21 Haziran 2020, YENGEÇ Burcu’nda Güneş Tutulması… Doğum Sancısı!

StudioSpiritYSol

21 Haziran 2020, YENGEÇ Burcu’nda Güneş Tutulması… Doğum Sancısı!

Görsel: StudioSpiritYSol

21 Haziran 2020 günü, İstanbul’a göre 09:40 itibariyle YENİAY adını verdiğimiz AY – Güneş Kavuşumu tam halini alıyor. Bu YENİAY’a bir de Güneş Tutulması eşlik ediyor. Tutulma etkilerini değerlendirirken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • Yengeç – Oğlak aksında yaşanacak bu son tutulmada, Güneş ve AY Yengeç’in 0 derecesinde ve haritanın 11’inci evinde kavuşuyor.
  • Durağan konumda olan Kuzey AY Düğümü, İkizler’in son derecesinde, BETELGEUSE – Beyt-El Cevza – Sabit Yıldızı ile kavuşum halinde ve YENİAY ile de 1 derece açı ile kavuşuyor.
  • Retro konumda ve Kova’da olan Satürn, YENİAY’a 150 derece açı alıyor. Aslında bu açıya Satürn – Pluto – Jüpiter stelyumu olarak bakmak gerekiyor.
  • Haritanın Yükselen Noktası 19 derece Aslan Burcu. Dolayısıyla Yükselen yöneticisi ve AY’ın girdiği burcun yöneticisi de doğal olarak YENİAY kavuşumunda…
  • Tutulma Yaz Dönencesi gününde meydana geliyor.
  • Neptün – Mars kavuşumu, YENİAY’a kare, Yükselen Noktasına ise 150 derecelik açı yapıyor.

Güneş Tutulmaları, tüm dünyanın enerjisini etkiler. Biz de bundan payımıza düşeni alırız. Ama asıl işlerini hayatın akış düzeni üzerinde yaparlar.

Şimdiiii… Şu Tutulma haritasındaki enerjilerin temel mesajlarını şöyle bir masaya serelim bakalım; Yengeç ”Rahim ve Doğum” enerjileriyle içiçe geçmiş bir burçtur. Yaz Dönencesi ”İnsan Kapısı”nın ve dişi yani ”alıcı, kabul eden, taşıyıcı, emaneti koruyan” enerjinin başlangıç noktasıdır. 11’inci Ev ise belirsizlik, riskler ve fırsatlar, kaos ve yeni olasılıkları temsil eder.

Evreni var eden enerjiden gelen tohumun yani ”eril gücün”, dünyevi anlamdaki var oluşu mümkün kılan ”dişil beden” ile buluşması ve bundan insanın doğması, bize dışarıdan baktığımızda kaos gibi görünen ”Dünya Devranı’nın” başlangıcıdır. İnsanlık, kaderin yolları içinde yaptığı seçimlerle şekillenen bir dizi senaryoyu yaşamaya ve kendi gerçeğini keşfetmeye böyle başlamıştır.

İnsan soyunun devamı da bu ilk başlangıcı simüle edercesine, erkek tohumu ile kadın yumurtasının birleşmesinden meydana gelen bir çocukla gerçekleşir. Bir çocuk, sülaleler boyunca biriktirilmiş olan gen haritasından süzülen niteliklerin teslim edildiği o ”sürpriz paketi”, büyük umutlar yüklenerek dünyaya getirilir. Korunaklı olması için uğraşılan ama yine de belirsiz bir ortamda kendi yolculuğunu yapmak, kendi potansiyelini keşfetmek ve gerçekleştirmek için harekete geçer.

İnsan olmak; emaneti teslim almak, onu belirsizliklerle dolu bir yolculuk boyunca taşımaya ve üstlendiğimiz nitelikleri keşfedip hayatın içinde ortaya koymaya çalışmaktır. Yaşadığımız ”görüntü itibariyle olumlu ya da olumsuz” her olay, emanet edilmiş olan nitelikleri fark etmemiz ve aktive etmemiz için bizi tetikler!

İnsan da kendi tohumunu saçar; Dişi bir kap olarak emanetini taşırken, eril bir fonksiyonu yerine getirerek yaptıkları, söyledikleri, ürettikleri ile sistemi döller! Döllediğimiz oluşumların her biri bir bebek gibi doğar ve kendi macerasını yaşamaya başlar… Bütün insanlık bunların olumlu veya olumsuz sonuçlarına maruz kalır.

İşte yine bir doğum sancısı yaşıyoruz! Yaptık ettik, ektik ve şimdi yepyeni bir dönemin kapıları tıpkı bir rahimin çocuğa yol vermesi gibi açılıyor. Ortaya aldığı emaneti var etmek üzere yeni bir çocuk çıkıyor.

Ay Düğümlerinin geçtiği Yay – İkizler hattının ve Satürn – Jüpiter ikilisinin geçmekte olduğu Kova enerjisinin izlerini taşıyan bir çocuk bu… Dünyanın bir süredir içinde debelendiği ”geleneksel iktidar kalıpları ve içe dönük algılar” döngüsünü kıracak, daha sorgulayıcı, sıradanlığa teslim olmayı ve sınırlandırılmayı kabul etmeyen, alıştığımız düzeni yersiz ve gereksiz bulan, öncelikler ve değerler sıralaması çok farklı bir çocuk!

Her doğum gibi bu doğum da evimizin düzenini bozacak 🙂 Ve her ebeveyn gibi bizler çocuğu kendi alıştığımız ya da doğru bulduğumuz ortamda büyütmeye çalışacağız ama çocuk kendi sistemini bize çatır çatır dayatacak. O sistemin neye benzeyeceğini 2021’in başında görmeye başlayacağız. Hayır başta hiç de kolay olmayacak ama daha iyi ya da insanlığın gelişimine daha uygun olacak.

Gelelim tutulmanın bireysel etkilerine;

  • Corona dalgası ile tetiklenen değişim, dalga dalga yayılacak ve hem sosyal hem ekonomik anlamda hayatlarımızı dönüşüm zincirine sokacak. Bu güne dek güvendiğimiz, tutunduğumuz hayat zeminlerini, iktidar anlayışlarını ve yönetim sistemlerini, yaşam kurallarını, kökünden değiştirecek birkaç yıl var önümüzde… Bu değişimle baş etmek için biz ekstra güçlü, ekstra uyanık olmalıyız!
  • Korumak ve korunmak hakkında çok kafa yoracağımız bir sürece giriyoruz. Önümüzdeki altı ay boyunca, hem kendimize hem de önemsediğimiz insanlara, konumlara, düzene ve varlıklara, nereye kadar ve hangi yöntemle sahip çıkmamız gerektiğini sorgulayacağız. Kendimizi riskli bir durumda bulmak ve bu durumdan zarar almadan çıkmaya çalışmak kadar, bazı konularda güvende kalmak, bir düzeni korumak için belirli riskleri göze almak da gerekebilir. Neyin daha öncelikli ve önemli olduğunu biraz da deneme yanılma yöntemiyle bulmak zorunda kalabiliriz. Alışmadığımız koşulları ”ev” haline getireceğimiz yani onların içinde huzurlu ve güvenli olmaya çalışacağımız bir dönem bu… Temel işlevlerimizi devam ettirmek için sistemimizi değiştireceğiz.
  • Daha güçlü olmak için katı ve önyargılı değil, esnek, alıcı ve yaratıcı olmamız gerektiğini fark etmemiz lazım bu süreçte… Duyularımız ve duygularımızı bir uyaran olarak kullanmalı, onlara yabancı kalmamalı, onların işaretlerine açık olmalıyız. Zira alıştığımız akıl yürütme ve yargı düzenekleri bu yeni ve belirsiz akışta yolumuzu bulmamız için yeterli olmayabilir. Sezgilerimizin bizi siste yönlendirmesine izin vermeli fakat belirsizliğin oluşturduğu korku ve kaygıların esiri olmaktan korunmalıyız. Hayatta kalma güdümüz bizi içe değil dışa döndürmeli… Gemileri yakarak yol alacağımız için arkamızda kalan limanları düşünmek yerine önümüzdeki limana varmaya hatta sadece yolda karşımıza çıkan işaretleri en iyi şekilde değerlendirmeye odaklanmalıyız!
  • Kendimizi de şaşırtacağız 🙂 Yaşam koşullarımızdaki değişiklikler kodlarımızda var olduğunu bilmediğimiz niteliklerin ortaya çıkmasına neden olacak. Yapamam dediğimiz şeyleri yapabildiğimizi hatta bundan mutlu olduğumuzu, bunun bizi daha özgür kıldığını fark edeceğiz.
  • İş, aile, bireysel alan, sosyal ilişkiler gibi aidiyet duyduğumuz konularda kriterlerimiz hatta üstlendiğimiz roller değişecek! Kalıplarımızı bırakıp, durumun gerektirdiği yöntemleri benimseyeceğiz.
  • Aidiyetlerimizi dönüştürmek ya da yeni aidiyet alanları kurmak gerekecek. Bunları şekillendirirken, geçmişte yaptığımız hataları tekrar etmemeye, gösterdiğimiz zaafiyetlerin farkında olup yine ve yeniden onların çukurlarına düşmemeye, bu defa güçlü – cesur – yapıcı – keşfetmeye ve uyumlanmaya açık davranmaya çalışacağız. Yani çalışsak şaane olur 🙂

Evet bebekler korunmaya muhtaçtırlar… Hareket kapasiteleri ve kendilerine bakma becerileri çok sınırlı olduğu için, beslenmek, ısıtılmak, pamuklara sarılmak isterler. Ama büyüdükçe ve hayatın farklı veçhelerine açıldıkça uyum sağlamalarını, gelişmelerini ve kendileri keşfetmelerini sağlayan her türlü ”KOD” özlerinde mevcuttur! Aşırı korunmak bu kodların tetiklenmesine engel olur. Bu nedenle de ”güvenli açılım” hayatın her alanında gelişmeyi teşvik eden bir sistemdir.

İnsan bebekliğini ardında bıraktığını sanır ama aslında hem alıştığı rahimde kalmak isteyen ve büyümeyi reddeden bir yanı vardır. Halbuki güvende kalmak için hayatın değişen koşullarına uyum sağlamamız gerekir. Hayat içimizdeki ortaya çıkmamış nüveleri dış koşullardaki değişim sayesinde döller. Biz bu döllenmiş olasılıkları önce bir bebek gibi içimizde büyütür sonra da bir doğum sancısı ile dünyaya getiririz. Tam da bu yüzden çark-ı felek bitmeyen bir yeniden doğum ve kendini keşif halidir.

Ve unutmayın ki çekilen her sancının ardından yumuk elleri ve masum yüzüyle dünyaya gelen bir bebek yaşanan tüm acıları unutturur ve kalplerimizi sevgiyle kutsar.

Ben bu yazıya Deep Purple’dan bir Child In Time koyarım ya…

14 Comments

  1. Özlem Ertunç

    Çok güzel

  2. one of the children of the time

    nasıl güzel yazmışsın, şu ‘an’ la eşgüdümlü her kelimesiyle doyurucu ve tatmin edici, zihninden yüreğine yüreğinden kaleme dökülen her bir kelime için teşekkür 🙂

  3. Elif

    Sevgiyle…

  4. Özge

    Ne güzel anlatım, kalbinize sağlık.

  5. Esra

    Cesaretle karar alma konusunda çok motive edici bir yazı
    Teşekkurler🤗

  6. Aycan Nilüfer

    Muhteşem anlatmışsınız, elinize emeğinize yüreğinize sağlık💖

  7. Filiz

    Benim gözlerim belerdi okudukça, sanki çook büyük bir değişimin ilk kaoslarıyla düzenlerimizi şaşırtacak ve hayatta kalmaya başlayacakmışız gibi algıladım.. hayırlara vesile olsun gelen, kolaylıkla gelsin geçsin❤️🌈

  8. Özlem

    Şiir gibisin

  9. Nilgün

    Teşekürler 🌺

  10. Ezgit

    Mükemmel bir yazı.. Sevgiler Junomuz 🙂

  11. aslıhan

    Birçok kişi tarafından karamsarca yorumlanabilecek olayları nasıl daha kolay kabul edilebilir hale getirmişsiniz. Kaleminize sağlık.

  12. Elçin

    Aydınlattığınız ve bilgilendirdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Ki; “Her şeyin bir zekatı vardır, bilginin de paylaşmaktır.” sözü sanki sizde beden bulmuş… Işığınız bol olsun. Sevgiyle kalın her daim…

    1. JUNO

      Allah razı olsun… Siz de sevgiyle kalın

  13. mera

    bu 10 gunde yasadiklarima isik oldu resmen, tesekkur ederim

Bir Cevap Yazın

Arşiv

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: