28 Mart 2021, TERAZİ Burcu’nda DOLUNAY; Şu Meşhur İlişkilenme Sorunsalına Derin Bir Bakış!

92d6e0dd55e876d1a3e95fc2c6a9c7eb
Resim:

28 Mart 2021, TERAZİ Burcu’nda DOLUNAY; Şu Meşhur İlişkilenme Sorunsalına Derin Bir Bakış!

28 Mart 2021 günü, İstanbul’a göre 21:47 itibariyle, DOLUNAY adını verdiğimiz, Güneş – AY karşıtlığı tam halini alacak. DOLUNAY haritasını yorumlarken aşağıdaki bileşenleri dikkate alıyorum;

  • AY Terazi Burcu’nun 8 derecesinde ve haritanın 11’inci evinde.
  • Güneş, Koç Burcu’nun 8 derecesinde, haritanın 5’inci evinde, Chiron ve AY’ın girdiği Teraiz Burcu’nun yöneticisi Venüs ile tam kavuşum halinde.
  • AY 7’inci Ev başlagıcı ile, Güneşin oluşturduğu Koç Stelyumu ise Yükselen NOktası ile 150’lik açılar yapıyorlar.
  • Yükselen Noktası 8 derece Akrep. Uranüs 7’inci Ev çizgisinin üzerine yerleşmiş.
  • Koç’un yöneticisi olan Mars İkizler Burcu’nda, Kuzey AY Düğümü ile kavuşum halinde, Kova’daki Satürn ile üçgen açı içinde. Satürn, Mars, AY DÜğümleri ve mC arasında bir mistik dörtgen görünümü var.
  • Balık’taki Merkür Neptün kavuşumu AY DÜğümlerine T-Kare yapıyor.

MEALİ;

Aklımızın pek de başında sayılacağı bir DOLUNAY değil… Ya da işte tam dolunay gibi bir dolunay 🙂 Zira Koç-Terazi aksının konusu ”Ben ve Diğerleri”… 5’inci -11’inci Ev aksının konusu ise ”Arzularımız, Mutluluk ve Doyum Arayışımız ile Bilinmeyene Açılma ve Risk Alma Eğilimimiz.”

Bu DOLUNAY’da şu meşhuuur konuya yani ”İlişkilenme Sorunsalına” derinden bir göz atacağız!

Kendimize şu soruları sorabiliriz;

  • Neden bütün ilişkilerim hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor?
  • İlişkileri neden sürdüremiyor ya da neden sürmemesi gereken ilişkilerden uzaklaşamıyorum?
  • Hep karşımdakiler mi suçlu? Ben neyi göremiyorum ya da neyi yapamıyorum?
  • İlişki tanımlarımda ne gibi bir eksik ya da sorun var?
  • İnsanlarla duygu veya madde düzleminde alış-veriş yapmakla ilgili ne gibi sıkıntılar yaşıyorum?
  • Karşımdakini gerçekten görüyor ve kendimi ona gerçekten gösteriyor muyum?
  • Beklentilerimde gerçekçi miyim?
  • Tavırlarımda dürüst ve adil miyim?
  • Bağımlı mıyım ya da insanları bağımlı hale getirmeye çalışıyor muyum?
  • Bana adil davranılmadığı zaman düşüncelerimi ve taleplerimi ortaya koyacak ya da gerekirse farklı bir yol çizecek kadar güvenli miyim?

İnsan ilişkilenmek ister. Zira ötekiler bize kendimizi hissetirirler. Varlığımızı, değerimizi, sevilen ve istenen biri olduğumuzu, insanlardan aldığımız tepkilerle fark ederiz. İlişkiler her zaman gül bahçesi değildir. İyileştirmekte zorlandığımız bir çok yarayı insanlara yakınlaşma cesaretini gösterdiğimiz durumlarda alırız. Ama yalnızlık güvenli olsa da sıkıcı gelir bize. Hayattan keyif almak ve coşku duymak için de birilerinin eşliğine, enerjisine ihtiyaç duyarız. Kendimizi geliştirmek, daha ilginç, daha başarılı biri olmak çabamız bile çoğu kez sosyal zeminlerde ya da özel yakınlaşmalarda daha değerli ve çekici bulunmak arzumuzla ilintilidir.

İlişkilerin yürümesi karşılıklı özen, anlayış, uyum ve destek ile mümkündür. Kişi bunları BEKLER!

Bazısı sadece bekler… Ama vermekten imtina eder. İlişkilenme modeli hepten ”kaygılı bağlanmaya” dönmüştür. O kadar kendi açlığına, kaygılarına, incinme ihtimaline odaklıdır ki, sadece alabilmekle ilgilenir ve vermeyi, ilişkiyi beslemeyi, kendisini beslemesini umduğu kişiye ”iyi” hissetirmeyi, onun ihtiyaç ve hassasiyetlerine önem vermeyi erteler. Hatta bazen muhatabı ne verirse versin yetersiz tepki ve onay vererek ona kötü hissettirmeye, bile bile aç bırakarak karşısındakini bağımlı hale getirmeye dahi kalkabilir.

Bazısının uyumla destekle filan hiç işi yoktur. O sadece imkansız olana erişmekle ilgilidir. Kendisine ”parlak” bir hedef seçer. Ne yapar eder karşısındakinin aklına, gönlüne, hayatına girer… Sonra da ilgisini yitirir. Zira önemli olan karşısındaki kişi değil, kendi erişme becerisidir. Hayatını bir avcı olarak sürdürür. Hep daha zor, daha değerli avlara yönelir ama asla tatmin olmaz. Asıl korkusu gerçek bir ilişki başladığı takdirde kendi yetersizliğinin ve boşluğunun ortaya çıkmasıdır. İçlerindeki bitmeyen değersizlik hissini, değerli gördükleri bir şeyi elde edip sonra bir başka hedefe yönelerek gidermeye çalışırlar.

Bazısının yenilmemek gibi bir derdi vardır. Gider en olmayacak en uyum sağlanmayacak kişiye takılır ve onu bağlamaya, onu tatmin etmeye, onu hayatında kalıcı kılmaya çalışır. Bu insanların sözlüğünde ”Ben seninle yapamam zira sen beni mutlu etmiyorsun!” ifadesi yoktur. Onlar geri çekilmeyi ve bırakmayı bilmezler. Alamadıkları her tepki, her onay onları biraz daha fazla vermeye teşvik eder. ALMAK İÇİN VERİRLER! Yeterli olmama kaygısı onları bağımlı ve mazlum kılar. Sevgi ilişkisi kurulması mümkün olmayan birini nesne haline getirirler. Asıl güdülerinin imkansız koşulları bile istedikleri hale dönüştürmek çabası olduğunun farkında değildirler.

Yukarıda tarifini yaptığım bu üç ilişkilenme modelinin ortak noktası, bu davranışı gösteren kişilerin aslında hep YALNIZ olmalarıdır. O ilişki modellerinde karşıda bir insan vardır ama onun ne yaşadığı, ne hissettiği, nasıl davrandığı önemli değildir. Önemli olan hep kendisinin ne hissettiği ve ne elde ettiğidir. Bu üç kişilik de ilişkiyi KAZANILACAK BİR SAVAŞ gibi görmektedir. Ve görüntüdeki tavrı uyum arayışı olsa da, aslında KENDİNİ aramakta, kendine dair çözümsüzlüklerini ilişkilere yansıtmaktadır.

Erich Fromm ”Sevgi Bir Fiildir!” der… Yani sevgi sahip olduğumuz bir şey değildir. Karşılıklı hamlelerle ortada döndürülen bir toptur. Tarafların sevilme ve sevgiyi yaşama ihtiyacı vardır. Sevgiyi yaşanan bir şey haline getirmeyi iki kişi BİRLİKTE YAPAR!

İlişkileri zorlaştıran, bizim çocukluğumuzdan bu yana yaşadığımız deneyimlerle oluşan kalıplardır. Biz ilişki hakkında konuştuğumuz zaman kendimize ve başkalarına tatlı yalanlar söyleriz 🙂 Ama bu tatlılığı sürdürmemize mani olan kendimizden kaynaklı engellerimiz vardır;

İnsanları oldukları gibi kabul edebilmek diye bir şeyden bahsedilir… Olduğu gibi kabul etmek ne yaparsa yapsın ya da  neyi yapmazsa yapmasın bunu sineye çekmek  değildir 🙂 Ne yaptığını ve yapmadığını görmekten, adını koymaktan ve o insanı kendi tercihlerine bırakmaktan kaçınmamaktır. O insanı bizim istediğimiz gibi olsun da biçim biçtiğimiz dona uysun diye çekiştirmemektir! Evet insan biçtiği dona göre kişi arar 🙂 Oysa yapılması gereken kişiye göre don biçmektir. Ama hayallerimiz buna mani olur! Evet insanın hayatına dair hayalleri ve bunun içini dolduracak bir kişiye dair beklentileri vardır… Biz çoğu kez bulduğumuz kişiye hayallerimizin içinde bir rol veririz. Ve çoğu kez o kişiden vazgeçmek aslında bir kez daha o hayalden vazgeçmek gibi geldiği için konuyu uzatırız. İnsanın belirsiz bir ihtimale doğru yürümek yerine elinde olanı eğip bükmeye çalışmak gibi bir ısrarı vardır. Bir insanı olduğu gibi kabul etmek onu olduğu yere koymaktır. Kendimizce olmasını talep ettiğimiz bir yere ittirmeyi, bunu bir kişilik meselesi haline getirmeyi hiç düşünmemektir. Bize uygun olan mesafeyi belirleyip orada durmak, o kişiyi dolduramadığı bir konumda tutmamaktır.

Olduğumuz gibi davranmayı da çoğu kez beceremeyiz! Karşımızdakinin görmekten hoşlanacağını düşündüğümüz ama sonrasında sürdürülmesi mümkün olmayan bir hale bürünmek ile ”ben böyleyim işine gelirse” öküzlüğüne sığınmak arasında gelgitler yaşarız. Her ikisi de kendini bilmemek ve kendini bulamamış olmaktır. İnsanın marifeti durumlarla dönüşebilmek ama bunu belkemiğini kaybetmeden, ÖZ’ünü oluşturan değerleri bozmadan yapmaktır. İlişkiler bizi olumlu anlamda dönüştürmeli ama bozmamalıdır!

İnsanlar hep samimiyet, dürüstlük, açık yüreklilik ve güvenirlik aradıklarını söylerler… Ama en çok da böyle bir bir şeyi bulduğumuzda inançsız olma, tıpkı krize girmiş 2 yaşında bir çocuk gibi hırçın ve talepkar davranma eğilimimiz vardır. Kötülcüllük, bencillik, kapalılık, çıkarcılık tanıdıktır… Tanıdık bir bünye ile kavga dövüş ve manipülasyon aracılığıyla, karşılıklı çıkar zemininde bir şekilde bir arada kalınır. Tanıdık olmayan iyicilliktir 🙂

İyicillik, içimizdeki Yaratan Parçasıdır! Bir insanda Yaratan’dan gelen güzelliği, cömertliği, beklentisiz ve içten akışı görmek, bizi önce büyüler… Sonra kuşkulandırır! Onun gerçek olup olmadığını defalarca sınama ihtiyacı uyandırır. Hayatın bizi tekrar tekrar hayal kırıklığına uğratmasına ve bizde ”Yaratan tarafından sevilmediğimiz ve kollanmadığımız” gibi bir algı oluşturmasına bağlı oluşmuş bütün kaygılar, iyicil birini bulunca ortaya çıkar. Adeta hayata dair tüm sorgularımızı bu kişiye yöneltir, hatta tüm hırsımızı bu insandan alırız! Veremeyeceği kadarını isteyerek bizi hayatın ”adil, güvenli, sevgi dolu” bir şey olduğuna inandırmasını bekleriz. Bizim ”Sevgi Dolu Tanrımız” oyunu bizim kafamızdaki plana, bizim çıkarımıza, bizim rahatımıza göre düzenleyen bir Tanrıdır. Öyle yapmadığı zaman ona kızar ve küseriz. Karşımıza çıkan iyicil insanlardaki Tanrı Parçacığını gördüğümüzde de bu beklentimiz tetiklenir ve ondan hayalimizdeki Tanrı kadar karşılıksız bir vericilikle davranmasını bekleriz. Her istediğimiz almanın bizim için iyi olmadığını da asla aklımıza getirmeyiz 🙂

İyicilliğin en SIKICI yanı ise bizi de içimizdeki Yaratandan Olan güzelliği bulup çıkartmaya ve öyle davranmaya teşvik etmesidir. ÖZ herkeste vardır… Bazılarında daha bir yüzeye yakın, bazılarında ise özenle gizlenmiş halde durur. Sevgi bizi ÖZ’ü ortaya çıkartmaya teşvik eder. Ama ÖZ’e göre davranmak zor ve tehditkardır. Güçlü, dürüst, açık ve gayretli olmayı gerektirir. Kendini korumaya odaklı, ürkek, kendinden şüphe eden, kendine sevgisiz ”Kişilik Örtümüz” için UYGUN değildir. Özündeki iyicillik açıkça ortada olan insanlarla ilişkiye girmek bu yüzden bazı insanlarda önce mutluluk, sonra bir garip kızgınlık ve kuşku, bazen de bir kaçma arzusu uyandırır.

İnsan aslında en çok ÖZ’ü ile ilişkilenmek ihtiyacındadır. Başkaları ile girdiğimiz her ilişki bize o ÖZ’den ne kadar uzaklaştığımızı ya da o ÖZ’ü ne kadar hoyratça kullandığımızı gösterir ve bize AYAR YAPMA mecburiyetinde olduğumuzu hatırlatır.

Kendine bakamayan başkasını göremez… Kendinden uzak olan başkasına yakınlaşamaz… Kendini sevmeyen başkasına sevgi veremez…

ÖZ’ümüze yakın, ÖZ’ümüzle barışık olduğumuz, ÇOK SEVİLDİĞİMİZ İÇİN VAR OLDUĞUMUZDAN hiç kuşku duymadığımız, başkalarıyla ilişkilerimizde de bizde ve onlarda olan ÖZ’e duyduğumuz sevgi ile davranabildiğimiz, bağımlı değil gereğince bağlı olmayı öğrenmek yolunda ilerlediğimiz, aydınlık bir DOLUNAY olsun!

BURÇLARA göre yorumları gün içinde yayınlayacağım. Lütfen Üyelere Özel bölümünden takip edin.

”Bir gün kendimi yeniden evde hissedeceğim… Yeniden güçlü hissedeceğim. Şimdi gözlerimi kapatıyorum, geçmişe bakıyorum ve ileri yürüyorum.” Micheal Kiwanuka – Home Again

 

13 Comments

  1. Sevda

    ❤❤❤❤👏👏👏👏sevgiler

  2. Başak

    Siz bir dehasınız! Büyülendim yazıdan ve Aman Allahım nasıl bir enginlik. Öğrenecek o kadar şey var ki sizden. Nasıl bu kadar ilmek ilmek hücre hücre zarif bir tarif insan ruhu için.
    Ve biz çok şanslıyız, her döneme dair nokta atışı yorumlarınızı okuyabiliyoruz. Maaşallah 🧿 binlerce kez.
    Sizi daha çok tanımayı, bilgilerinizi nasıl nerelerden derliyorsunuz öğrenmeyi çok isterim. YouTube kanalınızda, kendinizden okuduklarınızdan paylaşsanız 💕 Size doyum olmaz.
    Mail geldiğinde bildirim geliyor ama ben yine de sizden mail gelmiş mi diye açıp açıp bakıyorum, öyle bir tutku oldunuz 🙂Yaşadıklarımızı yorumlayabilmek anlayabilmek mümkün ama çoğu zaman farkındalığa çıkması için bilgi ve bakış açısı gerekiyor. Ve sizden bu yönde çok besleniyorum.
    Çok teşekkür ederim. Çok değerlisiniz, Sevginiz sağlığınız daim olsun. Allah’a emanet olun 🌺

    1. JUNO

      Çok teşekkür ederim. Faydam oluyorsa ne mutlu bana.

  3. Canan

    Okurken bir silkelendim yuzlesme seansi gibi oldu benim icin , farkinda olmasan yaptiklarimin farkina vardim . Nasil bu sarmaldan cikarim bilemiyorum yureginize saglik 💙

  4. Özlem

    Juno çok teşekkürler ağzınıza sağlık ❤🙏

  5. Hande

    Öyle güzel yazmışsınız ki… Gerçekten yüreğinize sağlık. ÖZ’ümüzü bulmak ve O’na sahip çıkmak dileğiyle…

  6. Gözde

    Haaarika bir yazı 😍
    Her paragrafa artık söylenecek ne kaldı ki diye başlayıp tekrar tekrar büyülenmek❤️ Elinize sağlık😊

  7. O kadar dokundu ki yazdıklarınız. Duymaya ihtiyaç duyduklarımı yazmışsınız. Kafamın karışıklığı azaldı. Yön buldum kendime. Yol sevgiye zaten.. 🙂 Hengamede unutabiliyor insan. Ya da yanlış anlıyor. Yazınız perspektif verdi. Kaleminize, kalbinize sağlık.

  8. Olive

    Juno yüreğime dokundun, fark ettirdiklerin acılarla yüzleştirdi. Sormak istiyorum… Peki, iyicilik bozulur mu? Kişi iyiciliğin suistimaline karşı isyan eder mi? Ve yeniden öz’e dönebilir mi?

    1. JUNO

      ÖZ size ait olan tek şeydir. Kalan her şey geçici ve bazen iyi bazen kötüdür. Dönmeyip ne yapacaksınız? Yuva orası…

  9. Sırma

    Çoook teşekkür ederiz. O muhteşem , büyüleyici, farkıdalığımızı artıran yüreğınize ve sizden bize akıp gelenlere. Sağlığınız, varlığınız daim olsun.

  10. Tugba

    Ne guzel yazmissiniz 👏🏻👏🏻 Sagolun varolun 🙏🏻❤️

  11. Dilek

    Cok beğendim emeğinize sağlık şu misali akıp gittim yorumunuz karşısında tebrikler

Bir Cevap Yazın

Arşiv

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: