3 Ağustos 2020, KOVA Burcu’nda DOLUNAY – Huzursuz, Huysuz, Sorgulayıcı Bir Kafa!

dd8ec978893cd3f2ec72da64b6a4c1c5

3 Ağustos 2020, KOVA Burcu’nda DOLUNAY – Huzursuz, Huysuz, Sorgulayıcı Bir Kafa!

3 Ağustos 2020 günü İstanbul’a göre 18:59 itibariyle DOLUNAY adını verdiğimiz AY – Güneş karşıtlığı tam halini alıyor. DOLUNAY haritasını değerlendirirken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • AY Kova Burcu’nun 12 derecesinde ve haritanın 1’inci evinde. Güneş ise Aslan Burcu’nun 12 derecesinde ve haritanın 7’inci evinde yerleşmiş.
  • Kova’nın yöneticisi Uranüs, AY ve Güneş ikilisine, 4’üncü Ev sınırından T-Kare yapıyor. Ancak Selena’nın da dahil olmasıyla toplam görünüm Sabit Burçlarda Büyük Kare’ye dönüşüyor.
  • Yükselen 19 derece Oğlak. Retro konumda ve Pluto ve Satürn ikilisi ile Stelyum halinde olan Jüpiter, Yükselen Noktası ile kavuşuyor.
  • Mars Lilith ikilisi Yükselen Noktası ve Oğlak’taki Stelyum ile kare yapıyor.

MEALİ;

Esasen aşağıdan bakınca durum BERBAT 🙂 Ama yukarıdan bakınca her şey şaane! Göklerde ”Sizi okkadarrr bunaltıyoz ki, ister istemez kafanız ve bedeninizdeki kullanmadığınız hücreleri, kasları çalıştırmaya, hiiiiç dikkate almadığınız imkan ve ihmalleri düşünmeye, hayatınızda bir kaç milimcik değişiklik yapmaya mecbur kalasınız!” türü bir anlayış hakim.

Böyle söylenince biraz ”zalımlık” gibi görünebilir ama insan evladının çok bunalmadan kendini aşmaya kalkmadığı doğrudur! Ziyadesiyle ”korunaklı” Yengeç temalarının içinden geçip durduk bir zamandır… Lakin bu kadar korunma güdüsü insanı kendini ve hayatı keşfe çıkmaktan, yaşamın farklı boyutları da olduğunu ve birazcık risk almadan hiç bir şeye ulaşılmadığını görmeye engeldir. Aman o bozulmasın, bu üzülmesin, şu değişmesin diye yaşamak, tıpkı annesine bağımlı bir ceninin giderek daralan bir rahime katlanmaya çalışması gibidir ki onun da ömrü günü sayılıdır.

Baktığımızda içinde yaşadığımız bütün sistemlerin, aslında bizi korusun kollasın, derlesin toplasın, başımızda dam etrafımızda çit olsun istediğimiz her düzeneğin ve dahi küllüm otorite figürlerinin yükten başka bir şey olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Adeta ”Zor, sert, höt, zort ama… Olsun nihayetinde Allah başımızdan eksik etmesin!” dediğimiz ne kadar insan veya düzen varsa, alayına KARŞI bir şeyler büyüyor içimizde… Bunu ikili ilişkilerimizden, iş hayatımıza hatta içinde bulunduğumuz toplumsal düzeneklere kadar yaymak mümkün.

Yani aslında biz büyümek istiyoruz!

Büyümeye çalışan herkesin yolu ergenlikten geçer! Ergenlik huzursuz bir şeydir. Ergen olana KARŞI’dır! Bazen uyum sağlaması gerekene de baş kaldırır… Ama bu da onun denemeye ve yanılmaya, sonra da kendi ”uygun yolunu” bulmaya cesaret etme halidir. Çok budanır, çok engellenir, çok eleştirilirse, büyüyemez… Boynunu büker, denileni yapar. Ama sonra mazallah 40’ının ertesinde azar 😀

Büyümeye kalkmak, kendi hatalarını yapmayı göze alarak kendine bir yol seçmek, yaptıklarını gözlemek, ölçmek tartmak ve gerekirse inat etmeyi bırakıp yön değiştirebilmektir. Bu arada bize söylenenleri, çevre koşullarını, etrafımızdan yansıyan deneyimleri ”veri olarak” alırız. Ama gerekirse bunların ötesinde bir bakış açısı ve keşfedilmeyi bekleyen bir ”aşkın hayat” da olduğuna dair bir inançla devam ederiz yolumuza. Bu da ERGEN’den ERGİN’e geçiş halidir.

İşte bu aralar ihtiyacımız olan şey tam da böyle bir ”aşkın hayat” arayışı! Zira katlandığımız hallerin özüne baktığımızda orada tutulmaya değer bir şey kalmamış olabilir.

DOLUNAY 1-7 hattında yani benlik ve birlik düzleminde çalıştığı için, iç çatışmalarımızı ve değişim arzumuzu bize en fazla yansıtan alan bu DOLUNAY’da ilişkilerimiz olacaktır. Etrafımızdaki kişilerin tavırlarına bakarak, BAĞ KURMA şeklimizi sorgulayacağız. Bu bağlar ille aşk meşk konulu olmak zorunda değil. Aile ilişkilerimiz, dostlarımız, iş yaptığımız insanlar, akıl alıp verdiğimiz yani danıştığımız veya bize danışan kişiler de bu kapsama girebilir. Bize nasıl davrandıklarına bakarak, hangi konularda aşkın bir arayış içine girmemiz gerektiğini fark edeceğiz. Kendimize hangi soruları sormalıyız derseniz;

  • Benden beklenenlere ne kadar ve nasıl uyum sağlıyorum? Bunun bana bedeli nedir? Buna değdiğine ikna mıyım? Beni olduğum gibi kabul edemeyen kişilere sırf güvende kalmak ya da sevildiğimi hissetmek için fazlasıyla ödün mü veriyorum? Beni böyle davranmaya iten korku ya da eksiklik duygusu nedir?
  • Hayatımın sınırları daraldıysa ve ben olduğum düzlemde gelişebileceğim bir alan kalmadığını görüyorsam, neden yeni bir açılım arayışına girmiyorum? Beni tutan ne? Ne kaybederim?
  • Kendime ve etrafımdakilere ”tarafsız” bakabiliyor muyum? Yoksa her şeyi bana göre, benim için, bana karşı, benden dolayı mı algılıyorum? Peki gerçekten öyle mi… İnsanlar beni sevmedikleri, değer vermedikleri veya düşünmedikleri için değil de sırf kendi içlerinde tıkandıkları yerler ya da belli alışkanlıklar yüzünden benim hoşuma gitmeyen şekilde davranıyor olabilirler mi? Ben bu tür sorunlu alanlara hakkında daha az ”alıngan” olsam ve tercihlerimi daha az duygusal bir tavırla uygulamaya koysam, ilişkilerim daha az gerilimli olabilir mi?
  • Uyum ve güven arayışım beni de başkalarını da yoran kalıplara mı dönüşüyor? İlişkileri idealize edip beklentileri aşırı yukarı çekip, sonra bunlara göre davranıp, karşımdakileri de oldukları yere değil bence olmaları gereken yere mi koyuyorum?
  • İnsanlardan neler bekliyorum? Bu beklentilerimin karşılanması şart mıdır? Ben özgür bırakılmak isterken başkalarını benim gibi ya da benim işime geldiği gibi olmaya zorluyor muyum? Onları biraz kendi hallerine bıraksam ben de kendi tercihlerime odaklansam kıyamet mi kopar? Biraz mesafe ya da ”farklı var olma” alanı hepimize iyi gelmez mi?

Sevilmek ve olduğun kabul edilmek insanın kendini bir topluma ya da bir ilişkiye ait hissetmesi için çok önemlidir. Bizi fazla iten çeken ve kalıplara korselere sokmaya çalışan insanlar ve ortamlar bir süre sonra katlanılmaz bir hal alabilirler. O korsede kalmanın da o korseden çıkmanın da fiziksel, maddi ve duygusal bedelleri vardır. Mamafih bu aralar gökyüzü hepimize korseleri patlattırıyor 🙂

Patlayın ama mantık ve hakkaniyet terazisini kırmadan patlayın. Üzerinizde kaygı ya da baskı oluşturan şeylerden kurtulma arzusu sizi ”hep başkaları suçlu” ya da ” kimse beni sefmiyor” kafasına getirmesin. Sırf ”yasak” bir adımı atabilme cesaretini ve hakkını kendinizde bulabilmek için, SUÇLU aramayın. Sadece istemeniz ve seçmeniz bir adımı atmanız için yeterlidir. Seçer, sorumluluk alır ve ergin olmaya karar vermiş bir insan gibi bu süreci adım adım yönetirsiniz. Hatalarınızdan öğrenir, yeni deneyimler kazanır ve büyürsünüz. Sonuçta herkes biraz daha özgür ve biraz daha kendi gibi olur. Ama ille de küs, ile de düşman, ille de yalnız, ille de öteki olmamız, yıkıp dökmemiz gerekmez.

Bütün uzaklaşmalar bizi önce kendimize sonra da zamanı gelince etrafımızdakilere yakınlaştırır! Kendini tanıyan, kendiyle barışan, kendini gerçekleştiren insan, çevresine de daha olgun, daha tutarlı, daha anlayışlı, daha merhametli davranır.

Toparlayacak olursam; Huysuz, huzursuz ve sorgulamaya hazır hissettiğiniz şeylere, sakin ve önce kendiyle barışık bir gözle bakın bu DOLUNAY’da! Herkes sizi sevsin, sizin istediğiniz gibi olsun, sizi doğrulasın diye uğraşmayın. Karşı olmaktan korkmayın. Ama düşman da olmayın 🙂

Bir ağaç gibi tek ve hür ama bir orman gibi kardeşcesine olmak en iyisidir… Birbirimizin gölgesinde büyüyemeyeceğimiz kadar yakın değil ama birbirimizi anlayacak ve destek olabilecek kadar yakın durmak en verimlisidir.

En önemlsi kendimize yabancı, kendi kalbimize asi, kendi fikrimize çelişik olmak yerine, kendi gölgelerimizle, kuytularımıza, korkularımızla tanış ve kendimize dost olabilmektir. O zaman başkalarını oldukları gibi kabul etmek ve uygun mesafede durmak daha kolay ve sancısız olur.

Bu AY’ın burçlara göre genel etkilerini VOGUE dergisinin e-sayısında Astroloji sayfasına yazdım. Güzel oldu okuyun 🙂

Veee bu parçayı dinleyin… Deniz Tekin bir türlü uyuşamayan, uzlaşamayan ve incinmektense uzaklaşmayı isteyen kişinin ruh halini pek güzel tariflemiş – BENDE Bİ PROBLEM VAR! Ama bilin ki böyle olmak zorunda değiliz…

5 Comments

  1. Özge

    Yazılarınız aracılığıyla siz benim platonik bir dostumsunuz, birkaç en iyi arkadaşımdan birisiniz; sırf hayata çoğu zaman benzer baktığımızı gözlemlediğim için değil, aynı zamanda benim olabileceğim daha üst versiyonumla beni konuşturduğunuz için gördüklerinizi okurken kendime, ben olarak değil de üçüncü bir kişi olarak bu kadar yoğun odaklanabiliyorum. Gözünüze, aklınıza, dilinize sağlık sevgili Juno.

  2. Sema

    Siz bu kadar harika olmak zorunda mısınız…gece gece ki bulduğum cevaplar böylesine tatsızken?? nefes alıp bir kez daha düşünmemi sağlayan bu satırların sahibine nasıl teşekkür etsem ?? yüreğinize sağlık…geçmiş bayramınız kutlu olsun ❤️???

  3. Baris

    Bu kafayi seviyorum…. Sevgiler, Baris…

  4. Seda Kaya

    Yine harika ötesi olmuş. İfade bulamayan her şey temiz, net, nokta atışı ifade edilmiş.
    Teşekkürler

  5. Sema Ankaralı

    Her zaman olduğu gibi ilham verici, farkındalık geliştirici yorumlarınız için çok içten teşekkürler. Yüreğinize, dimağınıza, ellerinize sağlık sevgili Juno. Her ay ?? ile bekliyorum.. Bu paylaşımlarınız adeta ruhumun, zihnimin pusulası. ??
    Sema Ankaralı

Bir Cevap Yazın

Arşiv

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: