22 Haziran 2024, OĞLAK Burcu’nda DOLUNAY; İçimizdeki Savaşı Görmek Zamanı!

Angela Digital Artist
Resim: Angela Digital Artist

22 Haziran 2024, OĞLAK Burcu’nda DOLUNAY; İçimizdeki Savaşı Görmek Zamanı!

22 Haziran 2024 günü, İstanbul’a göre 04:08’de DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş-AY karşıtığı tam halini alıyor. DOLUNAY haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • Güneş Yengeç Burcu’nun bir derecesinde ve haritanın 2. Ev sınırında. Venüs ve İkizler’de olan Yükselen’in Yöneticisi Merkür, Güneş ile 2. Evden kavuşum halindeler.
  • AY Oğlak Burcu’nun 1 derecesinde ve haritanın 8’inci Ev sınırında.
  • Yengeç’te Stelyum yapan Güneş, AY, Lilith ve Neptün arasında Büyük Kare var.
  • Yükselen 9 derece İkizler ve ALDEBARAN Sabit Yıldızı ile kavuşuyor.
  • Lilith’den çıkan bir uçurtma, kanatlarına Selena ve PLuto’yu alarak Neptün’e varıyor.

Büyük bir değişime kucak açmamıza imkanı veren bir DOLUNAY bu! Eğer kaygıya ve tereddüte yer bırakmazsak, eğer kendimizi her zaman içine sığışmaya çalıştığımız kalıplar, savunma duvarları içine hapsetmezsek, eğer hayatı bir kayıp-kazanç ikilemi değil bir deneyim olarak görmeye açık olursak, baskıladığımız bir dönüşümü kucaklayacağız.

Dünyanın bize çizilen sınırlarını kabul etmemiz gerektiğini zannederiz. Bize sunulandan başka bir hayatın mümkün olmadığını… Bizi güvende tutanın alışkanlıklar ve düzen olduğunu ve bunun dışına çıkarsak bizi kötü kurtların kapacağını ya da biz yaramazlık ettiğimiz için artık ”kabilemizin” bizi istemeyeceğini ve şu koca dünyada yapayalnız kalacağımızı zannederiz. Mahrumiyet korkusu, sevilmeme ve istenmeme kaygısı, zarar görme endişesi, güvenli görünen bir alanın dışına taşma kaygısı, bizi duygularımızı, arzularımızı ve sezgilerimizi baskılamaya, iç sesimizi duymazdan gelmeye iter. Bu kaygılar nedeniyle ÖZ’ümüze uygun olanı değil, bize atılan formata uygun olanı yaparız.

Asıl fark etmemiz gereken bu formatı sürdürenin artık biz olduğumuzdur! Benim içinde güvenli olduğum, sevildiğim, korunduğum ya da tanıdığım ve rahat ettiğim kalıp budur diye düşündüğümüz için bir zamanlar sırtımıza yüklenmiş olan tanımları, etrafımıza çekilmiş olan sınırları, birebir benimseyen ve uygulayan biziz. Dıştan gelen baskılar olarak algıladığımız şey artık bizim içimizde kendimize uyguladığımız baskı!

Belirsizliğe kucak açmak yerine, korunaklı ama sıkıcı ya da tatminkar olmaktan uzak ve bizi görmezden gelmeye çalıştığımız bir iç gerilime sürükleyen tutumları biz devam ettiriyoruz. Duygularımızı görmekten, tanımlamaktan, böyle hissetmemize neden olan içsel kurguların izini sürmekten, bu kurguların bizi zincire vurduğunu fark edip, dönüşümün kapısını açmaktan biz kaçınıyoruz.

Neye kızmamız gerektiğine dair bir kurgumuz var örneğin… Bir şey bizi tetikliyor ve çıldırıyoruz. Bu kızgınlığın altındaki acıya ve o acının gerçek kaynağına bakmıyoruz da, acıyı tetikleyen şeye kızarak geçici bir rahatlama yaşamaya çalışıyoruz. Asıl mücadele edip yıkmaya çalıştığımız, savaştığımız, yenmek istediğimiz şeyin, o olayın bize hatırlattığı derin acı, içimize sinmeyen ama kabul edip susturmaya çalıştığımız deneyim olduğunu fark etmemiz lazım oysa… Ben bunu hak etmemiştim dediğimiz şeyi içimizde uhde gibi saklamak zorunda değiliz. Bunun bize ”yapılmış” olmasının bizi değersiz ve önemsiz kılmadığını, yaşanılan adaletsiz olayların karşımızdakilerin zaafları ve sorunlarıyla ilgili olduğunu, bizim bunların yükünü üstümüzde taşımamız gerekmediğini görmek zamanı geldi geçiyor… Bizim yapmamız gereken şey hoşumuza gitmeyen bir davranışla karşılaşınca kendimiz için uygun olan sınırı çekmek ve bunu kimseye savunmaya ihtiyaç duymamak!

Hoşumuza gitmese de bizden beklenenleri yapmamız gerektiğine dair bir kabulümüz var belki… Bunun altında içimizden geldiği gibi davranırsak, sevilmeyeceğimize dair bir inanç olduğunu ve aslında bunun bizi çok kızdırdığını görmezden geliyoruz. En önemlisi bizi sevilebilir kılanın beklentiye uymak olduğuna ikna olduğumuz için, memnun edicilik rolünü ısrarla giyenin biz olduğumuzu ve belki sırf bu yüzden etrafımızın talepkar ve baskıcı insanlarla çevrili olduğunu, onları kabile sayıp etrafında tutanın kendimiz olduğunu göremiyoruz.

Biz herkesin beklenti ve taleplerini gözettiğimiz ve bizim de samimiyetle gözetildiğimiz ideal bir dünya arıyor olabiliriz. Ancak dünya böyle bir yer değil. Ben her istenileni yaptım ve karşılığında korunmayı hak ettim gibi bir denklem çalışmıyor insan ilişkilerinde. Kendimiz için gerekli ve güvenli olan sınırı belirlemek bizim görevimiz. Bu sınırı çok katı tutarsak, hep kendimizi korumaya alır ve insanların istek ve ihtiyaçlarını kendi çıkarımız ya da rahatımız adına gözardı edersek, duygu ve sıcaklıktan yoksun bir dünyamız olacağını görmesi ve kalbini sevgiye açması gereken biziz.

Ama kendimizi hiç kollamazsak, hep başkalarını memnun etmeye çalışır ve onların da bizi kollayacağını varsayarak yaşarsak, oluşan zararları, haksızlıkları, kayıpları, ilişkiler bitmesin diye normalleştirirsek, kendimize en büyük zararı verecek olan da yine biziz!

İnsan kendi ebeveyni olmayı öğrenmek zorunda. Kendini görmeyi, olduğu gibi kabul etmeyi, zaaflarını kucaklamayı ve onları savunmak ya da reddetmek yerine, gelişmeyi, törpülenmeyi, içten dışa güçlenmek için çaba göstermeyi becermeliyiz! ”Bana ne, bana ne… Ben böyleyim. Beni hiiiiç üzmeyin. Hiç değişmeye zorlamayın. Hiç bir eksiğimi gözüme sokmayın. Her arzuma kucak açın.” diyerek idrak ve iradeden yoksun bir bebek gibi davranamayız. ”Tamam beni sevmeniz ve kabul etmeniz için her istediğinizi yapmaya hazırım. Yeter ki sonunda aferin alayım!” diyen bir birinci sınıf talebisi gibi de yaşayamayız. Seçimlerimizi yapmak, belki bazen risk almak, hata yapmak, kayba uğramak, üzülmek, bazen de hiç aklımıza gelmeyen keşifler yapmak, yepyeni nitelikler geliştirmek, hayatı keyifle kucaklamak… Yani var olmanın sorumluluğunu tam anlamıyla almak ve acı tatlı her deneyimin bizi kendimize götürdüğünü fark ederek, ÖZ’ümüzü gürleştiren bir hayat yoluna cesaret etmek zorundayız.

Bu DOLUNAY bizi içimizdeki cesur savaşçıyı ve onun işaret ettiği mücadeleli yolu kucaklamak için tetikleyecek! Yenilirsek, vaz geçersek, geri çekilirsek ve alışkanlıklarımıza, kaygılarımıza gömülürsek, hayata veya insanlara değil SADECE KENDİMİZE yenilmiş, kazanırsak da KENDİMİZİ KAZANMIŞ olacağız.

Sevgi, umut ve ÖZ’ünüze iman etme gücü sizinle olsun.

NİLÜFER desin Müslüm Baba… Kendimizi kendimizden geri alalım 🙂

3 Adet Yorum

  1. Burcu Saraçoğlu

    Sevgili juno, yıllar yılı sizi okuyarak geçti. İçsel olarak büyürken bir kulağımda sizin de sesiniz vardı. Yaptığınız şey ne sadece astroloji, ne sadece yorum, bence siz bir edebiyatçısınız 🤍🍃

  2. Ece

    Junom bunu bana yazmışsın.tesadüflere inanmam.teşekkür ederim❤️

  3. Şule

    Sevgili Juno kaç zamandır zihnimdekilere öyle bir cevap verdin ki zaten kurban bilincinden çoktan çıkmış biri olarak kararında doğru yerde olduğumu melek gibi cevapladın.Muhtesemsin hem de tek kelimeyle 🙏♥️

Şule için bir cevap yazınCevabı iptal et

Arşiv

Kategoriler

Son Yorumlar

Mehmet 9 yazarının Uranüs Boğa Burcunda; GENEL ve… yorumu
JUNO yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu
Vera yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu
Beril yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu

Juno - Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin