2 Ekim 2024, TERAZİ Burcu’nda Güneş Tutulması ve YENİAY – Hay Ben Böyle Aşkın Izdırabını!
2 Ekim 2024, TERAZİ Burcu’nda Güneş Tutulması ve YENİAY – Hay Ben Böyle Aşkın Izdırabını!
2 Ekim 2024 günü, İstanbul’a göre 21:48’de YENİAY adını verdiğimiz AY – Güneş Kavuşumu tam halini alıyor. Bu YENİAY aynı zamanda bir Halkalı Güneş Tutulması’na da sahne oluyor. TUTULMA haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;
- Güneş ve AY Terazi Burcu’nun 10 derecesinde ve haritanın 5’inci evinde kavuşuyorlar.
- Terazi’deki YENİAY Stelyumuna Lilith, Güney Ay Düğümü, Merkür ve Juno da eşlik ediyor.
- Terazi’nin yöneticisi Venüs Akrep Burcu’nda, Yengeç’teki Mars ve Balık’taki Retro Satürn ile bir Su Üçgeni oluşturuyor.
- Yükselen 15 derece İkizler, Selena ve RİGEL Sabit Yıldızı ile kavuşuyor.
İlişkilenme şeklimiz üzerinde çalışacağımız birkaç ay bekliyor bizi Dostlar! İlişki denilince akla hemen romantik bağlarımız geliyor ama işbirliği yapmak, birlikte var olmak deneyimi içeren maddi – manevi bütün bağlarımız masaya yatacak diye düşünün. Bu süreçte geçmişten bugüne bağ kurmak konusunda getirdiğimiz alışkanlıkları sorgulamamız, kıramayacağımızı düşündüğümüz kalıpların bize ne getirip ne götürdüğünü irdelememiz ve mümkünse bir türlü cesaret edemediğimiz bir dönüşüme şans vermemiz beklenir.
Ne gibi deneyimler yaşayabiliriz;
- Neye ve kime, neden dolayı arzu duyduğumuzu, arzunun bizde nasıl duygu dalgalanmaları – hırs, kaygı, korku, değersizlik hissi, gözü karalık, pervasızlık, kaybolmuşluk, merkezini kaybetme vb. – oluşturduğunu, arzu duyduğumuz şeylere nasıl davrandığımızı anlamak için bir çok fırsatımız olabilir. Arzuyu sadece insanlara değil belirli işlere, ilgi alanlarına, konumlara, faaliyetlere de duyabiliriz! Bir şeyi istediğimizi fark edince ne hissettiğimizi ve ne yaptığımızı gözlememiz ve burada bizi boşa düşüren, ayağımızın takılmasına ve düşmemize, geri çekilmemize ya da pervasız davranmamıza neden olan güdülenmeleri fark etmemiz için mükemmel bir dönemdeyiz.
- Eski aşkların gölgesi üstümüze düşebilir. Hayatımızdan çıkan insanlar üzerine çok kafa yorabiliriz. Ya da bu insanlarla yeniden ilişkilenmemize neden olacak zeminler oluşabilir. Bu deneyimi aynı kalıpları tekrar etmek değil, kendimizi gözlemek ve dönüştürmek için değerlendirmemiz yerinde olur. Bir gönül bağını hayatımızda neden tutmak istediğimizi, bunun bizim için taşıdığı gerçek anlamı sorgulayabiliriz.
- Yaşadığımız duygusal ya da maddi ilişkiler ve ortaklıklarda geçmişten bugüne ”yanlış kaynamış ve öylece kemikleşmiş” olan alış-veriş biçimlerinden fazlasıyla rahatsızlık duyabiliriz. Kabul edilmiş bu durum ya değişsin ya da bu bağ tamamen kesilsin kafasına gelebiliriz. Birileri de bizimle ilişkisindeki memnuniyetsizliklerini dile getirip değişim ya da kopma talebinde bulunabilir.
- Bir ilişkide kendimizi kaybettiğimizi, kim olduğumuzu unuttuğumuzu ya da karşımızdakini görmediğimizi, onu sadece kafamızdaki bir role oturtup öyle davrandığımızı fark ve kabul etmemiz gerekebilir.
- Olan, akan, bize güven ve bağlılık duygusu veren, GARANTİLİ ilişkilerin bizde bir süre sonra apatiye neden olduğunu fark edebiliriz. Bizi sadece her an kopacakmış gibi görünen bağları ayakta tutma çabası harekete geçiriyor olabilir. Bize değer veren ve saygı gösteren, bizimle olmak isteyen insanların, bizimle iş yapmak ortaklık kurmak isteyen kişilerin sabırlarını ve sınırlarını çok zorluyorsak, bize karşı anlayışlı olundukça sınırlarımızı daha da sertleştiriyorsak ama kaybetme korkusu ortaya çıkınca birden hareket geçiyor ve özellikle sınırlarımızı fütursuzca ihlal edebilen, bizi kendimizden kuşkuya düşürebilen kişilere fazlasıyla çekiliyorsak, bu ÖZDEĞER ve ÖZSAYGI bilincimiz oluşurken önemli bir temel taşının yerine konulmadığına işaret eder. Bu alanı şifalandırmak için çok iyi bir zamandan geçiyor olabiliriz.
- İçi boşalmış, fonksiyonunu yerine getirmeyen bir ilişkiyi, ortaklığı, işbirliğini, sadece yalnız kalma kaygısı ile devam ettiriyorsak, bununla yüzleşebilir ve ”Tek Başınalığı” göğüslemekten korkan yanımızı şifalandırma yoluna gidebiliriz. Bu süreçte tek başınalığı becerememenin aslında kendimizle ilişki kuramamaktan kaynaklandığını görmemiz ve kendimize, yolumuza sahip çıkmak için ayağa kalkmamız çok yerinde olur.
- Sevdiğimiz bir çok şeyle nasıl bir bağ kurduğumuza bakmamız gerekebilir. Çocuklarımızla ilişkimiz de buna dahildir! Bir çocuk sahibi olmayı kendimizden vazgeçmek gibi mi görüyoruz? Böyle olması gerektiğini düşündüğümüz için çocuk sahibi olmaktan korkuyor muyuz? Bir çocuğumuz varsa, kendimizi tanımlamak için onun varlığını mı kullanıyoruz? Olamadığımız her şeyi çocuğumuzun olmasını ve hayatta bulamadığımız her şeyi onun bulmasını mı bekliyoruz? Çocuğumuz büyüyünce, bağımsızlaşınca ya da basitçe bizimkinden farklı tercihlere meyledince, onun için endişeleniyormuşuz gibi görünsek de aslında TEK BAŞINA kalmaktan korkan biz miyiz?
- Elbette çocukluğumuzu gözden geçirmek ve o dönemdeki deneyimlerimizin bu güne nasıl yansıdığını fark etmek için de çok iyi bir zaman. Çocukluğumuzda nasıl sevildik ve sevilmek için ne yaptık? Bizi sevilebilir ve arzu edilir kılanın ne olduğunu zannediyoruz? Sevilmek ve arzulanmak için sınırlarımızı ne kadar esnetiyoruz? Ya da sevildiğimize ve önemsendiğimize ikna olmak için karşımızdakilerin ne kadar esnemesini ve nereye kadar kendinden fedakarlık etmesini bekliyoruz? Biri bizi sevmezse ya da bizi bizim istediğimiz gibi arzulayıp beklentilerimizi karşılamazsa ne olur? Bağ kuramamak bize ne hissettirir? Eğer hep en imkansız görünenin peşinde gezerek kendimizi var etmeye çalışıyorsak, bunun çocukluğumuzda ailede deneyimlediğimiz ilişki modelleri ile örtüşen yanı nedir? Bu soruları kendimize sormak ve samimiyetle cevaplamak için mükemmel bir dönem olabilir.
- Bir şeyi arzulamanın ve bunun için hareket geçmenin bizi bizden alacağını ve konfor alanımızdan edeceğini mi zannediyoruz? Bu nedenle ilgimizi çeken insanlar ya da faaliyetlerden uzak durmak için bin tane bahane mi buluyoruz? Bizde arzu duymanın ve bununla harekete geçmenin zarar verici olduğu yargısını oluşturmuş en derin deneyim nedir? Son tahlilde ”Kendimiz İçin” harekete geçememek hangi kaygının ya da hangi beklentinin uzantısı? İçimizde yeterince korunup kollanmamış, iyi bakılmamış bir çocuk mu var? Biz hala kundaktaki bir bebek gibi bütün arzu ve ihtiyaçlarımızın, birileri tarafından fark edilip en güvenli olduğumuz yerde zahmetsizce karşılanacağı bir sürecin hayalini mi saklıyoruz avucumuzda? Bu hayalden vazgeçememek için mi kendi elimizden tutup sokağa çıkabileceğimize, düşüp kalksak da sonuçta yürümeyi öğrenebileceğimize inanmak istemiyoruz. Gücümüzü kuşanmak bizim için en derindeki bir bebek gibi sevilme arzusunu feda etmek anlamına mı geliyor? İçimizdeki çocuğa güvenli ve tutarlı bir ebeveynlik etmesi gereken en önemli kişinin biz olduğumuzu kabul etmek ve gereğini yapmak için daha fazla gecikmesek çok iyi olur!
İnsan birileriyle bağ kurunca kendini değerli hissedeceğini ve seveceğini zanneder. Oysa kendine sevgi duyamayan bir insan ne bir toplulukla, ne bir arkadaşla, ne bir iş ortağı ya da yoldaşla ne de bir romantik partnerle, sağlıklı bir bağ kuramaz. Kendimize sevgi duyamıyorsak, içimizde sevgiye layık olduğumuza dair inanç çocukluktan başlayarak zedelenmişse ve biz sevilebilirliğimizin kanıtını hep birilerinin bize karşı davranışlarında arıyorsak, İNCİNMEMİZ ve İNCİTMEMİZ kaçınılmazdır! Evet tam da bu yüzden Aşk Acıtır… Bu yüzden bütün içimize dokunan şarkılar ”Aşkın Izdırabını” anlatır.
Oysa AŞKLA yapmaktır hayatı güzelleştiren. İnsan TEK BAŞINADIR evet. Yürek kendimize giden yolda son tahlilde kendinden mesul bir yolcudur. Hayatı kucaklayabilenler aşkla yürüdükleri bir yolda tek başına kalabilenlerdir. Ama tek başına durabilmek yalnızlık anlamına gelmez. Asıl yalnızlık, hayatın içindeki anlam ve cazibenin azaldığını, renklerin solduğunu ve yaşanmaya değer hiç bir deneyimin kalmadığını düşünmeye başlamaktır. Böylesi bir yalnızlık insanın kendini sakınmak için sığındığı bir kabuktur. Bu kalbine güvenmemek ve istediği şeyleri alamayacağını düşündüğü için hayata bir şey vermekten, hayata kendinden katmaktan vaz geçmektir. Oysa AŞK özden gelir ve her hücremizde yaşar. Özümüzdeki aşk insanların, varlıkların ya da nesnelerin özlerindeki güzelliği görünce canlanır. Aşkla bakan baktığı yerdeki aşkı görür, aşkla davranır. Aşkla – korkuyla, hırsla, kaygıyla, kontrol ihtiyacıyla değil, aşkla – yaklaşılan her şey, her ilişki, her iş bize bizi ve hayatı öğretir. Hayata dair olan her şeyi korkmadan, sevecenlikle, lezzetine vararak kabul etmeyi öğretir. Aşk saldırmaz, yıkmaz, sabırsızlanmaz… Aşk elmanın kendisini sevmemesi ihtimalinden kaygıya düşmez. Aşk boy vermekte olan bir çiçek gibi seyreder elini attığı her şeyi, usulca dokunur, sınırlara ve zamana saygı gösterir. Aşk elinden geleni sevecenlikle yapar ama olmayanları zorlamaz. Özden gelen aşk bizi kendimizden uzağa düşürmez, kendimize daha da yakın kılar.
AŞAĞIDA BURÇ ŞEYLERİ DE VAR! Ama müzik illa ki araya girer;
Bu parça bu yazıya ”mütemmim cüz” gibi yakışır! Yani bu yazıyı bütünler 🙂 LOVE HURTS!
KOÇ ya da Yükselen KOÇ : Hayatınızdaki acı, kayıp, memnuniyetsizlik, doyumsuzluk, tükenmişlik, hissi oluşturan bütün ilişkileri, bu dönemde sorgularsınız. Hayatınızdaki insanlar da sizin ilişkilere, ortaklıklara, kontratlara yaklaşımınızı sorgular. Hayatla ve insanlarla abağ kurma ve alış verişte bulunma adabınız, önümüzdeki altı ay içinde sıkı bir dönüşümden geçmek zorunda kalacaktır.
BOĞA ya da Yükselen BOĞA : Hayatı elinizin ucuyla değil yüreğinizle tutmanız gerektiği hakkında sizi uyaran bir dönemdesiniz. Yeterince emek vermediğiniz, içini doldurmadığınız tüm işler ya da sizin yüreğinizi ve kapasitenizi doldurmayan ve doyurmayan tüm faaliyetler bu dönemde hayatınızdan çıkar. Korku ya da alışkanlıkla değil, sevgiyle sürdüreceğiniz bir düzen kurmaya cesaret edersiniz. Bedeninizle ilişkinizi de aynı şekilde sevgi ve özenle kurmayı öğrenmeniz için çok iyi bir zaman olabilir.
İKİZLER ya da Yükselen İKİZLER : Yüksek beklentiler, bitmeyen hayal kırıklıkları ve kronik memnuniyetsizlik sizin kalbinizi hayata açmamamızla ilgili olabilir mi? Acaba hep hayat sizin elinizden tutsun diye oraya buraya saldırıp, siz hiç bir şeyin elinden yeterince tutmuyor olabilir misiniz? Acaba ötedeki ihtimal ya da kaçan balık mı çekiyor ilginizi? Siz emeğinizi, enerjinizi, gayretinizi, samimiyetle ortaya koyduğunuz zaman ne kadar güzel, yaratıcı ve üretken olduğunuzun farkında mısınız?
YENGEÇ ya da Yükselen YENGEÇ : Mutluluğu ve yaşama şevkini hayata katan ve daim kılan aidiyetler değildir. Aidiyetler, düzen, yakın çevremizin bileşenleri daima değişir. Evimizi taşırız. Ebeveynlerimizden, eşimizden, çocuklarımızdan ayrılırız. Bizi bırakmayan tek şey kalbimizdir. İnsanın asıl evi kalbidir. Güzel kalbinize iyi bakın 🙂
ASLAN ya da Yükselen ASLAN : Kendinizi görmek ve sevmek için sürekli etrafınızdakilerden tepki almak zorunda değilsiniz. Kendinizi yaptıklarınızda görün. Hayata kattıklarınızda görün. Size umduğunuz tepkileri vermeyen insanları memnun etmeye ve etrafınızda tutmaya çalışırken kendinizden, merkezinizden çıkmayın. Siz kendiniz gib olduğunuzda sizi olduğunuz gibi gören ve seven insanlarla sarılacağınızdan şüphe etmeyin.
BAŞAK ya da Yükselen BAŞAK : Önceliklerinizi değiştirmekten korkmayın. Hele de öncelikleriniz sizi değerlerinizden uzağa düşürüyorsa, onlara bir daha bakın ve hayata dair sıralamanızı yeniden yapın. Korumak, saklamak, düzeltmek güzeldir ama bazen bozulmadan düzelmez hiç bir şey. Elinizde olan yeteneklere, konumlara, ilişkilere hatta mal mülk ve nesnelere bile değerini veren sizin onlara bakışınız ve onlarla kurduğunuz ilişkidir. Onların size değer kattığını sanmaktan vazgeçin! Asıl değerli olanları seçin ve onların hakkını verin.
TERAZİ ya da Yükselen TERAZİ : Sizin kendinizle ilişkinizi yeniden kurma zamanınız gelmiş! Sürekli etrafınızdaki insanlar, olaylar, nesneler, kurgular ile kendinizi tanımlamayı ve belirlemeyi bırakın. Kim olmak ve ne olmak istiyorsanız onu olmaya odaklanın. Kendi içinizdeki değeri bulun ve ortaya çıkartın. Var olduğunuzu hissetmek için birilerinin varlığına sığınmayın. Biten giden, solan ve tükenen ilişkilerin hayaletleriyle vakit harcamayın. Tek başına olmayı öğrenmeden kimseyle sağlıklı bir bağ kuramayacağınızı bilin.
AKREP ya da Yükselen AKREP : Acıyı sevmek marifet değildir! Tanıdığınız bir acıyı tanımadığınız bir mutluluğa tercih etmek ise bildiğin korkaklıktır. Hani bunu yazıp bıraksam olur bence… Yitip giden hevesler, aşklar, hayal kırıklıkları sizi hapsetmesin ve enerjinizi tüketmesin. Bırakın zamanı dolan şeyler hayatınızdan çıksın ve yenilerine yer açsın. Ya da sevdiğiniz şeylerle ilişkiniz sizin alıştığınız ve istediğiniz gibi olmasın da doğasına uygun şekilde dönüşsün.
YAY ya da Yükselen YAY : Olmayanı gözünüzde büyütüp imkansızın peşinde koşmaktan vazgeçerseniz, hayatın önünüze açtığı yeni olasılıkları daha rahat fark eder ve o güzelim enerjinizi oraya akıtabilirsiniz. Aşkla değil hısla yaşamayı ve istediğiniz gibi gitmeyen her şeyi bir yenilgi gibi görmeyi bırakın. Savaşmayın sevişin hayatla 🙂
OĞLAK ya da Yükselen OĞLAK : Sorumluluklarınızı sevilmek için yerine getirmeyin. Bir şeyi sevdiğiniz için onun sorumluluğunu alın ve aşkla yapın! Bir dünya emek verdiğiniz işler, ilişkiler, hatta çocuklarınız, sizi hayal kırıklığına uğratıyorsa, bu onları sizin kurgularınızdan bağımsız düşünemediğiniz ama kendinizi de onlardan bağımsız alglayamadığınız içindir! Siz kendinizi sevin ve sevdiğiniz her şeyi size yakışan şekilde yapmaya devam edin. Gerisi gelir…
KOVA ya da Yükselen KOVA : Planlarınızı değiştirmekten korkmayın. Ya yine hayal kırıklığına uğrarsam diye yeni planlar yapmaktan da korkmayın. İçinizde beklentilerine aşık bir kontrol manyağı var! Beklentili olmayı bırakıp umudu ve esnekliği öğrenin. Elinizden geleni yapın ve olanı olduğu gibi kabul edin. Yolculuğun rotasını çizmeyi bırakın, yolun kayfini çıkartın ve kendinizi geliştirmeye devam edin.
BALIK ya da Yükselen BALIK : Siz kendinizce hayatla uyum içinde görünseniz de, içinizde olmazı oldurmaya, olanı da bozmaya bayılan bir sayko var! O manipülatif tetikçiye derdinin ne olduğunu bir sorun bakalım? Kendini sabote etmekten sapık bir haz alan, acınacak hale düşmeyi marifet sayan, bunu kendine yapamazsa yapacak birilerini bulan o gizli ”İkizinizi” baskılamak yerine onunla konuşmayı ve barışmayı deneyin. Kendinizi kabul etmeden kendi içinizde bir ve bütün olamayacak, merkezinizi koruyamayacaksınız.
Juno; tüm dönüşümü ve tüm sorularını not dosyasına aktarıp sorularına cevap vereceğim.
Sen benim dünyamı her noktada değiştiriyorsun. İyi ki varsın, 10 yıldır seninle büyüyorum…..
Harika yazın için teşekkürler ederim,böylesi bir içerik uzun zamandır okumamıştım
Aşkla yazılmış mükemmel bir yazı. Dilek hanıma katılıyorum. Emeğinize sağlık <3
Gerçekten muhteşem bir anlatım. Bunun çıktısını alıp kızlarıma büyüdüklerinde okutacağım ❤️