14 Mart 2025, Başak Burcu’nda DOLUNAY ve AY TUTULMASI; Bereşitteki Sonsuz Bereket Hakkında!

Vitalie Burcovschi
Resim: Vitalie Burcovschi

14 Mart 2025, Başak Burcu’nda DOLUNAY ve AY TUTULMASI; Bereşitteki Sonsuz Bereket Hakkında!

14 Mart 2025 günü İstanbul’a göre 09:54’de DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı tam halini alıyor. Bu DOLUNAY bir de AY TUTULMASI’na eşlik ediyor. Tutulma haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • Ay Başak Burcu’nun 25 derecesinde, haritanın 5’inci evine yerleşmiş, Güney Ay Düğümü ve DENEBOLA Sabit Yıldızı ile kavuşumda.
  • Güneş Balık Burcu’nun 25 derecesinde, haritanın 11’inci evine yerleşmiş, Satürn, Kuzey Ay Düğümü ve Neptün ile kavuşumda.
  • Yükselen Noktası 24 derece Boğa’da.
  • Ay’ın girdiği Başak’ın yöneticisi Merkür Koç Burcu’nda, gerileme evresine girmeden hemen önceki durağan fazda ve Retro konumdaki Venüs ile kavuşumda. Venüs Yükselen’in de yöneticisi konumunda.
  • Uranüs hem Yükselen Noktası ile kavuşuyor hem de Ay ve Güneş’e ılımlı açılar yapıyor. CAPULUS Sabit Yıldızı Uranüs’e eşlik ediyor. Şans Noktasını da dahil ettiğimiz zaman harita tam bir Mistik Dörtgen görünümünü alıyor.

Tutulma haritası dünyada bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin başladığını haber veriyor. Pluto’nun Kova’ya girmesiyle birlikte köklü bir dönüşüm geçirecek olan sosyal örgütlenme ve toplumsal düzen anlayışının yerleşmesi için gerekli zemin adım adım hazırlanıyor. Bu dönemde güç ve iktidar odaklarının meşruiyet kazanmak için kullandıkları araçların değişimine şahit olacağız. Geçmişin ‘’doğruları’’ anlamını yitirmeye başlarken tüm insanlığı güvensizlik hissine sürükleyen gaz ve toz bulutu içinden yeni bir gerçeklik anlayışı, yeni doğrular, yeni söylemler doğacak gibi görünüyor.

Önümüzdeki altı aylık süreçte yaşanacak olanlar bize eskinin neden işlevini kaybettiğini, nerede tıkandığımızı, neyi feda etmemiz gerektiğini, neyin kökten yıkılmasının şart olduğunu gösterecek. Sert bir ikna sürecindeyiz desem yeridir.

Bireysel düzlemde neler deneyimleriz derseniz;

  • Kendimizi ve hayatı yargılama şeklimizi gözden geçireceğiz.
  • Kazanmış, başarmış, mutlu ve doyumlu olmuş hissetmek için kendimize koyduğumuz kurallarla yüzleşeceğiz.
  • Yeni bir başlangıç yapabilmek, kendimizi coşku ve doygunlukla var edebilmek için neyi eksik gördüğümüze bakacağız?
  • Doğrularımız, yanlışlarımız, kusur bulma eğilimimiz ve mükemmellik arayışımızın bizi hangi noktalarda tıkanıklığa götürdüğünü fark edeceğiz.
  • Tutku haline getirdiğimiz şeylerin, vazgeçilmez olduğunu düşündüğümüz arzu nesneleri ve hedeflerin anlamını sorgulayacak ve bedellerini değerlendireceğiz.
  • Neyi neden yaptığımızı ve yaptıklarımızın neye hizmet ettiğini gözden geçireceğiz. Hizmet ve görev anlayışımızı yenileyecek, üzerimize düşen ve düşmeyenleri seçecek, seçtiklerimizi yapma biçimimizi düzene koyacağız.
  • Bizi harekete geçiren ve durduran unsurları değerlendireceğiz. Korkularımızın, kaygılarımızın, beklentilerimizin bizi yol almaktan alıkoyduğunu anlayacağız.
  • Değişen bir dünyada değişmeyi kabul etmenin ve belirsizlik gibi görünen bir akışta yol aramanın, özgürlük ve yeni bir hayat bulmakla aynı anlama geldiğini görmek için kendimize izin vereceğiz.
  • Dünyada aradığımızı bulmak için dünyaya verebileceğimizin en iyisini vermek konusunda iman tazeleyeceğiz.

Yani böyle yapsak iyi olur! Zira böyle yapamayanlar, dünyayı düz görenlerdir. Ve dünya düz ise aynı yolu takip edenler onun kenarından uzay boşluğuna düşerler.

Bereşit yani Yaratılış’da sonsuz ve sınırsız olanın ışığını aktarmasıyla yaşanan bir başlangıç vardır. Yaratılış alarak, aldıklarından haz duyarak başlar. Ancak varlığın hazzı ancak kaynaktan aldıklarını vererek devam eder. Rüştünü ispatlamak yani yaratılışının hakkını vermek, sana sunulanı aktarmak, paylaşmak, çoğaltmak ile mümkündür. İnsan ise tıpkı bir bebek gibi almanın hazzına kapılıp vermeyi unutarak hırs ve tatminsizliğe savrulur. Yaratılıştaki ÖZ’den ayrılma haliyle oluşan Ben’liğin zaafı ve sınavı budur. Kaynaktan aldıklarını, bitmeyen kişisel açlığını tatmin etmek için kullanmak insanı çaresizliğe ve kaosa sürükler. İnsan bencilliğe kapılınca kendi içine kapanır ve tıkanır. O zaman da akmayan bir su gibi bulanır ve kendini çürütür. İnsanın kendine çizdiği sınırlar, zanlarından ve korkularından ibarettir. Akan varlıkta ise her şey mümkündür. Suyu akıtmak yani ne alabileceğine değil ne verebileceğine odaklanmak, bolluğun anahtarıdır. O zaman akış hiç kesilmez. Yaratılış yani Bereşit her an devam eder ve Bereket’e yol açar.

Haydi bunu biraz açalım;

İnsan varlığını zihin ile algılar ve sürekli zihninin labirentlerinde dolanır. Zihin hayatı yargılar, insanları yargılar, kendini yargılar… Aldıklarında kusursuzluk arar. Alabilmeye layık olmak ve verebilmek için de kusursuz olması gerektiğini zanneder. O yüzden durur. Kendini mükemmelleştirmek için yapmayı erteler. Bu kaynaktan sana akan bir suyu dağıtmak için altından bir çeşme yaptırmayı beklemek gibidir. Oysa suya hasret olan ağzını kayadan çıkartılmış basit bir oluğa dayayarak da içer. Önemli olan çeşme değil sudur. Kendini yargılamak sana akan ve senden dağılmayı bekleyen bereketin önünü tıkamaktan başka bir şey değildir. İnsana düşen temiz bir kalple yaptığı şeyin hakkını vermeye odaklanmaktır. Kaynak temiz emeğin sahibine yönelir. Onun darlıklarını genişletir, sınırlarını kaldırır.

İnsan hazzı arar. Zira Yaratılış anı haz doludur ve insan bu haz nedeniyle yaşamak için arzu duyar. Arzu hareketin başlatıcısıdır. Ama belirli bir nesneye fazlasıyla odaklanmış olan arzu, insanı yaşanılan anın içindeki saf hazları yakalamaktan ve takdir etmekten alıkoyar. Dizginleri ele geçiren nefsimiz, benim istediğim gibi olmayacaksa hiç olmasın der ve sistemi kilitler. Bu bizi hırsa, anlamsız takıntılara ve yıkıma sürükler. Hazzın kaynaktan geldiğini unutup, sadece sabitlenmiş nesnelere duyulan arzuyu doyurmakla mümkün olacağını sanmak, mahrumiyet hissimizin nedenidir. Hayat bizi mahrum bırakmaz. İnsan kendini mahrumiyet hissi ile harekete geçen gerilimli bir makine haline getirir. Tam bu noktada Oscar Wilde’ın meşhur sözünü anımsamak gerekir; ‘’Hayatta her şey seksle ilgilidir. Seks hariç! Seks güçle ilgilidir.’’ Arzumuzun yöneldiği herhangi bir nesne ile birleşmek insana geçici olarak güçlü yani yaşamaya muktedir hissettirir. İnsan her arzuladığını elde etmenin güç olduğunu zannederken, aslında basit bir esir olduğunu göremez.

Alıcılığa odaklanmış ‘’bebeksi’’ benlik, kaygılı ve huzursuzdur. Aç kalma korkusu içinde ve her daim şikâyet etmeye hazırdır. Elde ettiklerini sürekli olarak etrafı ile karşılaştırma ve yargılama halindedir. Böyle bir benlik, beklenti, hayal kırıklığı ya da kısa süren bir doyum ve tekrar eden hoşnutsuzluk döngüsünde savrulur ha savrulur. Memnun olmak ve yaşadığının tadına varmak için koşullar ve kurallar koyar. İlle de mavi bir kristal bardaktan içmedikçe suyun tadına varamayacağını zannedip, basit bir oluktan güldür güldür akanı görmezden gelir. Oysa bize sorunlu ya da eksik görünen bir durumun içinde olmak, bir kuşun cıvıltısı ile huzur bulmaya ya da ısırdığın elmanın tadını almaya engel değildir. Bu engeli koyan sadece geçmişe ya da geleceğe takılı kalan zihindir. Kaygılı zihin, kendini anın bereketinden mahrum bırakır. Kaynaktan akanı alamaz ve aktaramaz. Tam da bu yüzden ışığı göremez ve aradığı çıkışı bulamaz.  Almaya, elde etmeye değil, yapabildiklerimizi yapıp verebildiklerimizi aktarmaya odaklanmak ise dıştan gelenlere bağımlı bir bebek gibi yaşamaktan kurtulup rüştünü ispat etmektir. Bu omurganı fark etmek ve ayağa kalkıp yürümektir. Bu özgürlüktür. Sadece özgürlük bizi kaynaktan akan gücün bolluğuna ve huzurlu haz anlarına kavuşturur.

Hayat ilerlemiyorsa, akış tıkandıysa, yol dolandıysa, insanın dönüp içine bakması iyi olur. Bereketi görmezden geldiğini, şükür duymadığını, üretkenliği bahaneler ve koşullar koyarak ertelediğini, aldıklarını yargıladığını, verirken de koşullar belirleyip beklentiler ve hesaplar içine girdiğini fark etmesi iyi olur.

Kaynaktan akanın hazzını, Bereşit’teki o saf hazzı hatırla ey kalbim! Kaynaktan şüphe etmezsen suyun tadı hep taze, akış daimî, aktarmak ise almak kadar güzel olur. O zaman Bereket seninle olur ve senden hayata yayılır. O zaman sana sınırlı, kusurlu ve kırılgan görünen benliğin sonsuz ve tam olan ile bütün olur ve korunduğundan emin olur.

Bu yazıyı çok sevdiğim bir ilahi ile bitirmek istedim. Derin ama şen dokunuşu kalbimize şevk versin.

8 Adet Yorum

  1. Bilge

    Ne kadar aydınlatıcı, kalpten, gürül gürül bir değerlendirme olmuş. Emeğinize, bilginize sağlık ❤️

  2. EDA

    Eline, kalemine sağlık. Ruhun dert görmesin. Defalarca okudum.

  3. Ayşe Ayça Seral

    Hayatta böyle bir müzik dinlemek aklıma gelmezdi… ne çok şey kaçırmışım :'( müteşekkirim.

    1. JUNO

      Bu efsanedir ama… Sevgiler

  4. Müge

    Seviyorum. Çok.❤️

  5. ELIF KEY

    Juno’muz yine içimizdeki karanlıklarda yolumuzu bulalım diye mumlar yakmış bırakmış

  6. Fatih Balcı

    Elinize sağlık süper bir yazı olmuş.
    Burçlara göre yorumlarıda okumak isterim.

  7. Ebru

    Çok gürül gürül bir bilgi teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Arşiv

Kategoriler

Son Yorumlar

JUNO yazarının KUZEY AY DÜĞÜMÜ BOĞA’da… yorumu
Zeyneb yazarının KUZEY AY DÜĞÜMÜ BOĞA’da… yorumu
Beyza Sümer yazarının 31 Mayıs 2026, YAY Burcu… yorumu
nagihan ö. yazarının 31 Mayıs 2026, YAY Burcu… yorumu

Juno - Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin