6 Aralık 2024 – 23 Şubat 2025 MARS RETROSU; Güçlülük Algımızı Sorgulama Zamanı…
6 Aralık 2024 – 23 Şubat 2025 MARS RETROSU; Güçlülük Algımızı Sorgulama Zamanı…
Hayatta kalma güdümüzü, yaşam enerjimizi, gücümüzün kaynağını ve mücadele şeklimizi temsil eden Mars Gezegenin Güneş etrafında dönüş ivmesi, 2,5 yılda bir Dünya’ya göre daha yavaş hale gelir. Yaklaşık 90 gün devam eden bu sürece Mars Retrosu adı verilir. Esasen Mars retrosunun gölgesi 4 Ekim 2024’de başladı ve 2 Mayıs 2025’e kadar devam edecek. Ama bize belirgin şekilde yansıyacak süreç şöyle gelişecek;
- Mars 6 Aralık 2024’de 6 derece Aslan’da durağan hale ve 7 Aralık’ta retro konuma geçti.
- 12 Aralıkta Retro Merkür ile Üçgen, Kova’daki Venüs ile karşıt olacak.
- Tam 2024 biterken Pluto ile karşıt açıya girecek ve Ay Düğümlerinin de dahil olmasıyla bir Mistik Dörtgen oluşacak. Mistik Dörtgen etkisi 10 Ocak’a kadar devam edecek.
- 6 Ocak 2025’de Yengeç Burcu’na geçecek.
- 15 Ocak’ta Güneş Karşıtlığı, Neptün Üçgeni ve Lilith Karesi alacak.
- 5 Şubat’ta Chiron Mars Karesi yaşanacak. Ama bu açının etkileri Ocak’ın son haftasından itibaren hissedilecek.
- Şubat ortasında Satürn ile üçgen açıya girecek.
- 23 Şubat 2025’de 17 derece Yengeç’teyken normal ritmine geri dönecek.
MEALİ;
İnsan ”güçlü” olmak ister. Gücün tanımını ise ”diğerleri” üzerinden yapar. Ötekiler tarafından ezilemeyen,üzülemeyen, yenilemeyen, geçilemeyen, yok sayılamayan, vazgeçilemeyen, reddedilemeyen biri olmak, güçlü olmakla eş anlamlıdır. Hatta buna çoğu kez dünya tarafından alt edilemeyen, dış koşullar karşısında da asla kayba uğramayan, geri adım atmayan, istediklerini ne olursa olsun alabilen, kayıp ve yenilgi görmeyen ya da sonunda mutlaka ezici bir galibiyet elde eden biri olmayı da ekleriz.
Mars’ın Aslan Burcu’nda olması tam da bu mitin içini doldurur. Mars Aslan mutlak güç ve iktidarın simgesidir. Kötücül ve hain değildir. Hatta kanadı altına aldıklarını merhametle korur ve tüm tehlikelerden sakınır. Ancak düşmanlarına karşı amansızdır! Yani tam bir Marvel Kahramanı gibidir 🙂 Korkmaz, imkansızı başarır, asla geri adım atmaz, kolay kolay düşmez ve azcık ayağı kaysa bile geri dönüşü eskisinden de ihtişamlı olur.
İçimizde kendimizi böyle görmek isteyen bir yan vardır. Bazen de sırtımızı dayadığımız güçleri – örneğin insanları, konumları, tanımları – bize dolaylı olarak böylesi bir yenilmezlik sağlayan unsurlar olarak görmek isteriz. Kendimizle ve güvendiğimiz şeylerle ilgili böyle mitler yaratırız. Dünya yüzünde önümüze çıkan engelleri yardıra yardıra aşıyor olmak fikrinden müthiş bir haz duyarız.
Hatta… Başkalarına hak görmediğimiz şeylere biz el uzattığımızda bile bir şekilde bir meşruiyet icat edip her türlü arzumuzu karşılamaktan geri duramayan… Yani açık veya gizli bir üstünlük ve ayrıcalıklı olma halini de kendimize yakıştıran bir yanımız vardır. Kısacası hepimiz aslan payını ve kral hakkını kendimiz için isteriz.
Mars Aslan’da retro konuma geçince neler mi olur?
Mutlak bir güce, bir üstünlüğe, herkesin üzerine çıkan bir haklılık veya gönlüne göre davranma özgürlüğüne sahip olduğumuzu düşündüğümüz konularla sınanmamız pek mümkündür. Olaylar bize gücümüzün bir haddi, bir sınırı olduğunu, arzumuza gem vurmamız, hırsımızı yatıştırmamız gerektiğini gösterebilir. Bir başkasının haklı olduğunu ya da birisi basitçe bizden daha güçlü ve avantajlı olduğunu, bu nedenle de geri çekilmemiz gerektiğini kabul etmek durumunda kalabiliriz.
İster adil koşullarda, ister haksızlığa uğrayarak olsun, kaybetmek ve geri çekilmek çok büyük bir deneyimdir. İnsanın egosunu inanılmaz terbiye eder. Kazanmanın lezzetine doyulmaz bir gururu olabilir. Ama kaybetmenin ve geri çekilmenin de bir onuru vardır! Bunu bile ONURLA yapabilen insan gerçekten güçlüdür. Zira kendini yenmeyi ve kendine saygısını kaybetmemeyi başarmıştır. Ocak’ın altısına kadar Aslan’da geri giden Mars bize gücümüzü dış dünyada sınamak yerine içte güçlü kalmayı öğretebilir.
Güçlü ve güvenilir olduğunu sandığımız insanların veya konumların sandığımız gibi sırtımızı yaslayabileceğimiz unsurlar olmadığını görebiliriz. Bu tür güç ve güven odaklarının zorda kalınca bize zarar verebildiklerine ya da göründüklerini kadar sağlam, prensipli, asil ve adil olmadıklarına şahit olabiliriz. Bu da bize bağlı olmayan dış unsurlara fazlaca yaslanmanın bizi kırılgan hale getireceğini öğreten bir deneyim olabilir. Kişi bazı insanlar ve konumlardan destek alsa bile son tahlilde daima kendi içinde sağlam kalabilme ve kendi sorumluulğunu taşıyabilme becerisine güvenmeyi bilmek zorundadır.
Güçlü ve güvenilir görünme çabamız yüzünden gerekli gereksiz her işe soyunmuş, her yükü sırtlamış, girilecek bir koltuk altı arayan herekse kucak açmış olabiliriz. Bu retro döneminde tabiri caizse racon icabı yerine getirdiğimiz angaryaların altında ezildiğimizi fark etmemiz mümkündür. Biz ”yapamam” demeyi bilmediğimiz, hatta bunu bir güçsüzlük göstergesi olarak algıladığımız, aslında alttan alta birilerinin bizi cengaverlik yapmaya meraklı olduğumuz için değerli bulacağını sandığımızdan dolayı, sürekli öne sürülen kişi olabiliriz. Ama bu süreçte böyle roller üstlenmenin bize zarar verdiğini, bizi bu şekilde gaz verip öne iten insanların aslında bizi kullandığını, bizim destek ve dayanışmaya ihtiyacımız olunca herkesin çil yavrusu gibi dağıldığını görüp, kalbi kırık yalnız kahraman durumuna düşebiliriz. Bu durumda insanlardan hesap sorarsak, herkese gücümüzün acı yanını göstermek için fırtına estirmeye kalkarsak, haksız duruma düşebilir ve suçlanabiliriz. Dolayısıyla efeliğimizin kendi ayağımıza dolanan bir kement olduğunu görüp, gücü başkalarına bir şeyler ispat etmek için kullanmaktan vazgeçmek adına sağlam bir ders almamız pek mümkündür.
Bir ihtimal de kendimizden çok büyük zaferler bekleyip, çok şaşaalı hayaller kurup, sonra da ”ya beceremezsem” kaygısıyla hayattan geri çekilen bir yanımız olduğunu görmemizdir. Asıl kahraman her mücadeleyi önde bitiren değil eksiklik ve zaaflarına rağmen yola devam edip elinden geleni yapmaktan kaçınmayandır. En büyük olmak için değil, keyif almak, bir işe yaramak ya da sadece kendimizi geliştirmek için yapmamız gereken şeyler vardır. Yiğitliğimize halel gelir diye gizli gizli korkup kenarlara köşelere sığındığımız alanlarla bu dönemde yüzleşebiliriz.
Mars’ın Yengeç’te retro olacağı 6 Ocak sonrası dönemde ise, kendini ortaya atmak ve kahraman olmakla değil kendini fazlaca korumaya almakla ilgili zaaflarımızla yüzleşmemiz gerekebilir.
Mars Yengeç’in güçlü olmaktan anladığı şey KORUNAKLI kalmaktır. Nerede geri çekileceğini, nerede durursa zarar görmeyeceğini bilir. Etrafına bir dokunulmazlık zırhı örmeye, kendisi için önemli olan şeyleri özellikle de aidiyetlerini güvenceye almaya çalışır. Zayıflığını güce çevirir. Kendi rahatına geleni yapar ve rahat etmediği, güvende hissetmediği durumun sorumluluğunu başkasına bırakır. İncinebilirliğini gizlemek yerine o kadar açıkça ilan eder ki, onu incitmemenin yükü adeta diğerlerinin omzuna kalır. Savaş statejisi, insanlara kendisine saldıracak zemin vermemek ve yenileceğini anladığı yerde kaçak dövüşmektir! Bir problem çıktığı, bir çatışma yaşandığı zaman kendi payına düşen hatalardan dolayı sorumluluk almaktan kaçınmaya ve bahaneler üretmeye meyleder.
Mars Yengeç’te retro yapınca ”sıkıntı bana değmesin” diye ötelediğimiz konular önümüze gelebilir. Ben bununla baş edemem deyip ertelediğimiz ve bir kapının ardında tuttuğumuz zorlukların varlığını kabul etmek durumunda kalırız. Zira kapı kırılıp sorunlar üstümüze yığılabilir. Görmekten kaçındığımız, reddettiğimiz, üstünü örttüğümüz hatalarımızı, eksiklerimizi ve zaaflarımızı kendimize itiraf etmek ve bunlara ilişkin çözümler üretmek konusunda sistemden uyarılar alabiliriz.
Aidiyetlerimizi, güvenlik alanımızı korumak adına hem kendimize hem de sahiplendiğimiz insanlara ve konumlara zarar verecek, zayıf düşürecek, atıl hale getirecek, hareket alanı bırakmayacak tercihler yapmış olabiliriz. Bu kadar korumacı, kontrolcü, kaygılı, dolaylı olarak baskıcı tercihler yapmanın, sonuçta hayatı yaşanması zor bir hale getirdiği gerçeği ile yüzleşebiliriz. Kendimizi de kendimizin bir parçası olarak gördüğümüz şeyleri de gelişmeye ve dönüşmeye açık olmayan bir duruma mahkum ettiğimizi, adeta hava almayan bir odada yaşamaya çalıştığımızı fark edebiliriz.
Korumak adına fazla üzerimize düşen ve bu şekilde bizi işlevsiz ve güçsüz hale getiren insanlara sınır çekmemiz gerekebilir. Rahatımıza geldiği için teslim olduğumuz kişilerin ve düzenlerin bizi boğduğunu, elimizi kolumuzu bağladığını ve yaşamdan izole ettiğini görmek zorunda kalabiliriz. Eğer hayatta ve ayakta kalabilmek istiyorsak güçsüz ve yetersiz değil, cesur ve girişken olmamız gerektiğini kavrayıp rahat kabuğumuzdan çıkmaya karar verebiliriz.
Çatışma içeren bir konuda kendi payına düşen hataları üstlenmek ve bedelleri ödemekten kaçınan insanlarla baş etmek durumunda kalabiliriz. ”Haklısın ama yine de benim yüzüme bunu vurman beni incitti! Ben bu yükün altında ezildim.” der gibi davranan ve bizi kendi duygu durumlarından dolayı neredeyse suçlu gibi hissettiren, ”Tamam sorun değil yeter ki sen üzülme!” demek zorunda bırakan kişileri fark etmemiz ve onlara sınır çekmemiz gerekebilir.
Eğer insanlarla ilişkilerimizde hatalarımızın sorumluluğunu almaktan ve bedelini ödemekten kaçınıyorsak, eksik ve kusurlarımızı kabul edemediğimiz için bunları bize fark ettirenlere düşman oluyor ve onların kendileri kötü hissetmelerini sağlamaya çalışıyorsak… Yani manipülatif yöntemlerle üste çıkmaya çalışan bizsek, bunun bizi hakikati görmek ve büyümekten alıkoyduğunu ve ilişkilerimize zarar verdiğini idrak etmek durumunda kalabiliriz.
GERÇEK GÜÇ insanın kendi hakikatini görmesi ve hayatı olduğu gibi göğüsleyebilmesidir. Güçlü olmak hep kazanmak, hep üstte kalmak, hep hasarsız yaşamak, hep istediğini almak değildir. Güçlü insan; düşünce kalkmayı, adil olabilmek için geride durmayı, arzularını ve hırslarını kontrol etmeyi, zayıflıklarını kabul etmeyi ve yönetmeyi, müdahale etmesi gereken yerde elini taşın altına koymayı, kendi sınırlarını bilmeyi, başkalarına yer açması veya sınır koyması gereken yerde ise durmayı bilen kişidir. Bunları idrak etmek ve yapabilmek hepimize yeni yılda kolay ola…
Bu yazıya çok sevdiğim bir parçayı koymak istedim… İnsanın hayat içindeki güçsüzlüğü ile yüzleşmesi ve gücünü imanında bulması hakkında hüzünlü ama derin bir baladdır.
💕