Site icon Juno – Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

21 Haziran 2020, YENGEÇ Burcu’nda Güneş Tutulması… Doğum Sancısı!

StudioSpiritYSol

Görsel: StudioSpiritYSol

21 Haziran 2020 günü, İstanbul’a göre 09:40 itibariyle YENİAY adını verdiğimiz AY – Güneş Kavuşumu tam halini alıyor. Bu YENİAY’a bir de Güneş Tutulması eşlik ediyor. Tutulma etkilerini değerlendirirken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

Güneş Tutulmaları, tüm dünyanın enerjisini etkiler. Biz de bundan payımıza düşeni alırız. Ama asıl işlerini hayatın akış düzeni üzerinde yaparlar.

Şimdiiii… Şu Tutulma haritasındaki enerjilerin temel mesajlarını şöyle bir masaya serelim bakalım; Yengeç ”Rahim ve Doğum” enerjileriyle içiçe geçmiş bir burçtur. Yaz Dönencesi ”İnsan Kapısı”nın ve dişi yani ”alıcı, kabul eden, taşıyıcı, emaneti koruyan” enerjinin başlangıç noktasıdır. 11’inci Ev ise belirsizlik, riskler ve fırsatlar, kaos ve yeni olasılıkları temsil eder.

Evreni var eden enerjiden gelen tohumun yani ”eril gücün”, dünyevi anlamdaki var oluşu mümkün kılan ”dişil beden” ile buluşması ve bundan insanın doğması, bize dışarıdan baktığımızda kaos gibi görünen ”Dünya Devranı’nın” başlangıcıdır. İnsanlık, kaderin yolları içinde yaptığı seçimlerle şekillenen bir dizi senaryoyu yaşamaya ve kendi gerçeğini keşfetmeye böyle başlamıştır.

İnsan soyunun devamı da bu ilk başlangıcı simüle edercesine, erkek tohumu ile kadın yumurtasının birleşmesinden meydana gelen bir çocukla gerçekleşir. Bir çocuk, sülaleler boyunca biriktirilmiş olan gen haritasından süzülen niteliklerin teslim edildiği o ”sürpriz paketi”, büyük umutlar yüklenerek dünyaya getirilir. Korunaklı olması için uğraşılan ama yine de belirsiz bir ortamda kendi yolculuğunu yapmak, kendi potansiyelini keşfetmek ve gerçekleştirmek için harekete geçer.

İnsan olmak; emaneti teslim almak, onu belirsizliklerle dolu bir yolculuk boyunca taşımaya ve üstlendiğimiz nitelikleri keşfedip hayatın içinde ortaya koymaya çalışmaktır. Yaşadığımız ”görüntü itibariyle olumlu ya da olumsuz” her olay, emanet edilmiş olan nitelikleri fark etmemiz ve aktive etmemiz için bizi tetikler!

İnsan da kendi tohumunu saçar; Dişi bir kap olarak emanetini taşırken, eril bir fonksiyonu yerine getirerek yaptıkları, söyledikleri, ürettikleri ile sistemi döller! Döllediğimiz oluşumların her biri bir bebek gibi doğar ve kendi macerasını yaşamaya başlar… Bütün insanlık bunların olumlu veya olumsuz sonuçlarına maruz kalır.

İşte yine bir doğum sancısı yaşıyoruz! Yaptık ettik, ektik ve şimdi yepyeni bir dönemin kapıları tıpkı bir rahimin çocuğa yol vermesi gibi açılıyor. Ortaya aldığı emaneti var etmek üzere yeni bir çocuk çıkıyor.

Ay Düğümlerinin geçtiği Yay – İkizler hattının ve Satürn – Jüpiter ikilisinin geçmekte olduğu Kova enerjisinin izlerini taşıyan bir çocuk bu… Dünyanın bir süredir içinde debelendiği ”geleneksel iktidar kalıpları ve içe dönük algılar” döngüsünü kıracak, daha sorgulayıcı, sıradanlığa teslim olmayı ve sınırlandırılmayı kabul etmeyen, alıştığımız düzeni yersiz ve gereksiz bulan, öncelikler ve değerler sıralaması çok farklı bir çocuk!

Her doğum gibi bu doğum da evimizin düzenini bozacak 🙂 Ve her ebeveyn gibi bizler çocuğu kendi alıştığımız ya da doğru bulduğumuz ortamda büyütmeye çalışacağız ama çocuk kendi sistemini bize çatır çatır dayatacak. O sistemin neye benzeyeceğini 2021’in başında görmeye başlayacağız. Hayır başta hiç de kolay olmayacak ama daha iyi ya da insanlığın gelişimine daha uygun olacak.

Gelelim tutulmanın bireysel etkilerine;

Evet bebekler korunmaya muhtaçtırlar… Hareket kapasiteleri ve kendilerine bakma becerileri çok sınırlı olduğu için, beslenmek, ısıtılmak, pamuklara sarılmak isterler. Ama büyüdükçe ve hayatın farklı veçhelerine açıldıkça uyum sağlamalarını, gelişmelerini ve kendileri keşfetmelerini sağlayan her türlü ”KOD” özlerinde mevcuttur! Aşırı korunmak bu kodların tetiklenmesine engel olur. Bu nedenle de ”güvenli açılım” hayatın her alanında gelişmeyi teşvik eden bir sistemdir.

İnsan bebekliğini ardında bıraktığını sanır ama aslında hem alıştığı rahimde kalmak isteyen ve büyümeyi reddeden bir yanı vardır. Halbuki güvende kalmak için hayatın değişen koşullarına uyum sağlamamız gerekir. Hayat içimizdeki ortaya çıkmamış nüveleri dış koşullardaki değişim sayesinde döller. Biz bu döllenmiş olasılıkları önce bir bebek gibi içimizde büyütür sonra da bir doğum sancısı ile dünyaya getiririz. Tam da bu yüzden çark-ı felek bitmeyen bir yeniden doğum ve kendini keşif halidir.

Ve unutmayın ki çekilen her sancının ardından yumuk elleri ve masum yüzüyle dünyaya gelen bir bebek yaşanan tüm acıları unutturur ve kalplerimizi sevgiyle kutsar.

Ben bu yazıya Deep Purple’dan bir Child In Time koyarım ya…

Exit mobile version