17 Ekim 2024, KOÇ Burcunda DOLUNAY; Benlik Sınırlarımız ve Var Olma Hakkımız Üzerine Dersler!

Unknown Artist
Resim: Unknown Artist

17 Ekim 2024, KOÇ Burcunda DOLUNAY; Benlik Sınırlarımız ve Var Olma Hakkımız Üzerine Dersler!

17 Ekim 2024 günü, İstanbul’a göre 14:27’de DOLUNAY adına verdiğimiz Güneş-AY karşıtlığı tam halini alıyor. DOLUNAY haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • Ay KOÇ Burcu’nun 24 derecesinde ve haritanın 3’üncü evinde. Chiron ile kavuşuyor.
  • Güneş TERAZİ Burcu’nun 24 derecesinde. Juno ile kavuşumda. ARCTURUS ve SPICA Sabit Yıldızları bu kavuşuma eşlik ediyor.
  • AY’ın girdiği KOÇ Burcunun yöneticisi olan Mars Yengeç’te ve haritanın DC noktasında.
  • Pluto’nun da dahil olmasıyla, Mars, AY ve Güneş arasında bir Öncü Büyük Kare oluşuyor.
  • Güneşin girdiği Terazi Burcu’nun yöneticisi Venüs Akrep Burcunda. Mars’ta çıkan, kanatlara Venüs ve Neptünü alan bir UÇURTMA, Pluto’da uç noktasına varıyor.
  • Haritanın Yükselen Noktası 26 derece Oğlak. Yöneticisi Satürn Balık Burcunda retro hareketine devam ediyor.

Türkiye için uluslarası pazarlıklarda SINIRLARIN çok iyi çizilmesi ve korunması gereken bir zaman. Ne istenilirse vererek değil neyi korumak için neyi feda edeceğini bilerek yapılması gereken görüşmeler yaşanıyor olabilir.

Bireysel düzlemde SINIRLARIMIZI ve HAKLARIMIZ bilmek ve korumak konusunda deyenimler yaşayacağımız bir zaman. Kendimize şu soruları sormamızda fayda var;

  • Sınırlarımı ve haklarımı bilmek ve bildirmek, kendimi zarar verici durumlardan korumak konusunda nasılım? İnsanların koruyucu, adil, merhametli ve dürüst olmasını umarak kendimi onların insafına mı bırakıyorum? İyi niyetli, saygılı ve sağlıklı iletişim kurulabilen kişiler olmadıklarını gördüğüm zaman mesafe koyuyor, kendi alanımı güvene alıyor muyum? Yoksa aynı zeminde kalmaya ve sorun yaşamaya devam ederken bütün sorumluluğu onlara yıkıyor ve kendimi çaresiz bir konuma mı sokuyorum?
  • Sınırlarım insanlarla uyumlu ve adil ilişkiler kurmama engel olacak kadar katı mı? Başkalarının farklılıklarına saygı göstermek, taleplerine duyarlı olmak ve haklarını dikkate almak konusunda zorluk mu çekiyorum? Benim arzu, hedef ve çıkarlarım söz konusu olunca, karşımdakilerin duygularını, ihtiyaçlarını, yaşayacakları muhtemel zararları görmezden gelmeyi normal mi buluyorum? Hatta hem kendimi hem de onları, olayı abarttıkları, tartışmayı fazla uzattıkları ve bana haksızlık ettikleri konusunda ikna etmeye mi çalışıyorum? Kendimi bu kadar çok korumak, uzun vadede doyumlu ve huzurlu bir hayat sürmemi sağlıyor mu?
  • Birileri açıkça saldırarak ya da suçlamak, sorumlu tutmak, vicdanen borçlandırmak, gözardı etmek gibi manipülatif yöntemler kullanarak sınırlarımı ihlal etmek istediğinde ben ne hissediyorum ve nasıl karşılık veriyorum?
  • Biri beni anlamsız bir çatışmaya çekince ona güçlü olduğumu ispat etmeye mi çalışıyorum? Sevimsiz olmamak için alttan mı alıyorum? Yoksa böyle bir tartışma ile ilgilenmediğimi belirterek mesafe mi koyuyorum?
  • Birileri benim için ”bunu yapmayı gözü yemedi” ya da ”kaçtı” veya ”beni ortada bıraktı” dese ne olur? Benim için uygun ve gerekli olanın ne olduğunu bizzat belirlemeye ve insanları istediğim mesafede tutmaya hakkım yok mu?
  • Önemli olan insanlara ONLARIN DEĞER YARGILARI ve BEKLENTİLERİ üzerinden kim olduğumu göstermek mi? Yoksa KENDİ DEĞERLERİMİ ve ÖNCELİKLERİMİ korumak mı?
  • İnsanlardan istediklerimi elde etmek için nasıl davranıyorum? Onların alanlarına fütursuzca giriyor, isteklerimi dayatıyor, kendi önceliklerini bir yana itip benimle ilgilenmelerini bekliyor ve bu yapılmayınca olay mı çıkartıyorum? Yoksa önce onların her istediğini yapıyor, bütün beklentilere uymaya çalışıyor, istenenler benim açımdan sıkıntı verici ya da zararlı olsa bile reddetmiyor, böylece onları borçlandırıyor ve son tahlilde kendilerini suçlu hissettirmeye mi çalışıyorum?
  • Reddedilmekten korkuyor muyum? Reddedilmek bana ne ifade ediyor? Biri bir konuda benim gibi hissetmediğinde, benim istediklerimi istemediğinde, benim umduğumu yapmadığında, kendimi değersiz ve hatta utanılacak bir hale düşmüş gibi mi hissediyorum? Bu yüzden isteklerimi, tercihlerimi, taleplerimi dile getirmekten kaçınıyor ve için için insanlara bana karşı duyarsız oldukları için bileniyor muyum? Ya da kendimi iyice kapatıp tam bir kendine yeterlilik ortamı oluşturuyor ve ulaşılmazlık görüntüsüne mi bürünüyorum?
  • Bir şeyden hoşnutsuz olduğum zaman bunu söylemek, istediklerimi ve istemediklerimi ifade etmek, olumsuz duygularımı ifade etmek bana zor mu geliyor? Bunun yerine bana sıkıntı ya da zarar veren bir hale katlanabildiğim kadar katlanıyor muyum?
  • Açıkça tartışma başlatmak, bir uyumsuzluğu veya sorunu ortaya dökmek, kendi bakış açımı dürüstçe ifade etmek ve karşımdakini de böyle olmaya teşvik etmek yerine gerilimi patlatacak dolaylı yollar mı seçiyorum? Sorunu karşımdakinin dile getirmesine hatta kavgayı onun başlatmasına neden olacak şekilde içime kapanmak, sinsi bir gerginlik enerjisi yaymak gibi pasif agresif yöntemler mi kullanıyorum?
  • Bana haksızlık eden birine yaptığının ne kadar yanlış ve korkunç olduğunu kabul ettirmek neden bu kadar önemli? Neden o insan bana ne yaptığını görmek istemeyince yeri göğü birbirine katmak istiyorum? Ya da karşımdaki bana kendince bahaneler getirdiğinde neden kendimden şüpheye düşüyor ve acaba özür mü dilesem diyecek kadar öteki uca savruluyorum? ”O katı ve olayları kendi açısından görmeyi tercih eden biri. Benim onu değiştirmem mümkün değil. Ama ben ne yaşandığını biliyorum. Şimdi de başkaları beni haklı bulsun ya da bulmasın bana göre uygun olanı yapacağım!” demek neden çok ama çok zor geliyor? Neden onaylanmak ve kabul görmek ya da bana sunulanı kabul etmek, böylece de ilişki zeminini korumak istiyorum? İlişki bozulsa hatta bitse ne olur?

Bu sorulara samimi cevaplar vermek, bizim için çok köklü bir yüzleşmeyi başlatabilir. İnsan ilişkilerde sorunu hep karşısındakilerde görmeye çalışır. Oysa hayatımızda tekrar eden sorun kalıpları varsa ipin bir ucu mutlaka bizdedir. Genellikle durumun üzerini örten ifadelerle kendimize bahaneler buluruz. Örneğin;

  • ”İnsanlar çok zalim. Almaya doymuyorlar. Vermeye de elleri varmıyor” deriz. Ama bizi buna rağmen sürekli veren ve sağlıklı sınırlar koyamayan biri olmaya teşvik eden sebebi hiç tahlil etmeyiz. ”Çok merhametliyim. Çok safım. Empatım empat!” demek bizim FEDA’dan KAR elde etmek, insanlar üzerinde dolaylı bir üstünlük elde etmek, onları kendimize bağlamak istediğimiz gerçeğinin üzerini örter. Sınırlarımızı korumanın sorumluluğunu üzerimize almak istemediğimizi, kendimize ebeveynlik yapmaktan kaçtığımızı, kendimizi başkalarının insafına bırakanın yani son tahlilde kendine zarar verenin biz olduğumuzu kabul etmeyiz.

YA DA…

  • ”O da abartıyor! Ne var o anda istediğini yapamadıysam. Bu kadar hassas olacak bir şey yok. Zaten benim işim başımdan aşkın. Bir de milletin duygusal iniş çıkışlarıyla uğraşamam valla!” deriz. Ama bize yapılmasından hoşlanmadığımız şeyleri insanlara yaptığımızı görmekten kaçarız. Kendimize o zaman içinde olduğumuz koşullara dayalı bahaneler buluruz. Uygunsuz davrandığımızı kendimize itiraf edemediğimiz için, karşımızdakilerden de dürüst bir özür dilemekten kaçınırız. Uzlaşmayı sağlayacak samimi bir yüzleşme yaşamak yerine, ortadan kaybolmak, topu karşımızdakine atıp onu suçlu duruma düşürmek, onun bize yaklaşmasını beklemek, hiç bir şey olmamış gibi davranmak türünden savunma yöntemlerine başvururuz.

İlişkiler insanların hayatlarındaki belirli alanları, zihinlerini ve kalplerini birbirlerine açmaları ile gelişir ve boyut kazanırlar. Biz bize ait olanları karşımızdakinin kullanımına açarız ama açtıklarımızı onun ellerine, insafına ve vicdanına terk edip bırakamayız! Kimse bizim ebeveynimiz, koruyucumuz ya da efendimiz değildir. Her birimiz kendi fiziksel, zihinsel, maddi, duygusal güvenliğimizi korumaktan sorumluyuz. Yaptığımız seçimlerinin bize bir alanda zarar verdiğini görünce geri çekilmeyi, tutum değiştirmeyi, mesafe koymayı becermek zorundayız. Aynı şekilde maddi, sosyal ya da özel alanda yakınlık içine girdiğimiz kişilerin tavır ve tercihlerinin bize bir şekilde zarar verdiğini fark ettiğimizde, önce onları uyarmak ve değişmelerini talep etmek için bir iletişim kurmaya çalışsak da tekrar eden bir sorun halinde kendimizi korumaya almakla yükümlüyüz.

Asla unutmamak gereken bir gerçek var: İNSAN KENDİNE YASAKLADIĞI BİR DUYGUYU BAŞKASI İÇİN HİSSEDEMEZ!

  • Bir insan dışardan bakılınca çok bencil ve kibirli görünüyorsa bu onun içte çok güvensiz ve özdeğer hissinden yoksun olduğunu ifade eder. Bir insan kendine veremediği bir değeri bize veremez. Ona kendimizi ne kadar ispat etmeye uğraşsak da insanları gözardı ederek davranmak onun bildiği tek savunma şekli olduğu için umduğumuz karşılık asla hakkıyla gelmez. Ve bizim ona ne kadar değerli olduğunu göstermeye çalışmamızla iyileşip bizim kıymetimizi bilemez! Yani ”Paspas Kurtarıcı” rolü sadece travma bağını güçlendirir ama kimseyi şifalandırmaz.
  • Bir insan kendi sınırlarını bilmiyorsa, başkalarının sınırlarını da görmemeye çalışır. Sizi kendi hayatına ”koşulsuzca” almış gibi görünen biri sizin alanınızı da beklentileri ve ısrarı ile işgal edebilir. Sevginin koşulsuz olması bir kişinin her istediğini yapmak ve hiç bir şeyden rahatsızlık duymamak değildir. Koşulsuz sevmek, bir insanı sevmek için ona ”değişme koşulu” koymamaktır. Lakin bazen bir kişiyi olduğu gibi sevsek bile onunla uyumlu olamıyorsak, hayatımızda olmayı talep ettiği yeri davranışları ile doldurmuyorsa, hatta bize bir şekilde sorun veya sıkıntı yaratıyorsa, o insana davranışlarıyla ilgili KOŞUL ve SINIR KOYMAYA hakkımız vardır!

İnsan TEK BAŞINA kalmaktan korktuğu için YALNIZ kalamaz. Oysa insan her ilişkinin içinde YALNIZDIR. Zira son tahlilde seçimlerini – bir başkasının dediğine uysa bile – kendisi yapar ve hesabını kendine verir. Bu anlamda YALNIZ olduğunu fark ve kabul etmeyen, hayatının sorumluluğunu almayan, varolmak için hep başkalarına yaslanmak, başkalarına bağlı süreçlere dahil olmak, başkalarından aldığı geri bildirimlere göre hareket etmek ve başkalarının ilgisi ile beslenmek zorunda olduğunu zanneden kişi, ilişkilerde daima hayal kırıklığına uğrar. Hasar alır ve hasar verir!

Esasen kendine tahammülü olmayan, kendiyle iyi geçinemeyen, kendine dürüst olmayan, kendine şefkat veremeyen, kendine adil davranmayan biri diğerlerine de açık veya örtülü haksızlık edecektir. Sadece YALNIZ olmayı iyi beceren insan ilişkilerde sağlıklı bir alış-veriş içine girmeyi de becerebilir.

Sınırlarımızı ve haklarımızı bilmek ve sakinlikle ortaya koymak, başkalarının hoşumuza giden ya da gitmeyen sınırlarına ve haklarına da efendice saygı göstermek, kolay kazanılmayan bir olgunluktur. Bu DOLUNAY bizi bu konuda olgunlaştıran deneyimleri kapımıza getirmektedir. Hepimiz için olanı görmek ve onunla büyümek mümkün olsun.

TIME TO SAY GOODBYE… Sapsade ama derin melodisiyle sizde kalsın.

 

6 Adet Yorum

  1. Belgin

    Bir astroloji yazısından cok daha fazlası ışık oldu ✨✨✨✨

  2. Egemen Kazmaz

    Öyle güzel tahliller ki❤️

  3. Behlül Bilgin

    Çok derin ve ince noktalara dokunan bir yazı.

  4. Bilge Filozof ve Şair Oruç ARIOBA’yı okuyormuş gibi hissettim SEVGİLİ JUNO. VAROLUN. Şarkınız da yüreğimi cızlattı, şükür. 😪🥰🙏

  5. Hacer Zumrut

    Her zaman iyi ki varsın.Bu süreç başlamıştı benim için.🙏❤😃

  6. Nida

    Öyle güzel yazıyorsunuz ki…

Nida için bir cevap yazınCevabı iptal et

Arşiv

Kategoriler

Son Yorumlar

Mehmet 9 yazarının Uranüs Boğa Burcunda; GENEL ve… yorumu
JUNO yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu
Vera yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu
Beril yazarının 25 Şubat – 20 Mart 2026,… yorumu

Juno - Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin