kendimize iyi bakmayı kabul ettiğimiz kadar güzel olacak hayat yolumuz. Acısıyla tatlısıyla çok kıymetli bir deneyim olacak hikayemiz. Kim olduğumuzdan utanmadan, kimseye öykünmeden, kendi en iyimizle elimizden geleni yaparak yaşayacağız. Kendimizi şefkatle saracak, cesaretle teşvik edecek, bazen temkinle geri çekecek, bazen heyecanla ileri atılacak, öğrendiklerimizi kutlayacağız. Ve bazen yanımızda bizi olduğumuz gibi görüp kabul eden dostlar da olacak… HEPSİ BU!

9 Adet Yorum

  1. adviye.kutman@gmail.com

    Harikasınız .

  2. Figen Gülen İnce

    Dilijize sağlık. İcimizdeki çocuğu şefkatle sakinleştirip yetişkin olma yolunda rutinin güvenilirliğini ve bilindikliğinin getirdiklerini sorgulayalım.Derin sulara yelken açalım, bilinmezliğin mucizelerine risklerine ve güzelliklerine evet diyerek

  3. Ayşem Ötük Cam Atölyesi

    Varlığına minnet güzel kadın.
    ❤️

    1. Beyaz kalp

      Güzel kalbinizden öpüyor, sizi sevgiyle kucaklıyorum. İyi ki..

  4. YoGo!

    Vaaaoovv

  5. evşen erdur

    iyi ki sizin yazılarınızla tanışmışım yine aynam oldunuz çok teşekkürler elinize emeğinize yüreğinize sağlık

  6. Yonca

    Sonsuz teşekkür ediyorum sevgilerimle

  7. Seher Yılmaz

    Harikasınız yine iyiki sanalda da olsa kesişmiş❤️💕🍀

  8. asliustis@gmail.com

    ohhh rahatladım

Bir Cevap Yazın

Arşiv

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: