3 Ocak 2026, YENGEÇ Burcu’nda DOLUNAY; Kurt Dolunayı!

Resim:

3 Ocak 2026, YENGEÇ Burcu’nda DOLUNAY; Kurt Dolunayı!

3 Ocak 2026 günü, İstanbul’a göre 13:02’de DOLUNAY adını  verdiğimiz Güneş-Ay Karşıtlığı tam halini alıyor. DOLUNAY haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • Ay Yengeç Burcu’nun 13 derecesinde, SİRİUS Sabit Yıldızı tam kavuşumda. Retro konumdaki Jüpiter de geniş açılı bir kavuşum yapıyor Ay’a. Yerleşimi doğal yeri olan 4’üncü ev ve hatta IC ile bitişik.
  • Güneş Oğlak Burcu’nun  13 derecesinde, doğal yeri olan 10’uncu evde ve MC noktasında. Venüs ve Mars, Güneş’i iki yandan kucaklamışlar. Mars VEGA ile de kavuşuyor.
  • Ay Düğümleri, Güneş ve Ay’ı da katarak bir Mistik Dörtgen oluşturuyorlar.
  • Oğlak’ın yöneticisi Satürn, Balık’taki son demlerini yaşıyor ve Neptün ile kavuşumda. Uranüs ile ılımlı, Merkür ile de kare açı alıyor.
  • Yükselen Noktası, 21 derece Koç. Chiron Yükselen ile kavuşumda ve Jüpiter’e kare açı alıyor.

Ocak Dolunaylarına Kurt Dolunayı adı verilir. Bir Kurt Dolunayının Köpek ya da Kurt Yıldızı olarak bilinen SİRİUS ile kavuşumda olması az rastlanan ve önemli bir gösterge.

Dünyada;

  • İnsanlığın ortak bilincinde köklerden gelen aidiyet hisleri, korunma ve koruma güdüleri, geleneklere ve kutsal kabul edilen kurallara ve sınırlara sahip çıkma arzuları tetiklenir.
  • Kamplaşmalar artar. Taraflar belirlenir ve kurallar konulur. Filistin-İsrail Savaşı için pazarlıklar yapılır.
  • ABD için bir dönüm noktası. Halkın hükümete olan tepkisi daha da artabilir. Önemli ekonomik kararlar alınır ve ülke büyük bir değişim sürecine girer.
  • Türkiye’nin uluslararası ortamlarda parlayacağı bir zaman olabilir.

Bireysel düzlemde;

  • Bir düzen kurma, maddi ve manevi olarak kendimizi güvenceye alacağımız bir sistem oluşturma ihtiyacımız artabilir. Bunun için neler yapmamız gerektiğini somut olarak düşünüp planlamaya girişebiliriz. Eksiklerimizi tamamlamak, yeterli inisiyatifi ve gayreti göstermediğimiz alanlarda daha güçlü ve kararlı olmak için ayağa kalkabiliriz. Hayatımızın sorumluluğunu almak teması ön plana çıkar.
  • Savunmasızlık hissimiz ve  korunmak için yakın bildiklerimize tutunma, sığınma eğilimimiz artabilir. Ev, aile, mahalle, vatan gibi bize tanıdık gelen ve güven duygusu veren unsurları sahiplenme ve onları korumaya alma duygumuz güçlenebilir. Ancak bu aidiyetlerin de bizi zaman zaman hayal kırıklığına uğrattığı, bir bütünün parçası olarak kırılgan yaptığı, kendimizden fazla ödün vermek zorunda bıraktığı ya da yeterince korumadığı ve hatta incittiği durumlarla ile yüzleşmek zorunda kalabiliriz.
  • Aidiyet hissettiğimiz yerler ve insanlardan beklentilerimizi gözden geçirebiliriz. Fazla bağımlı, çabasız ya da fazla talepkâr olduğumuz yerleri saptayıp, kendimize sınırlar koymamız, güçlenmemiz, kendimiz için de onlar için de ayaklarımızı daha sağlam basmamız gerektiğini anlayabiliriz.
  • Aidiyet hissettiğimiz yerler ve insanlara karşı sorumluluklarımızı gözden geçirebiliriz. Eksik bıraktığımız konularda, kendimizi disipline etmek için çaba gösterebiliriz.
  • Aidiyet hissettiğimiz kişilerin bizim üzerimizdeki etkisini, yaptırımlarını, baskılarını, beklentilerini gözden geçirebiliriz. Yakın olmanın sınırsızlık anlamına gelmediğini fark edebiliriz. Kendimize ayırmamız gereken alanı ve zamanı belirlemek, tercihlerimizden gereksiz ödünler vermemek için ayağa kalkabiliriz.
  • Merhamet ya da koruma hissi ile bazı insanları – örneğin çocuklarımızı veya sevdiklerimizi – fazla kayırdığımızı, onları güçsüz ve beceriksiz ya da kişiliksiz hale getirdiğimizi, kendimizi de onları ayakta tutmak için gereksiz fedakarlıklara mecbur bıraktığımızı görmek zorunda kalabiliriz. Onların sınırlarını onlara bırakmadığımızı, kendimizce belirlemeye kalktığımızı, kendi sınırlarımızı da bilmediğimizi ve bunun kimseye faydasının olmadığını fark edebiliriz.
  • Fazla bekleyerek ve alarak, fazla korunarak, fazla yiyerek, fazla geri çekilerek güvende kalamayacağımızı…  Fazla vererek, fazla üste giderek, fazla kaygılanarak ve besleyerek kimseyi koruyamayacağımızı ve yardımcı olamayacağımızı… Sınırları ve kararı görmenin ve bilmenin herkes için en iyisi olduğunu kabul etmemiz gerekebilir.
  • Dünya üstümüze geliyormuş, hakkımız yeniyormuş, sınırlarımız, mahremiyetimiz, saygınlığımız, duygularımız çiğneniyormuş gibi geldiğinde, kendimizi korumayı, mesafe almayı, gücümüzü toplayıp ayakta durmayı, fiziksel ya da maddi olarak zarar görsek dahi duygusal ve zihinsel olarak sağlamlığımızı korumayı ve alanımızı güvende tutmayı öğrenmek zorunda kalabiliriz.

Kurt bir sürü hayvanıdır. Sürüsüyle güçlüdür ve gerektiğinde sürüsü için de güçlüdür.

İnsan da toplumsal bir varlıktır. Toplumumuzla, topluluklarımızla daha güçlü oluruz. Ve gerektiğinde onlar için de güçlü oluruz. Sahip olduğumuz niteliklerle çevremizi ayakta tutarak, bizi güvende tutan sistemi besleriz. İçinde bulunduğumuz sistem bizi beslemiyorsa, zayıflıkları ya da tıkanıklıkları yüzünden bizi de aşağı çekiyorsa, o yapı içinde ayakta kalmak, yapıyı onarmak ya da her şeye rağmen kendi payımıza düşeni yapmak konusunda çabamızı sürdürürüz. Ancak gerektiğinde mesafe almayı, kendi alanımızı çizmeyi, başkalarına karşı sorumluluklarımızı yerine getirirken kendimizi de korumayı ve gözetmeyi becermemiz gerekir. Bizi korumayan ya da koruyamayan ama parçası olmaya devam ettiğimiz bir sistemde ayakta kalmak için içte güçlü ve dirayetli olmayı öğrenmek zorunda kalırız.

Körü körüne yaşayan aidiyetler hem kişiye hem de topluluğa zarar verir. İnsanın ilk aidiyeti kalbine, bilincine ve ruhunadır. İlk aidiyetimiz bizi ayrışmaya ve sınır çizmeye mecbur bırakıyorsa, bunu da yapmak gerekir. Ayağa kalkıp yanlışa yanlış diyebilmek ve doğru bildiğimizi yapmak gerekir.

Gün gelip bir topluluk ya da bir toplum, zaafları ve katılığı yüzünden çökme noktasına geldiğinde, elde kalanları toplayıp yeniden ayağa kaldıranlar, toplum psikolojisi içinde kaybolmak yerine, bireysel olarak dirayetini koruyan, sınırını çizen, sorumluluğunu yerine getiren ama ayrışmayı da becerenlerdir. Bireysel dirayet, herkes kaybolduğunda da yolda kalmak ve diğerlerine de yolu bulmaları için yardımcı olmak için en gerekli ve faydalı haslettir. Onlara Yalnız Kurt denir. Yalnız Kurt sürüsü dağıldığında yolunu kendi başına çizer ama kimseye düşman olmaz, acılaşmaz ve kin beslemez. Sevilen, aranan, onaylanan, korunan değil, belki biraz çekinilen ama zor zamanlarda aranan ve güven veren kişiler Yalnız Kurtlardır.

Hem kendimiz hem sevdiklerimiz ve korumak istediklerimiz için neyi korumamız, neden vazgeçmemiz, nerede güçlü olmamız, nerede sınır koymamız, nerede kurala uyup nerede kendi kurallarımızı ve yöntemlerimizi yaratmamız gerektiğini fark ettiğimiz ve yapabildiğimiz bir DOLUNAY olsun.

Size bu yazı için bir KURT TOTEMİ çakayım. Şöööle bi toplasın Kök Çakranızı! Sözler ilk başta sanıldığı gibi saldırgan değil. Sadece kötü niyetle gelenlere geçit vermeyiz diye sınırını çizmeye ve gücünü toplamaya kararlı; The Hu – The Wolf Totem

 

1 Yorum

  1. Derya

    Dönüp tekrar tekrar okunup ders alınacak bir yazı (bütün yazılarınız gibi )tebrikler.

Derya için bir cevap yazınCevabı iptal et

Arşiv

Kategoriler

Son Yorumlar

Mehmet 9 yazarının Uranüs Boğa Burcunda; GENEL ve… yorumu
JUNO yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu
Vera yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu
Beril yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu

Juno - Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin