Chiron bize yaralarımızın olduğu yeri fark ettirir. Onların üzerini kapatmak yerine bu ”eksiklik” algısını oluşturan kökteki inancı dönüştürmek için bizi teşvik eder. ”Hayatta Kalma ve Kendimizi Fiziksel Olarak Kabul Ettirme Becerimize” dair yaralarımızı fark ettiren Chiron Koç sürecini neredeyse tamamladık. Bu süreçte;
- Hayata tutunacak denli güçlü olamamak, varlığımızı tehdit eden unsurlar karşısında çaresiz kalmak deneyimini Corona Pandemisi ile yaşadık. Dünyada iklim kaynaklı felaketlerin daha sık ve öngörülemez olduğu bir süreçten de geçtik. Ve her anlamda ”ölümlülük” korkumuzla yüzleştik. Hayatta olmaya, diri ve sağlam kalmaya yüklediğimiz anlamı sorguladık. Aldığımız her nefesin bir şükür vesilesi olduğunu hatırladık.
- ”Can Havli” ile hayata tutunma çabası bize hayatımıza ne kadar az değer verdiğimizi ve kendimiz için ne kadar az mücadele ettiğimizi, varlığımızı önemsemeyenleri ne kadar anlamsızca önemsediğimizi fark ettirdi. Bize bahşedilmiş olan Can’ın bir değeri olduğunu ve onu kimseye incittirmemek gerektiğini anladık. Narsistik yaklaşımlara dair farkındalık geliştirmek ve içten güçlenmek temalarının bu kadar ön plana çıkması da tam olarak ”yok sayılma” yaramızı şifalandırmakla ilgiliydi.
- Haksız ve anlamsız savaşlar başlatan, yönettikleri toplumlar içinde zorbalık, despotluk, ayrımcılık gibi araçları kullanan iktidar odakları karşısında itirazlarımızın etkisiz kaldığını ve varlığımızın hiçe sayıldığını gördük. Çaresizliğimize rağmen inandıklarımızı savunmanın ve zarar görenlerin yanında olmanın, her şeye rağmen varlığı onurlandırmak ve genel anlamda varlık onurumuza sahip çıkmak olduğunu fark ettik. Ezilebiliyor olmanın susmak ve kabul etmek olmadığını hatırladık.
- Mükemmel bir bedene sahip olma çılgınlığının tavan yaptığını gördük. Her anlamda fit ve adeta yaşlanmayan bir görünüme sahip olmamak utanılacak bir şeye dönüştü. İnsanları kimliksizleştiren, neredeyse tek tip haline getiren estetik cerrahi uygulamaları yaygınlaştı. Öte yandan beden olumlama trendi de yükselişe geçti. Fiziksel görünüm üzerinden ezilme ve ayrımcılığa karşı güçlü bir kültürel duruş haline geldi. Özellikle genç kuşaklarda beden çeşitliliğini kabul etme bilinci oluştu.
Var olma hakkımızı kimseyle tartışmamak, kendimize ait bir duruş sahibi olmaktan kaçınmamak ve kendimizi olduğumuz gibi kabul edip sahiplenmek üzerine çok değerli deneyimler edindik.
Chiron artık maddi ve manevi değerlerimizle, üretken ve verimli olma becerimizle ilgili olan BOĞA BURCU’na giriyor.
-
- 19 Haziran 2026 – 17 Eylül 2026 arasında kısa bir açılış yapıyor.
- 18 Eylül 2026 – 13 Nisan 2027 tarihleri arasında kısa süreliğine tekrar Koç burcunda retroya giriyor.
- 14 Nisan 2027 – 19 Temmuz 2033 arası sürekli Boğa’ya yerleşiyor.
BOĞA, hayatta maddi olarak güvende ve sosyal olarak saygın olmanın temsilidir. Her anlamda ”standartlara” uygun bir hayat sürmek ve konumunu korumak, bu burcun temel kaygısıdır. Üretkendir, eline geçeni iyi değerlendirir ve gereksiz riskler almaz. Değişimi sevmez. En iyi bildiği şeyi yapmaya odaklanır. Uçlara savrulmaya değil, merkezde kalmaya ve sürekliliği sağlamaya önem verir. En büyük korkusu ise yetersiz ve değersiz görülmek, ekonomik ve sosyal olarak tutunduğu güvenlik alanlarını yitirmek, yani bir ”Kaybeden’e” dönüşmektir.
Chiron Boğa’dan geçerken bir bütün olarak insanlık ve kendi yaşam alanına göre her birey, vazgeçilmesi imkansız gibi görülen hayat standartlarının değişmesi ihtimali ile sınanacak, üretken, değerli, yeterli, saygın olmaktan ne anladığını sorgulayacak, yeni bir değerler sistemi oluşturacak ve kaybetme korkusunun yerine var etme çabasını koymayı öğrenecektir.
Ne gibi deneyim alanları açılır derseniz;
- Üretim kaynaklarının sınırlı hale gelmesi bir dünya meselesine dönüşebilir. İşlenebilir tarım alanları, madenler, su, doğal enerji kaynakları ile ilgili kıtlık ihtimali doğduğu için, kaynakların daha verimli kullanılması ve üretimin sürdürülebilirlik bilinci ile yapılması konusunda keskin önlemler alınabilir. Yetersiz beslenme, şimdi olduğundan daha yaygın bir soruna dönüşebilir. Sanayi toplumunun dünyaya verdiği zararları şifalandırmak kaçınılmaz hale gelebilir. Üretime odaklı sektörlerde standartlar ve öncelikler değişebilir. Diğer iş yerleri ve evler için de uyulması gereken yeni kurallar konulabilir.
- Üretim modellerinin değişmesine bağlı olarak, yerine getirdiğimiz işlevlerin gerekliliğinin ve öneminin de değişir. Yapay zeka ve robotik teknolojilerin, bu güne dek insanların yerine getirdiği bazı işlevleri devralması, meslek tanımlarını dönüştürmekte, bazı pozisyonları gereksiz kılmakta, bazı işlevlere verilen önemi ve ödenen ücretleri değiştirmektedir. İşsizlik kaygısı, geçim korkusu, yaşam standartlarını korumaya hatta hayatını sürdürmeye yetecek kazancı elde edememe ihtimali, giderek daha fazla kişinin gündemi olabilir. Bu durum bizi elimizde olan bilgi, imkan ve yetenekleri alıştığımız ya da kolay bulduğumuz gibi kullanma tembelliğinden çıkmaya, gelişmeye, dönüşmeye zorlayacaktır. Bir işlevi ortalama yeterlilikte yapmanın değeri hızla azalırken, özgünlüğün ve hakiki yaratıcılığın değeri gittikçe artacaktır. Yeteneklerini taklit edilemeyecek şekilde kullanabilen, yaratıcılık, üretkenlik ve verimlilik konusunda sıradan olanın üzerine çıkan, özgün bir değer ve fayda ortaya koyan kişiler ve firmalar, bu ortamda açık ara ile öne çıkabilirler.
- Devletlerin, şirketlerin ve insanların kayıtlı borçlarının artmasına karşın dolaşımda olan gerçek paranın azalması, ekonomik daralmayı, yoksulluğun artmasını ve yaşam standartlarının değişmesini beraberinde getirebilir. Büyük evler, çok eşya, lüks giyim, yeme içme ve eğlence alışkanlıkları, tüketim çılgınlığı onaylanan ve teşvik edilen kavramlar olmaktan çıkabilir. Tutumluluk, elde olanı değerlendirmek yükselen değer haline gelebilir. Daha küçük ve sade hayatlar yeni toplumsal norm olabilir. Bireysel tercihleri sonuna kadar tatmin edecek değil herkesin minimum ihtiyacını karşılayacak koşullara razı olmak, bazı ürünlere sahip olmak yerine paylaşılan araçları ve standart hizmetleri kullanmak gibi ”neo-komünist” yaklaşımlar ortaya çıkabilir. ”Kaybeden” gibi görünmemeye, yüksek bir hayat standardına sahip olmaya çalışırken, borç batağına girmek ya da para kazanmak için kendini kaybetmek çıkmazına giren insanlık, değerlerini ve önceliklerini sorgulayabilir. Yaşanacak dönüşüm, kendi değerimizi ve hayatın anlamını sahip olduklarımız ve tükettiklerimizle tanımlamak, alınıp satılamayacak gerçek değerlerin anlamını ve önemini unutmak gibi, özdeğer bilincimizi ve içsel zenginliğimizi eriten yaklaşımları şifalandırmamıza vesile olabilir.
- Hormonal dengesizlikler ve doğurganlık, en fazla gündeme gelen sağlık konuları olabilir. İnsanın üreme becerisini korumak kadar kontrol altına almaya odaklı yaklaşımlar da ön plana çıkacak, bu alanlarda yapılmış özensiz girişimler de ortaya dökülecektir. Boğaz bölgesi, tiroid, böbrekler, böbreküstü bezleri gibi alanları etkileyen hastalıklar ve bunlara yönelik yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışılabilir.
İnsan asıl değerlerini unuttuğunda, bolluk olsa da her şeyin azaldığı, küçüldüğü, anlamını yitirdiği, tatminsizliğin ve ziyankarlığın arttığı, nihayetinde kayıplar ve yoksunluğun kaçınılmaz hale geldiği bir süreç yaşanır. Gelip geçici olana tutunmaya çalıştıkça, asıl tükenmeyecek kaynağın özümüzde olduğunu unuturuz. Samimiyetle yararlı ve üretken olmaya çalışan için, ilham ve imkanın bir şekilde yolunun da açıldığına dair güvenimizi yitirir ve çabayı bir yana bırakırız. Asıl KAYIP budur. Hal-i perişanımızın asıl sebebi, toplumun gözünde ”Kaybeden” olmamaya çalışırken kendimizi kaybetmek, bizi biz yapan nitelikleri kaybetmektir. Şifa ise kimsenin bizden alamayacağı ve hediye edemeyeceği temel değerlerimizi hatırlamak, samimi, saygılı, sevecen, merhametli, adil, bir fayda üretmek için istekli ve gayretli bir insan olmaktan vazgeçmemek ile gelecektir. Unutmayın, insanı vazgeçilmez yapan özgünlüğüdür. Özgünlük ise ruhumuzla olan bağımız üzerinden bize akan eşsiz ilham ve imkanlarla yakalanan bir haldir. Ona sahip olunmaz, o kontrol edilemez. Ona teslim ve vesile olunur!
BURÇ ŞEYLERİ AŞAĞIDA ama müzik de olsun… Bu yazıya en çok yakışan, benim için Top 5 Sezen Şarkısı’ndan biri olan Kaybedenler’dir.
KOÇ veya Yükselen KOÇ : Mutlu, huzurlu, doyumlu ve kendinden hoşnut bir hayat yaşamak için gereken maddi ve manevi özelliklere sahip olmadığınıza dair korkularınızı hatırlayabilirsiniz. Kendinizi başkalarıyla karşılaştırıp eksik gördüğünüz konularla, kendinizi önemli ve değerli hissetmenizi sağlayan şeyleri kaybetme korkunuzla yüzleşebilirsiniz. Bu süreçte fiziksel, ekonomik veya duygusal düzlemde birilerinin eksiklik, yetersizlik, kayıp yaşama, zarar görme kaygısına çare olduğunuz, sorun çözerek kendinizi var ettiğiniz işler yapabilirsiniz. Sürç ilerledikçe; Başarı ve mutluluktan sizi alıkoyanın kendinize değer vermemek, yeteneklerinizi ve becerilerinizi kendinizi özgürce var etmek için kullanmamak olduğunu idrak edersiniz. Değerli, saygın, doyumlu, güvende ve mutlu hissetmek için sahip olmanız gerektiğini sandığınız şeylerin bazılarının o kadar da önemli olmadığını, ya da bunları elde tutmak için yaptıklarınızın sizi asıl değerlerinizden mahrum bıraktığını görebilirsiniz. Kendinizi değerli hissetmek için birilerini fazlasıyla memnun etmeye, sürekli başkalarını tatmin etmeye uğraşıyorsanız ya da başkalarının değerlerine göre en geçer akçe olmaya çalışıyorsanız, bunun anlamsızlığını fark edersiniz.
BOĞA veya Yükselen BOĞA : Bu transit başladığında, olduğunuz gibi kabul görmeyeceğini düşündüğünüz yanlarınızı fazlasıyla fark edebilir, kendinizi daha güçlü, beklentiye ve sunuma uygun, dıştan bakınca kırışıksız hale getirmeye çalışabilirsiniz. Ancak bu durum sizde zamanla daha derin bir hoşnutsuzluğa neden olabilir. ‘’Eksiğinizden ya da farkınızdan’’ utanmanızın asıl nedeninin, kendinizi olduğumuz gibi kabul etmemek, kendinize şefkat duymamak olduğunu görmeden acınız geçmeyebilir. Değerli ve sevilebilir biri olmak için, sürekli dimdik ve her şeye hazır ya da bir çeşit fedai modunda olmanız gerekmediğini, kendinizi korumaya ve kollamaya hakkınız olduğunu öğrenmeniz gerekir. İncindiğinizi, yorulduğunuzu, gücünüzün bazı şeylere yetmediğini itiraf etmekten çekinmemek ve bazen de size tutunarak yaşamaya çalışan birilerini arkada bırakıp kendi yolunuza gitmek konularında deneyimler yaşayabilirsiniz. Süreç bittiğinde, güçlü olanın yenilmeyen ve yıkılmayan değil, her şeye rağmen ayakta kalabilen ve başının çaresine bakabilen kişi olduğunu öğrenmiş olursunuz. Başkalarına bir şey ispat etmeye ihtiyacınız olmadığını ve yalnız olmasanız da tek başınıza kalabilmenin sizi koruduğunu anlarsınız.
İKİZLER veya Yükselen İKİZLER : Başlangıçta kendinizi ‘’kurtarıcı olmak isterken kurban durumuna düşmüş’’ hissetmek gibi bir hale düşebilirsiniz. Kullanılmış, tüketilmiş, üstüne aldığı yüklerin altında ezilmiş, kendine yardım edemez hale gelmiş olduğunuz alanları fark edebilirsiniz. Size ‘’sıra gelmesi’’ için sürekli birilerinin ihtiyaçlarına anlayışlı olmanız, fazla verici davranmanız, sizi yok sayan ya da ezenlere katlanmanız gerektiğini düşündüğünüz zaman, aslında kendinizi ihmal ettiğinizi, kendinize şefkatsiz davrandığınızı idrak edebilirsiniz. Bu süreçte, kendi gücünü başkasına teslim eden, duygusal şiddete maruz kalan ya da psikolojik sorunları olan insanlara destek olmak, insanlara maddi ve manevi varlıklarına sahip çıkmayı öğretmek konusunda başarılı olabilir, böyle bir iş yapabilirsiniz. Süreç tamamlandığında; Anlayışlı ve duyarlı olmanın kendini yok edercesine vermek olmadığını ve bunun iyilik olmadığını öğrenmiş olmanız gerekir. Fedakarlığın altında güvensizlik ve özsevgiden yoksunluk olduğunu, biz kendimiz adına ayakta durmazsak kimsenin bizim için gerekli olanları yapmaya çalışmayacağını anlarsınız. Başkalarının acısından ve onlara yardım eden rolünü oynamaktan gizlice beslendiğinizi, üstü örtülü bir üstünlük hissi ve çevrenizi borçlandırma duygusu yaşadığınızı kendinize itiraf edebilirsiniz. Manevi olarak da teslimiyetin gerçek anlamını bulmaya yaklaşabilirsiniz. Şifanın ve merhametin bizim verebileceğimiz bir şey değil, vesile olabileceğimiz bir kaynak olduğunu, aşırı vericiliğin ilişkilerde Tanrı’yı oynamak anlamına geldiğini, dünyayı kendi doğrularımıza göre kurtaramayacağımızı, sadece üzerimize düşeni samimiyet, alçakgönüllülük ve sevecenlikle yapabileceğimizi idrak edebilirsiniz. Başkalarının seçimlerine ve sınırlarına saygı göstermek, onları kendi tercih ettikleri kaderin sonuçlarını yaşamaları için özgür bırakmak ve kendi sınırlarımızı koyabilmek gerektiğini anlarsınız. (Dikkat ederseniz Tanrı bile bunu yapar!)
YENGEÇ veya Yükselen YENGEÇ: Kendinizi ‘’yalnız ve anlaşılmamış’’ hissetmek gibi bir psikolojiniz olabilir. Bir parçası olmaya alıştığınız toplulukların içinde kendinizi yabancı gibi hissedebilirsiniz. Eski sosyal aidiyetleriniz size anlamsız ve sizi tanımlamaktan uzak gelmeye başlayabilir. İş veya konum değişikliği, emeklilik, taşınma gibi bir nedenle alışkın olmadığınız bir ortamda kalabilirsiniz. Bu süreçte, ezilmiş, dışlanmış kişiler, toplum tarafından kabul görmeyen ‘’farklı ya da engelli’’ bireyler, mülteciler gibi konularda çalışmanız söz konusu olabilir. Süreç tamamlandığında; bireysel duruşunuzu sağlamlaştırmadan, bir topluluğun içinde ya yitip gideceğinizi ya da farklılıklarınızla ayakta kalmayı beceremeyeceğinizi anlarsınız. Öteki olmak, insanın kendine belirlediği bir haldir. Ama öteki olsak da insanız ve aslında tüm insanlar bir çok ortak noktada, ortak duyguda ve ortak ihtiyaçta birleşir. Anlaşılmayı ve benzeşmeyi beklemekten, çevremizi kendimize göre değiştirmekte ısrar etmekten, anlamaya, gözlemeye ve sadece faydalı olarak kendimize bir yer edinmeye geçmek, sosyal olgunluktur. Gerçek yalnızlık, toplumu ve insanları oldukları gibi kabul edememek ve sosyal bütünleşmeyi, insanlar için bir fayda üretmeyi reddetmekle ortaya çıkar. İçte barış yapamayan kişi dışıyla barışamaz!
ASLAN veya Yükselen ASLAN: Başlangıçta kendinizi ‘’başarısız’’ hissetmek gibi bir psikolojiniz olabilir. Geçmişte yaptığınız ‘’bir yere varma’’ girişimlerinizin yetersiz kaldığını, çabalarınızın görülmediğini ya da ciddiye alınmadığını düşünebilirsiniz. Ya da istediğiniz yere varmak için asla gerekli çabayı gösterememiş, seçimi, iradeyi, yön belirlemeyi hep başkalarına bırakmış, engeller karşısında gerilemiş, sorumluluk almayı ertelemiş olduğunuzu kabul etmek durumunda kalabilirsiniz. Bu süreçte, sağlık sektörüyle ilgili bir alanda çalışmaya başlamanız ya da kurumların, işletmelerin sağlıklı işlemesi, insanların kariyer planlarının onlara uygun şekilde yapılması için uğraştığınız bir iş yapmanız da mümkündür. Süreç tamamlandığında; hedefleri koymak ve bunlara varmak için gereken yolu çizmek sorumluluğunu üstünüze almadıkça, yetersizlik ve başarısızlık hissinden kurtulamayacağınızı idrak edersiniz. Eğer seçimlerinizi birilerini memnun etmek, birilerinin gözünde bir şey olmak için yaptıysanız ve bu sizi mutsuz ettiyse, bundan vazgeçmeniz gerektiğini de anlarsınız. Aslında bu transit asi ve sorumsuz ya da uslu ve not almak için çalışan bir ergen gibi değil, kendi ayakları üzerinde durabilen, kendine güvenerek yolunu çizen bir yetişkin gibi davranmaya başlamak adına sizi uyandırır. Eğer ne yaparsak yapalım kendinden kuşkuya düşmekten kurtulamayan, en ufak bir başarısızlık ya da durağanlıkta kendini yetersiz görmeye başlayan bizsek, böyle hissetmemizin altında yatan ‘’derin güvensizlik ve kendini ispat’’ gayretinin de köküne inmemiz için bizi zorlar. Bunun yarattığı acıyı kucaklarsanız, bu süreçten olgunlaşarak çıkarsınız.
BAŞAK veya Yükselen BAŞAK: Başlangıçta kendinizi anlamsız bir dünyada ‘’kayıp’’ hissetmek gibi bir psikolojiniz olabilir. Din, inanç, felsefe gibi konularda suiistimal edilmek gibi deneyimler yaşayabilirsiniz. Size öğretilmiş olan her şeyin boş olduğunu düşünebilir ve hangi temeller üzerinde, nasıl bir gelecek hayal etmeniz gerektiğini göremeyebilirsiniz. Akademik alanda sorunlar, hayal kırıklıkları da söz konusu olabilir. Haksızlığa uğrama ve güvenilir olmayan bir dünyada ‘’sahipsiz ve yönsüz’’ kalma korkusu duyabilirsiniz. Bu süreçte, insan hakları, inanç, eğitim ve adalet kurumlarındaki haksızlıkların giderilmesi gibi konularda çalışmak, insanların yolunu ve yönünü ya da manevi aidiyetlerini bulmasına yardım etmek isteyebilirsiniz. Süreç tamamladığında; düşüncelerinizi, yargılarınızı, inançlarınızı ve beklentilerinizi katı bir şekilde sahiplenmenin sizi maddi ve manevi düzlemde eli kolu bağlı haline getirdiğini anlarsınız. Farklı bir hayat kurmak için kendi yargılarınıza ya da başkalarının düşünce ve kurallarına bağımlı olmak yerine, özgür bir zihne sahip olmak, dünyayı anlamak, araştırmak, yeni bakış açılarına ve deneyimlere açık olmak gerektiğini idrak edersiniz. Kişisel felsefenizi yeniden oluşturur ve dünya ile size öğretilmiş olan kalıplar üzerinden değil, vicdanınız, idrakiniz ve deneyimleriniz üzerinden sağlıklı bir bağ kurmaya başlarsınız.
TERAZİ veya Yükselen TERAZİ: Başlangıçta fiziksel, duygusal ve maddi anlamda ‘’hayatta kalabilmek ve elinizdekileri koruyabilmekle’’ ile ilgili kaygılarınız tetiklenebilir. Hayat, insanlar, hastalıklar, kötü niyetli girişimler, ekonominin ve dünya düzeninin dalgalanmaları karşısında insanın zayıf olduğunuzu, yitirmenin, zarar görmenin, tehdit altında hissetmenin hatta bizim veya yakınlarımızın ölümünün mümkün olduğunu, bunun kim olduğumuzla ilgili olmadığını fark edersiniz. Mutlak güç veya tam korunma diye bir şeyin olmadığını, yaptığınız hatalı tercihlerle kendini tehlikeye atanın kişinin kendisi olduğunu da deneyimleyebilirsiniz. Yaralı, hasta, şifaya muhtaç, yıkımdan çıkmış insanlara yardımcı olduğunuz bir süreçten geçebilir, sadece kendi kırılganlığınıza odaklanmak yerine insanın kendini kırılgan hissettiği durumları tarafsızca gözleyebilir ve dönüşüme destek verebilirsiniz. Süreç tamamlandığında; bazı şeylerin hayatımızdan çıkıp gitmesinin doğal ve gerekli olduğunu, bitişlerin ve kayıpların hayatın döngüsünün bir parçası olduğunu ve daha iyisi için yer açtığını anlamış olursunuz. Dönüştürmeniz, iyileştirmeniz, yıkıp yeniden yapmanız gereken şeylerden korkmamayı öğrenirsiniz. Bazı alışkanlıklarınızdan vazgeçmenin ya da bazı kayıpları göze almanın güçsüz ve yetersiz olmakla ilgili olmadığını, hayatla uyumlu olmak için dönüşmek zorunda olduğunuzu idrak ve kabul edersiniz. ASIL GÜCÜNÜZÜ kaybın, yıkımın, derin bir dönüşümün tam orta yerinde bulmanız da mümkündür. Varlığınızın özünde olan gerçeğe tutunma becerisi ortaya çıkabilir. Kendinizi yeniden var edebildiğinizi, şifayı her yerden ve yönden bulabildiğinizi ve bir daha eskiden tutunduğunuz yöntemlere ihtiyaç duymanız gerekmediğini görürsünüz.
