Koç’taki ilerleyişini sürdüren Uranüs etkisi altındaki Güneş, bir-iki gündür Juno – bir beden ve nefs sahibi olma halimiz – ile kavuşumda. Yani ihmal edilmeyi hiiiç sevmeyen ”benlik” hissimizin fena halde farkındayız!
Ama bu duble paça ”varlık bilinci” Terazi’de aykırı giren ve Koç’un yöneticisi olan Mars’a ya da basitçe ”hayatta kalma güdümüze” karşı… Üstelik Güneş – yani benliğimiz – yıkan Pluto’dan ve onaran Jüpiter’den çift yönlü kare almakta…
Kısacası, 15-25 Nisan arasında göğün anateması olacak ”Jüpiter-Pluto-Uranüs-Mars Karesi”nin mesajını almaya başlıyoruz inceden ;
MEALİ;
Varlığımız, savunmamız gereken bir kale gibi görünür gözümüze… Güçlü olduğumuza, hayatla baş edebildiğimize, kontrolü elimizde tutabildiğimize inanmak isteriz.
Hayat bir iktidar mücadelesi, bir er meydanıdır sanki… Ve meydanın ağası olamıyorsak dahi, kendimizi kollamaya ”muktedir” olmak, dokunulmaz ve incitilmez bir konumda kalabilmek ister, bunu garantiye alamadığımız sürece hayatın ”güvenli” olmadığını düşünür… Yani aslında hep bir ”teyakkuz” halinde, her daim çalabilecek bir alarm ziline ayarlı yaşarız.
Bizi hayatta tuttuğu için pek kıymetli olan ama bir o kadar da talepkar davranan bedenimiz, bu gözle bakınca ”açık bir hedef” gibi de görülebilir!
Kimimiz onu ”caydırıcı veya boyun eğdirici” bir silah haline getirmeye, ürkütücü, haşmetli, erişilmez, alt edilmez olmaya çalışırız. Sürekli bir meydan okuma modunda dolaşır, gücümüzü sınarcasına her belaya bulaşır, karşıdan gelen otobüsün bile üstüne yürüyüp ”yiyorsa ez uleyn!” dercesine etrafımızdaki herkesin cesaretinin, oto-kontrolünün, sabrının, anlayışının, vicdanının, ezikliğinin, şefkatinin sınırlarını zorlarız… Bu yüzden de ne huzur verir, ne huzur buluruz!
Kimimiz onu ”hasımlarımıza” karşı koruma sağlayan bir kalkan gibi görür, ön yüzümüzü içimizdeki ”bizce” eksik, uygunsuz, onaylanması mümkünsüz olan yanları gizleyen bir perde gibi kullanırız. Olduğumuz gibi kabul görmekten umudumuzu kestiğimizden, derine gömülü utancımızı ve çekingenliğimizi maskeleyen ”bambaşka” bir imajla sahneye çıkarız… Bu yüzden de ne yapsak tam olmaz, ne kazansak yetmez, ne yesek doyurmaz, ne övgü alsak ”gerçekçi” gelmez!
Kimimiz ise onu ileri sürülecek bir yem, ikna edici bir ödül, avantaj sağlayan bir cazibe unsuru, yani ”gönüllü bir kurban” olarak kullanırız. Etkileyici olanları etkileyerek hayatta kalır, birilerini kendimize bağımlı hale getirir, verdiklerimizle ”vazgeçilmez” olmaya çalışır yani güçsüzlüğümüzü güce çeviririz. Yine de kendimize ait değildir hayatımız. Bir orta malı, kapanın elinde kalan bir ganimettir… Bu yüzden de ne güven veririz, ne güven duyarız!
Kısacası her insan kendince ”bir savaş” vermektedir hayat içerisinde. Her insan yandaş belledikleri arasında bile bir şekilde yalnız ve aslında ”hep kendinden yanadır.
YİNE DE HAYAT HERKESİ VURUR!
Herkes incinebilir… Herkes hataya düşer… Herkes boş bulunur… Ya da bile bile basıverir bir muz kabuğuna :)))
Yani eninde sonunda herkes bir gün bir savaşı kaybeder. Ve başına gelebilecek en kötü şeyin bu olduğunu zanneder…
Oysa ASIL KÖTÜ HABER hepimizin bu savaş halinin içinde kendimizi kaybetmiş olduğumuzdur!
Hayat geçer… Ve bir gün insan ”hayatta kalmak için” yaptıkları ile, kendi kendisini bir çıkmaza mahkum etmiş olduğunu, korkularına, tutkularına, vazgeçilmezlerine yüklediği değer yüzünden bir çok değerini yitirmenin eşiğinde olduğunu fark eder!
Biz Ahmet’in bize, Süreyya’nın aşkımıza, Patronun özgürlüğümüze, Vurdukaçtı Takımı’nın zaferimize, Zormanya Başkanı’nın ülkemize, Hayatın da var olmamıza karşı olduğunu zanneder, hepsiyle de topyekun savaş ederiz 🙂
Saldırgan, uyanık, ödünsüz, fırsatçı, temkinli, pervasız, ürkek, suçlayıcı, kaypak, dayanıksız, zorlayıcı, kolaycı, verici, alıcı… Hepimiz bir hale bürünürüz ”güvende kalmak” adına… Sonra bir an gelir varlığımız ile aramızdaki engelin, var olmak için seçtiğimiz strateji olduğunu gösterir bize hayat.
VE ŞİMDİ TAM DA BUNU FARK ETMEMİZ GEREKEN YERDEYİZ!
Ne olucak peki diyenlere ”Acele Etmeyin!” diyorum… Şimdi fark etme zamanı… Önümüzdeki Dolunay ve Ay Tutulması ve bir süre gökte kalacak olan Büyük Kare, hangi konularda ve ne şekilde ”Kendi Kalemize Gol Attığımızı” gösterecek bize.
Önce bunu sindirecek, sonra da yavaştan hangi takımda ve kimin stratejisine göre oynadığımızı bir daha düşüneceğiz 😉
Kimbilir kaç yazıya koydum ben bu şarkıyı… Kimbilir kaç kez dinledim… Kimbilir kaç kez kendimden umudu kesecek oldum ama hayat hep gösterdi ki; ”Ben Onu Bıraksam da Beni Bırakmayan Bir Sahibim Var!”
BENİM HALA UMUDUM VAR – Mazhar Alanson

