Satürn, Neptün ve Güneş Arasında Ilımlı Açılar; Eski Kırıklara Yeni Bakış Açıları…

b78c71d22808a4bf0a43291038d53a6f

Satürn, Neptün ve Güneş Arasında Ilımlı Açılar; Eski Kırıklara Yeni Bakış Açıları…

Resim: Dee Nickerson

  • Satürn – Neptün altmışlık açısı bugün Güneş Neptün arasındaki üçgen açı ile daha etkin hale geliyor.
  • Chiron – Juno karşıtlığı tam halini alıyor.
  • Retro Merkür, Lilith ve PLuto arasında da ılımlı açılar var.

MEALİ;

Geçmişten gelen birikimleri temizlemekle uğraşacağımız bir gün bu…

Sağlık açısından sindirim sistemimiz, idrar yollarımız veya üreme organlarımızla ilgili sorunları ihmal etmemek gereken bir zaman. Azcık hafif yesek, detoks filan yapsak pek güzel olabilir. Bol su, bol yoğurt, az şeker, mümkünse probiyotik birşeyler bazı hastalıkları ortaya çıkmadan önleyebilir.

Tamirata ihtiyacı olan su ve kanalizasyon sistemleri de kendini bize hatırlatabilir bu aralar. Tıngırdayan, homurdanan, error vereceği belli olan sistemlerin üzerine kapıyı çekip çıkmasanız da bir usta filan çağırsanız, sonradan başınız daha az ağrıyabilir.

Ama defterde asıl karıştıracağımız yerler, gönül yaralarımızın olduğu sayfalar 😉 Herkes yaralıdır… Ve hepimizin aynı yerden yaralanma korkusu vardır.

Yaranın etraftan gelen saldırılar yüzünden oluştuğunu zannederiz. Elbette ortada bir hasar varsa bir de dış etken vardır. Ancak bizi tekrar tekrar aynı yerden inciten, yaraları derinleştiren, bir yerden sonra bizim yaralanma ihtimali söz konusu olduğunda nasıl davrandığımızdır!

Yaralı insan çok sakarca davranır; Ya kaçar ve saklanır, yaranın üstünün iyice kabuk tutmasını bekler. Ama derine işlemiş olan hasarı görmezden gelir. Kendini küskün bir hayata mahkum eder… Ya her baktığı yerde bir zarar ihtimali görür ve incinmeden inciten olmak veya etrafındakileri testi kırılmadan suçlamaya başlamak yoluna gider. Ya da ”bu defa başka olacak” diye yaralandığı senaryoların üzerine tekrar tekrar gidip, yaralayanlarla boy ölçüşmeye, kendi gücünü göle maya çalarak sınamaya çalışır!

Kırılmak, koskocaman bir ego ile yaşayan insanın kendisinin ve başkalarının sınırlarını fark ettiği tek deneyimdir. Kırılganlık, haddimizi bilmediğimiz, konulan sınırları, bağıran tehlike işaretlerini görmediğimiz veya ısrarla aştığımız, kendi sınırlarımızı koymadığımız ve gözetmediğimiz zaman ortaya çıkar.

  • Kırılınca bunu usturuplu bir biçimde – yıkmadan dökmeden – HABER VERMEK gerekir. O zaman karşımızdakiler bize kendi sınırları ve tavırları konusunda açık olmak zorunda kalırlar.
  • Bazen yanlış anladığımızı ve boşa kaygılandığımızı fark ederiz.
  • Bazen de karşımızdaki kişi tavrını değiştirmek yerine sınırının altını iyice çizer. Kırılma sınırı çizildiyse, ilişkiden beklentimize ve duruşumuza karar verirken bunu dikkate almak şarttır!
  • Koşullar bize uymuyorsa bunları değiştirmeye çalışmak; örneğin o kişiye çok iyi davranıp bizi daha çok sevmesini ve bu yüzden incitmeye kıyamamasını sağlamak ya da onu incitip sarsmak ve bizi dikkate almasını sağlamak gibi çabalar, pek bir işe yaramaz!
  • Biz kurallara uyuyor ama hala üzerimize gelindiğini görüyorsak, yapılacak tek şey MESAFE almak ve yolumuza bakmaktır.

Bu aralar kırılmaktan korktuğumuz için ürkek kuş gibi kaygılı ve alıngan davrandığımız, güçlü görünmek için etrafımızı kırdığımız, başkalarının kırılgan yanları ile yüzyüze kalıp şaşırdığımız, ya da ısrarla gidip bizi kıran durumlar ve insanlara kafa atmaya çalıştığımız bir dönemden geçiyor olabiliriz…

Eğer böyle deneyimler yaşıyorsanız, bugün cevabı etrafta aramak yerine, içinize ”neden böyle yaptığınızı” sorun. Duruşumuz ve eğilimlerimizin altında geçmiş kırılganlıklar yatar. O kırıkları iyileştirmek kendimizden başka kimsenin görevi değildir. Ne biz başkasının bize uygun gelmeyen beklentilerini karşılayarak onun kırıklarını giderebiliriz. Ne de bir başkası bizi kırmamak için elinden ya da içinden gelmeyen bir şeyi yapabilir. Hatta bazen insanlar içlerinden gelerek birilerini kırmak suretiyle kendi yaralarının benzerlerini başkalarında açarlar. Bu baş edilmesi mümkün olmayan bir hastalıktır. Sizde varsa destek alın, böyle davranan insandan da uzak kalın!

Güçlü olmak asla kırılamayan biri olmak değil, kırıldığı yeri bilen ve bununla baş edebilen biri olmaktır. Hep kazanmak ya da kazanamadığı yere küsmek isteyen egonuzun sizi yanıltmasına izin vermeyin!

Eğer kırmamak ve kırılmamak istiyorsanız, hayatınızın merkezine kendi ÖNCELİKLERİNİZİ koyun. Etrafınızdaki insanların önceliklerini de İYİ ANLAYIN! Önceliğiniz bir başkasını memnun etmek olduğunda, kırılmak, yorulmak, sıkılmak, bunalmak kaçınılmazdır. Ne başkaları sizin önceliğiniz olsun ne de siz başkalarının önceliği olmak gibi bir çabayla davranın. Ancak kendi başının çaresine bakan insanlar, yeri geldiğinde birbirlerini yormadan diğerine destek olmayı da becerirler… Düzgün ilişkiler yaşamak istiyorsanız, ne olursa olsun sakin, farkında ve gereken mesafede kalın!

Epey kırılmış da olsa hala içinde bir çok güzellik olan kalplerinize İYİ BAKIN 🙂 O güzellikleri sevecenlikle ortaya çıkartın ve kıymetini bilin. Sadece hakkını veren insanlarla paylaşın 😉

Müziğe de zaman ayırın: SELFISH LOVE – Jessie Ware

https://www.youtube.com/watch?v=yXtv8rDcnB4

3 Comments

  1. Temmuz’daki tutulmayla onume gelen bir mesele uzerinde bu ara yine sikca dusunurken bunlari yazmaniz, o donemde aldigim mesafe koyma kararinin onayi oldu bana 😇Junomuz bi tanemiz 😍

  2. Figen ERKASAP

    Can kırıkları çok acıtıyor be Juno…Yineiçimi okumuşsun.
    Gözlemine sağlık…

  3. Hira

    Tam da böyle hissediyorum bu retroda kırılgan kırgın daha çok kırgın 🙁

Bir Cevap Yazın

Arşiv

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: