Mars meşrep itibariyle kolayına gelen bir burç olan Yay’a girdi…
Akrep’teki dolaylı ve hesaplı etkiler oluşturma, dış faktörleri dikkate alma, ayar vermek suretiyle sinsi sinsi müdahale etme filan durumları bitti… ”KOP DA GEL!” modu hayatlarımıza hakim olmuş durumda 🙂
Ancak Mars Yay’daki yolculuğunun ilk haftasında, Neptün karesi ile sınanacak!
MEALİ;
Yay abartılıdır! ”Durmayaydım Eyiydi!” Yay’ın en sevdiği düsturdur…
Mars Yay Burcu’ndan geçerken, özel tim komandosu hallerinin bir tık üstüne transfer olur; kafa yapacak birşey içmiş mücahit moduna bağlayıp ”Ne Duracakmışım Uleyynn!” kıvamına gelir 🙂
Bize etkisi ise – ne yapsak haklı, ne desek doğru, ne alsak yetmez, ne versek bitmez, ne kadar abartsak NORMAAALL, neyi ezip geçsek SIKINTI YOK – kafasına gelmemizdir.
Hayatta kalma güdümüzü temsil eden Mars, YAY’da yolculuk ederken; normal şartlar altında göze alamayacağımız riskleri almak, durup dururken kalkışmayacağımız zahmetlere heves kabartmak ve aşılmaz gibi görünen tepeleri fethetmek konusunda, daha bir cesaretli ve gayretli oluruz.
BU İYİDİR!
İnsanın arada bir mantığın dur dediği şeye, gönlüyle girip, kendi sınırlarına dair ön-kabullerini test etmeye, olasılıkları keşfetmeye, mucizelere izin vermeye ihtiyacı vardır 🙂
Ama cesareti yersiz bir cürete, mücadele keyfini anlamsız bir savaşa, özgürlük duygusunu sınırları kaybetme ve hadsizliğe çevirmemek için de, fren pedalının yerini unutmamak gerekir!
Aksi takdirde;
– ”Kafa iyiyken” girdiğimiz işlere, ”kafa normale dönünce” baktığımızda, ”Naapmışım abi ben!” dememiz,
– Ağzımızdan, elimizden, cebimizden çıkanı, gönlümüzden kopanı kontrol etmeden davrandığımız için, had, hudut, insaf, vicdan ölçülerini kaçırmış olduğumuzu GEÇ fark etmemiz,
– YAY’ın verdiği gazla – ”sadece bitiş çizgisini görmek” için gidip, geri dönüş için benzinimizin kalmadığını görmememiz,
Kısacası, en halis niyetlerle, en güzel duygularla çıktığımız bir yolu ya da sorgulanmayan bir haklılık hissiyle başladığımız bir mücadeleyi ”mundar” etmemiz, mümkündür.
Ve Mars’ın Yay’daki yolculuğunun ilk haftasında Neptün ile kare yapması, bizim hata payı yüksek varsayımlar ya da abartılı beklentiler içinde olma, bu nedenle de maksadını aşan ya da hedefi şaşan tavırlara girme eğilimimizi arttırabilir.
AMA BU DA İYİDİR 🙂
Maksadı aşabildiğimizi, hedefi şaşabildiğimizi, had hudut kavramı konusunda bir sıkıntımız olduğunu, ”tutturuyom istiyom” şımarıklığımız kadar ”AY YOK, ben dayanamiycam!” isyanlarımızın da faydasız ve anlamsız olduğunu, fark etmek iyidir!
Ve HAYAT bu farkındalığı kazandırmak için gerekli olan deneyimleri yaşatarak, bize kötülük yapmaz… Aksine ŞEFKAT gösterir.
Bu aralar, Lilith’in AY Düğümleri ile yaptığı ılımlı açılar da, kişiliğimizdeki varlığını göremediğimiz ya da adını koyamadığımız”gölgeler ile yüzleşmek” konusunda epey bir fırsatımız olacağına işaret etmektedir 🙂
Yani özetle bu aralar;
– Olmayacak duaya inat yüzünden amin dediğimizi ve sadece kendimize zarar verdiğimizi,
– Kendi kapasitemizi olumlu ya da olumsuz anlamda yanlış değerlendirdiğimizi, bu nedenle de UYGUN hedeflere, gerekli enerjiyi yönlendiremediğimizi,
– Sırf başladı da bitiremedi demesinler diye, suya yazı yazacak mürekkep icat etmeye çalıştığımızı,
– Sandığımız kadar sabırlı, iyi niyetli, gayretli, dirayetli olmadığımızı,
– Anlamsız bir hedefi kişisel takıntı haline getirip, bunun üzerini de ”kutsal cihat”, ”merhamet” ya da ”koşulsuz sevgi” filan gibi bir pastacı şekeri ile örttüğümüzü,
– Ya da hiç sandığımız kadar iyi yürekli, melek tabiatlı ve dürüst biri olmadığımızı.. başkalarını eleştirdiğimiz konularda onlardan farklı olmadığımızı ve tüm saldırılarımızın bize kendimizden utanma duygusu olarak geri döndüğünü,
FARK EDEBİLİRİZ…
Ve emin olun bu son derece iyidir 🙂
İnsan hatalı olmaktan nefret eder… Bu nedenle de hatayı düzeltmek yerine, sürdürür! Dünyayı kirleten, yüreği kirleten, umudu ve gelişme imkanını kirleten hep bu KİBİR’dir! Ama hayat kibirli burunlarımızı sürtmeyi iş edinmiştir.
Ve bu çok ama çok iyidir 🙂
Mars, Yay’da ilerlerken şöyle bir 10-15 gün içinde Jüpiter ve Uranüs ile üçgen yapacak, Chiron ile de kare açıda olacaktır. O zaman yaşayacaklarımız bize tabiri caizse, ”hanyayı konyayı” daha iyi ayırt ettirecektir.
Eğer bu bir haftayı, hayat hakkında ya da kendi hakkımızda yazdığımız efsanelerin arka planını sorgulayarak, hata yapabilme ihtimalimizi dikkate alarak ve olası hatalardan dolayı NE KENDİMİZİ NE DE BAŞKALARINI fazlaca yargılamadan, ılımlı ve çözüme odaklı adımlar atarak geçirirsek, ufuk daha açık, gök daha aydınlık olacaktır.
Ben hep erdem peşinde gezdim ama eğer dürüst olamadıysam, bil ki seni değil kendimi kandırdım diyor üstat… Sözler aşağıda… Müzik daha aşağıda 🙂
”Teldeki bir kuş gibi
Gece vakti nara atan bir sarhoş gibi tıpkı
Yolumda özgür olmayı istedim
Oltaya takılmış bir yem
Ya da eski moda bir şövalye gibi
Bütün ödüllerimi başkalarına dağıttım
Ve yine de nazik olamadıysam sana karşı
Umarım buna aldırmamayı başarabilirsin
Eğer dürüst olamadıysam
Bil ki, seni değil kendimi kandırdım
Tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi
Ya da alnından boynuz çıkmış bir canavar
Tırmalayıp uzaklaştırdım bana yaklaşmak isteyenleri
Ama bu şarkı benim yeminim olsun
Kendimi hepinize bağışlatacağım
Sopasına dayanarak yürüyen bir dilenci gördüm
Bana neden bu kadar çok şey istediğimi sordu
Ardı gölgeli bir kapıya yaslanmış güzel bir kadın ise
Neden daha fazlasını istemediğimi
Bense teldeki bir kuş gibi
Gece vakti nara atan bir sarhoş gibi tıpkı
Hep yolumda özgür olmak istedim”
LEONARD COHEN

