21 Temmuz 2024, OĞLAK Burcu’nda DOLUNAY; Var Olayım Derken Yok Olduğumuz Yeri Görme Zamanı!

Kaoru Yamada
Resim: Kaoru Yamada

21 Temmuz 2024, OĞLAK Burcu’nda DOLUNAY; Var Olayım Derken Yok Olduğumuz Yeri Görme Zamanı!

21 Temmuz günü, İstanbul’a göre 13:16’da DOLUNAY adın verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı tam halini alıyor. Dolunay haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • AY Oğlak Burcu’nun 29 derecesinde, Pluto ve IC ile kavuşum halinde.
  • Güneş Yengeç Burcu’nun 29 derecesinde MC ile kavuşum halinde.
  • ALGOL ile kavuşan Uranüs ve Başak Burcu’ndaki Juno da dahil olunca, DOLUNAY bir UÇURTMA formuna giriyor.
  • Uranüs Aslan’daki Merkür’den kare açı alıyor.
  • Oğlak’ın yöneticisi Satürn Balık’ta retro hareketine devam ediyor ve Juno ile karşıt.
  • Yükselen Noktası 26 derece Terazi Burcu’nda ve SPICA Sabit Yıldızı ile kavuşuyor.
  • Terazi’nin yöneticisi Venüs Aslan Burcu’nda, 10’uncu evde ve Ay Düğümleri ile ılımlı açılar yapıyor.

Ülke açısından politik arenada yüksek profili olan kişilerin konumunda değişiklikler getirmesi beklenebilecek bir DOLUNAY’dan bahsediyoruz. Ekonomiyi etkileyen önemli kararlar da alınabilir.

Bireysel düzlemde, büyük bir baskı altında kalmışız da kendimize bir çıkış alanı yaratmaya çalışıyormuşuz gibi bir his verecek bu DOLUNAY! Ama bu çıkışı yapabilmek için kendi içimizde bir şeyleri yıkmak zorundayız.

Nasıl deneyimler var önümüzde derseniz;

  • Bastırılmış çok fazla duygu bu DOLUNAY’da ortaya çıkabilir. Siz de ertelediğiniz duygu patlamalarını yaşayabilirsiniz. Etrafınızda da bu tür çıkışlara şahit olabilirsiniz.
  • Aniden büyüyen ve yıkıcı olan, hatta fiziksel şiddete varabilecek çatışmalara çanak tutan bir enerji var etrafta! Özellikle gurur ve haklı çıkma çabası nedeniyle yaşanabilecek bu tür tartışmalardan korunmak yerinde olur.
  • Aşırı gerilim, kalp damar sorunlarını, tansiyona bağlı beyin kanamaları gibi yatkınlıkları tetikleyebilir. Kendimizi fiziksel ve duygusal olarak korumaya almamız gerekir.
  • Birilerini korumaya, birileri için kendimizi ortaya atmaya, özellikle ailemiz ve aidiyet duyduğumuz diğer kişiler ve ortamlarla ilgili konularda sahip olmadığımız imkanları kendimizi zorlayarak ortaya koymaya, aşırı cömert olmaya çalışabiliriz. Bu tercihler bize kendimizi bir kahraman, çok takdir edilen ve saygı duyulan biri gibi hissettirebilir. Ancak kullanılmış, suistimal edilmiş ya da kendi arzumuz ile gereksiz bir yük üstlenmiş olduğumuzu sonradan fark edebiliriz. Dolaylı ego tatminleri için, gereksiz hareketler yapmamaya çok dikkat etmemiz gereken bir zamandır.
  • Bastırmamız, kontrol altına almamız, dışa yansıtmamamız gerektiğini düşündüğümüz duygularla yüzleşmemiz, onları yadsıma nedenimizi görmemiz, gerekiyorsa onları ortaya koymamız ya da sağlıksız bir duygusal birikim varsa bunu dönüştürüp temizlememiz gereken bir zamandır.
  • Kendimize şefkat göstermediğimizi, başkalarının gözünde bir konuma gelmeye, bir ilişkiyi devam ettirmeye, birilerini korumaya çalışırken, kendimize haksızlık ettiğimizi, sağlıklı sınırlar çizemediğimizi, sürekli veren ve beklentilere uymaya çalışan birine dönüştüğümüzü fark edebiliriz.
  • Sevgi görebilmek için sağlıklı alışverişler kurmak yerine, buna hiç ihtiyacımız yokmuş gibi davrandığımızı, insanlara duyduğumuz muhabbeti dışa yansıtamadığımızı, fazla katı ve kapalı davrandığımızı, kendimizi incinmemek ya da kusurlu ve eksik bulunmamak için her türlü yakınlığa kapattığımızı ve bunun bizi giderek yalnızlaştırdığını fark edebiliriz.

Duygular bizi uyarır. Etrafımızda olup bitene, egomuzun verdiği tepkiyi duygularımıza bakarak anlayabiliriz. Bazen bir duyguyu olduğu gibi görmek, özellikle de olumsuz bir duyguyu olduğu gibi kabul etmek egomuzu incitir. O zaman insan bu duyguyu çarpıtarak, bastırarak ya da karşısındakilere yansıtarak üstesinden gelmeye çalışır. Yani duygu yokmuş gibi davranırız ve onu inkar ederiz. Duyguyu çarpık ve tamamen yanlış yorumlanacak bir şekilde ortaya koyarız. Bir başka seçenekte ise karşımızdakilerin öyle hissettiklerini ve bize o şekilde davrandıklarını iddia ederek, kendi içimizde olandan başkasını sorumlu tutarız. Bu seçeneklerin hepsinde, ehlileşmemiş bir egoyu korumak için duyguyu yok saymak vardır. Yok sayılan duygunun içimizdeki kaynağını bulmak imkansızdır. Oysa egomuzu o derece rahatsız eden bir şeyin kaynağı, yaşanılan anda değil içimizde geçmişten gelen ve yok sayılan bir yaradadır. Duygu bizi kaynağa götürüp, şifalanmaya yönlendirecekken, biz duyguyu yok sayınca, ego sağlıksız yöntemlerle genişlemeye devam eder. Sonunda da bir yerden patlak veririz!

Yani kendimizi var etmeye çalışırken aslında yok eden bir yöntemle hayatta ve ayakta kalmaya çalışırız.

Duyguları baskılamak yerine bir kerteriz olarak kullanmak en iyisidir. Örneğin bir durumda kendimizi üzgün hissediyorsak bu üzüntünün hangi düşünce ya da olaydan kaynaklandığını bulmaya çalışmak en iyisidir. Diyelim ki üzüntümüzün altından önemsenmediğimizi, görülmediğimizi düşünmek çıktı… Bu durumu baskılamak için çok dikkat çekici bir jest yaparak ilgiyi üstümüze çekmek, kendimizi önemsetmeye çalışmak ya da diğerlerine kendilerini önemsiz ve eksik hissettirecek bir hareket yapmak, egomuzu geçici olarak tatmin edebilir ama bizi şifalandırmaz. İnsanlar o anda bize arzu ettiğimiz dikkat ve özeni vermemiş olabilirler. Bu ya duruma bağlı bir şeydir ve geçicidir. Ya da o kişilerin karakterleri ile ilgilidir ve bu sadece görülüp dikkate alınması gereken bir veridir. Sağlıklı bir egosu ve özgüveni olan kişi bu durumu kendini incitmeden aşabilir. Eğer o anda kendi varlığından daha önemli bir konu varsa, bunu dikkate alabilir. Eğer kişilerin genel bir saygısızlığı varsa, onlarla ilişkisini sınırlama kararı alabilir. Ama bu durumu içine dert edinmez. Dışsal olayları bize duygusal olarak saldıran ataklar gibi algilamamız bizim derindeki önemsizlik ve değersizlik hissimizle ilgilidir. Duyguyu bastırmak yerine, bağlandığı yerleri izlersek, kendimizi bulur, kendimizi şifalandırma imkanına sahip oluruz.

Kendine adil olamayan, adaleti hep başkalarının davranışlarında görmeyi bekleyen kişi ya kendine ya da başkasına zalim olur.

Kendinize zulmetmeyin. Her insanın sağlıklı yani kendini var edebileceği sınırlar içinde yaşamaya hakkı vardır. Bu sınırları başkası değil, kişinin kendisi kendiyle dürüst bir ilişki kurarak belirlemelidir. Biz sınır koymadığımızda ve beklentiye göre hareket ettiğimizde daha güvende olacağımızı ve sevileceğimizi sanırız. Oysa başkalarından beklediğimiz sevgiyi kendimize hak görmeyen ve veremeyen biziz. Özsevgi çerçevesinde sınırlarımızı belirlediğimiz zaman hayat çok daha kolaylıkla akar.

Bazılarımız için de sınırlar bir hapishaneye dönmüş ve bize nefes alacak alan kalmamış olabilir. Kendini aşırı korumaya almak ve BEN’e odaklı bir hayat sürmek de bizi gelişemez ve iletişim kuramaz hale getirir. Bu güvenlik değil bir kulede yaşanan esaret gibidir. Bir sürü insanla ilişki kurar gibi görünsek de, aslında kendimizle gerçek bir ilişki kuramadığımız, kendimize dürüst ve açık olamadığımız için, etrafımızdaki kişilerle de içten bir bağ kuramaz hale geliriz. Bunun derinindeki duygu korkudur! Korkunun olduğu yerde sevgi yoktur. Kendinizin sevilebilir biri olmadığınıza çok derinde inandığınız için onu alamayan ve veremeyen bir hale gelmiş olabilirsiniz. Bunu şifalandırmak yine sizin elinizdedir.

İnsan hep güvenli bir yuva arar. Oysa hep yuvadadır. Hepimiz bazen kendimizi bu dünyaya atılmış ve unutulmuş çocuklar gibi hisseder ve bizi terk ettiği için Göklerdeki Babamıza kızarız. Oysa o bizim içimize tohumlarını ekmiştir ve yaşadığımız deneyimler, bu tohumlara su verip canlandıran araçlardır. Bırakın o tohumlar ekine, o ekinler ürüne dönsün… Siz ayağınızı dünya toprağına basın ve kalbinizi göğe açın. Bereket üstünüze yağmur gibi yağacaktır.

 

3 Adet Yorum

  1. Su

    Allah sizden razı olsun

    1. JUNO

      Hepimizden razı olsun

  2. Damla

    Kendimizi sevilebilir olduğumuzu nasıl öğreteceğiz? Nasıl kabul edeceğiz kendimizi oldugumuz gibi?

Damla için bir cevap yazınCevabı iptal et

Arşiv

Kategoriler

Son Yorumlar

Mehmet 9 yazarının Uranüs Boğa Burcunda; GENEL ve… yorumu
JUNO yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu
Vera yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu
Beril yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu

Juno - Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin