Venüs Aslan’ın yelelerini savuruyor ne zamandır 🙂
Biz de kendimizi İYİ hissetmeyi, kendi değerimizi bilmeyi, hayatımıza anlam katanın ne olduğunu bulmayı ve ona sahip çıkmayı istiyor… Ama bunu yapabilmek için de birilerinin güzelliklerimize ayna tutmasına, bize ”İyi Bişi” söylemesine fena halde ihtiyaç duyuyoruz. Zira görünürde havamız binbeşyüz olsa da, içten içe kendimizden hoşnutsuz olmaya, kendi değerimizden şüpheye düşmeye fazlasıyla yatkınız!
Neden derseniz; ”Sen de adam mısın!” diye fısıldayıp duran Lilith Apla Venüs’ün tam yanında… Bu tehlikeli ikili Uranüs’e giderek yakınlaşan Güney Ay Düğümünden üçgen açı, Terazi’deki Ay’ın kavuşmaya hazırlandığı Kuzey Ay Düğümünden de 60’lık açı alıyorlar.
Yani geçmişte yaşadığımız – kendimize duyduğumuz güvenin gözünü morartıp bizi ”makyaj” yapmaya teşvik eden türden -olayların gölgesi düşüp duruyor kapımıza… Ve biz makyajlı halimizin pekala durumu kurtardığına, ardına saklandığımız cici örtülerin insanların bize hayran kalmasına ve incinmiş yanlarımızı görmesine mani olduğuna inanmak için çok arzuluyuz…
Gel gör ki; Mars-Satürn kavuşumu, Lilith-Venüs Kavuşumuna sert bir kare çekiyor. Yani zamanın kalitesi ”Eziklik Kompleksimizi” gidermek için bulduğumuz entipüften çözümleri İMKANSIZ hale getiriyor!
OYYY ki OYYY :)))
Peki madem şu ”ASLINDA HEPİMİZİ ÇOK SEVEN” evren, böyle yaparak bizi hangi çıkışa doğru itekliyor?
Hayat sürekli ADAPTE olunması gereken bir şeydir…
İnsanlar BİRLİKTE adapte olmayı kolaylaştırması açısından FARKLI niteliklerle yaratılmışlardır. Yani basitçe; HERKES FARKLIDIR ve BU İYİDİR 🙂
Ama insanlığın genetik hafızası korkularla doludur… Sosyal öğretiler insana hep;
– Benzerliği yüceltip farklılığı köşeye kıstırmayı ve canını yakmayı,
– Gücü yüceltip zaafları alay konusu yapmayı,
– İyiliği yüceltip, iyiyi hırpalamayı,
– Kötüyü eleştirip, kötülüğü marifet saymayı,
– Çevremize ahlaktan bahsedip, sergilediğimiz ahlaksızca örneklerle çevreyi zehirlemeyi,
– Ve sahip olduğumuz bütün hayırlı ve yararlı nitelikleri bencilce kullanmayı ya da pazarlık konusu yapmayı,
vaaz eder…
Kısacası biz OLDUĞUMUZ GİBİ KABUL EDİLMEK efsanesinin bir safsatadan ibaret olduğunu, düşe kalka öğrenir ve hayata ADAPTE olmamızı sağlayan TUTUMLAR ve MASKELER geliştirmeye çalışır… Böylece acıdan, incitilme ihtimalinden, DIŞARIDA KALMA kabusundan kurtulmaya çalışırız.
Hayatta kalmanın ve ONAY ALMANIN bir yolu, MIŞ-gibi YAPMAK’sa diğer yolu da RAĞMEN YAPMAKTIR.
MIŞ-gibi YAPMAK gerçek kimliğimizi maskelerle gizlemek ve onaylanabilir hale getirmeye çalışmak… RAĞMEN YAPMAK ise incitilebilir olan yanlarımızın taşıdığı gerçek gücü fark etmekten geçer.
Herkesin bir AŞİL TOPUĞU yani gidip gelip incitilen bir yeri vardır… Bu yeri saptadıysanız onu saklamaya çalışmak yerine sağlamlaştırmaya çalışın;
– Sizin acı noktanız SEVİLMEMİŞ OLMAK mı; Sevilmeyi beklediğimiz için, başkalarının bizi sevimli bulmasını sağlayacak şeyler yapmak yerine, insanlara samimi bir sevgi duyabilir ve bunun getirdiği şefkatle davranabiliriz. İnsanlar şefkatli davranış görünce güneş gören çiçekler gibi açılıp yüzlerini size dönerler… Sertlikler yumuşar… Yüzler değişir… Çünki insanlar – tıpkı sizin gibi – sevilmeyi severler! Ama bunu sevilmek için yapmayın… Herkesin burada bir yarası olduğunu bilerek ve bir şey beklemeden yapın…
– Sizin acı noktanız KULLANILMAK mı; Sizden her istenileni yapmak yerine, gerçekten yararlı ve anlamlı olanı yapın… İnsanlar kendilerine konulan sınırlara başlangıçta kızabilirler. Ama derinde bir yerde sadece kendilerine anlamlı sınırlar koyan insanlara saygı duyar ve böyle ilişkileri sürdürmek için kendilerini de değiştirmeye gayret ederler! Ama bunu insanlar sizin istediğiniz noktaya gelsin diye bir hırs ve ihtiras duyarak yapmayın. Sınırları bilmek ve bildirmek birbirimize karşı görevimiz olduğu ve sınırı aşabilmek sizi kullananlar açısından da iyi olmadığı için yapın…
– Sizin acı noktanız ELEŞTİRİLMEK mi; Zayıf/eksik/hatalı olduğunuz yerlerden UTANMAYIN! Bunları şükranla saptayın! Bunları kabul edin ve değiştirmenin sizin için önemli ve gerekli olduğuna tüm kalbinizle inanın. Birileri sizi bir konuda eleştirmeye kalktığı zaman, itiraz etmek ya da savunmaya geçip bahaneler bulmak… Daha beteri karşınızdakinin hatalarını gözüne sokup, karşı saldırıya girişmek yerine, DURUN ve TEŞEKKÜR EDİN! ”Düşüncenizi paylaştığınız için teşekkür ederim. Bu konuda düşüneceğim.” deyin. Bu haklısın demek değildir… Haksızsn demek de değildir… Bu konuyu karşınızdakilerle aranızdaki bir mesele olmaktan çıkartmak ve kendinizle halletmek üzere güvenli alana almaktır. Bunu bir deneyin… 😉
– Sizin acı noktanız DIŞLANMAK mı; Sürekli olarak insanlara ne kadar özel, iyi, akıllı, sıradışı, v.s. biri olduğunuzu göstermeye çalışmaktan vazgeçin! Yani varlığınızla onları dışlıyormuş gibi davranmayın 😀 Belki de sizin ÖZEL olmanız, ve bunun altını fazlaca çizmeniz diğerlerine kendilerini sıradan, sıkıcı ve aptal hissettirmektedir. Belki de ilgi çekmenin en iyi yolu, insanlara kendinizden bahsetmek değildir. Belki de, kaynaşmak için yapılacak en iyi şey ”Kendini Anlatmak” yerine ”İnsanları Dinlemek ve Anlamak”tır… Özel biri olmak ve sıradışı işler mi yapak istiyorsunuz; o zaman insanları İYİ ANLAYIN ve bunun için de ONLARI DİNLEYİN. O zaman en sıra dışı kavramı bile NASIL anlatırsanız, daha iyi anlaşılabileceğinizi fark edersiniz. Ve insanlar sırf sizi itici buldukları için güzel fikirlerinizi dışlamaya kalkmazlar 😉
Bulmayı BEKLEDİĞİNİZ insan türü gibi davranmak, insanın zaaflarını güce dönüştürmesini sağlar! Görmek istediğiniz değişimi önce kendi içinizde yapın ve bırakın hayat da bildiğini yapsın 🙂
Kendinizi elinden geleni yapmış ama yine de umduğunu bulamamış hissediyorsanız UNUTMAYIN; Ödüller insana asla beklediği yerden gelmez…
Hem zaten neyin içinden geçersek geçelim, İNSAN gibi İNSAN olmayı becermekten daha güzel bir ödül, daha büyük bir zenginlik ve daha DEĞERLİ hissettiren bir deneyim var mıdır?
Paulo Fresu & Ludovico Einaudi – Nuvole Bianche