AKREP veya Yükselen AKREP: Başlangıçta ‘’ilişkileri sürdürebilmekle’’ ile ilgili kaygılarınız tetiklenebilir. Sizin için uygun olan ve kimliğinizi kaybetmeden yan yana olabileceğiniz bir hayat ya da iş ortağı aramak yerine, insanlara ‘’yalnız kalmama güdüsü’’ ile tutunduğunuzu fark edebilirsiniz.. Geçmişte yaptığınız bir tercihin sonuçlarını yaşayabilir ve sizin için önemli olanın ilişkileri, ortaklıkları devam ettirmek mi yoksa sınırlarınızı korumak mı olduğunu düşünmek zorunda kalabilirsiniz. Size muhtaç ya da bir şekilde bağımlı olan ama yanınızda kalmak için ihtiyaçlarını karşılamak zorundaymışsınız gibi muamele eden kişileri seçtiğinizi görmeniz gerekebilir. Kendinizi ancak birinin eksiklerini kapatarak tam ve bütün hissediyor olmak yüzünden, uygun olmayan tercihler yapmanız ve bunun sonuçlarını yaşamamız söz konusu olabilir. Birilerinin ihtiyaç duyduğu bir danışmanlığı vermek konusunda uzmanlaştığınız, yoğun olarak hizmet verdiğiniz ve başkalarına yararlı olmak suretiyle kendinizi iyi hissettiğimiz bir süreç olabilir. Ama sınırlarınızı çizmeyi de öğrenmeniz gerekecektir. Hayatınıza size şifa veren, sorunlarınızı çözen birilerinin girmesi, fiziksel, duygusal ya da maddi anlamda yaralarınızı saran birileriyle birlikte olmanız veya böyle bir hizmet almanız da söz konusu olabilir. Süreç tamamlandığında; kendinizi şifalandırmadan, kendi ayaklarınız üzerinde durmayı öğrenmeden, kendi yolunuzu bulabilen biri olmadan, sağlıklı ilişkiler kurmanın da mümkün olmadığını anlamış olursunuz. Sevilmek, tercih edilmek, birilerinin hayatında kalıcı bir yer edinebilmek için sürekli kendinizden feragat etmek zorunda olmadığınızı, yahut da birilerinin sınırlarını fazla zorladığınız, alma verme dengesini iki yönlü bozduğunuz ilişkilerin sürdürülemediğini, ‘’önemsizleşmek ve kimliğini yitirmek’’ ya da birilerini kendinize bağımlı kılmak söz konusu olduğunda ilişkinin şifa vermediğini, sadece yeni yaralar açtığını idrak edersiniz.
YAY veya Yükselen YAY: Başlangıçta hayatla başa çıkamamak’’ ile ilgili korkularınız tetiklenebilir. Kendinizi ne yaparsanız ‘’yeterli’’ olamıyor gibi hissedebiliriz. Hayatınızın sarkan, sorunlu, karmaşık yanları gözünüze batar. Hayatta başarılı olmak, bir yere gelmek, kendi düzenini kurmak için yeterli çabayı göstermemiş gibi hissedebilir ve bu konuda adım atabilirsiniz. Ama bunu bir ‘’görev’’ gibi yapmak da sizi mutsuz edebilir. Ya da geçmişte bir görevi yerine getirir gibi oluşturduğumuz düzeneklerin aslında size göre olmadığını fark edebilirsiniz. Evinize ve ailenize özen göstermek için işimizi ihmal ediyor, işte başarılı olmaya çalışırken özel hayatınızda sorun yaşıyor, herkesi memnun edeyim derken kendinizi ihmal ediyor, hatta sağlığınızı göz ardı ediyor olabiliriz. Bu dağınıklığı kendi önceliklerinize göre bir düzene sokmanız gerekebilir. Sağlık sorunlarınızın ortaya çıktığı ve şifa beklediği bir zaman olabilir. Bünyenize göre yaşamak, yemek ve çalışmak gerektiğini fark edebilir, her anlamda daha sağlıklı ve verimli olmak için nasıl yaşamanız gerektiğini anlayabilirsiniz. Bedeninize dair hoşnutsuz olduğunuz konulara el atabilirsiniz… Estetik müdahaleler, zayıflamak ve daha fit olmak için gösterilen gayretler söz konusu olabilir. Ancak bedeni düzeltmenin ‘’eksiklik duygusunu’’ silmeye yetmediğini, yaptıklarınızı kusursuz bulunmak için değil sağlıklı ve kendinden hoşnut olmak için yapmazsanız hep hoşnutsuz ve huzursuz hissedeceğinizi anlamanız gerekir. Birilerine bakmak, birilerini iyi etmek, birilerinin ihtiyaçlarına hizmet etmek, birilerinin hayatını toparlamak gibi görevler üstlenebilir ya da böyle bir işte çalışmaya başlayabiliriz. Böyle bir bakım, ihtimam ve hizmeti kendinize verip vermediğinizi sorgulamanız yerinde olur! Süreç tamamlandığında; Bedeninizin, bünyenizin, tabiatınızın, sisteminizin nasıl dengede kalabildiğini, huzurlu, hoşnut, üretken, sağlıklı, verimli olmak için nasıl bir hayat akışına, yaşama ve çalışma düzenine ihtiyacınız olduğunu anlarsınız. Başkalarının sizden beklediği gibi değil, size uyan şekilde yaşamaya hakkınız olduğunu fark edersiniz.
OĞLAK veya Yükselen OĞLAK: Başlangıçta kendinizi sevmeyen, onaylamayan, insanların size bakıp sevilecek, arzulanacak, hayranlıkla bakılacak bir yan bulabileceğine inanmayan, yetenekleri ve arzuları doğrultusunda yaşamayı kendine hak görmeyen, kendini birazcık şımarmaya, güzel, kaliteli, kendinden hoşnut bir hayat yaşamaya layık bulmayan yanınızı fark eder ve tamir edersiniz. Bu süreçte birilerinin yeteneklerini ortaya çıkartmasına, kendine olan güvenini ve cesaretini kazanmasına yardım edebilirsiniz. Çocukların topluma kazandırılmasıyla ilgili bir iş yapabilirsiniz. Kendi çocuğunuzu ya da bir çocuğu sevgiyle sarmayı ve hayata bağlanmasını sağlamayı becererek, kendi içinizdeki yeterince ilgi gösterilmemiş çocuğu onarmak gibi deneyimler yaşayabilirsiniz. Fedakarlık teması ağır basan bir aşk yaşayarak kendinize veremediğiniz sevgiyi birine aktarmaya çalışmanız mümkündür. Bunu vazgeçilmez olmak için yapıyor olabilirsiniz. Ama arzulanan ve el üstünde tutulan biri olmak yerine, yine ihmal edilen ve sürekli vermek zorunda kalan biri durumuna düştüğünüzü görebilirsiniz. Kendinizi erişilmesi veya elde tutulması imkansız gibi görünen birine sevdirmeye çalışarak değerli hissetmek için uğraşmanız da mümkündür. Sizi tatmin etmeyecek kadar çocuksu ve alıcı insanların ya da elde edilmesi imkansız görünen kişilerin peşinde koşmanın size kendinizi önemli ve değerli hissettirmeye yetmediğini biraz maliyetli bir yoldan algılayabilirsiniz. Süreç tamamlandığında; asıl sorunun kendinize olan sevgisizliğiniz ve kendinize mutlu olma, coşku duyma izni vermeyişiniz olduğunu fark etmiş olmanız beklenir. Yeteneklerinizi, enerjinizi, tutkulu ve yaratıcı yanınızı kendinizi hoşnut edecek ve içinizdeki küskün çocuğu keyifle hayata bağlayacak şeylere yönlendirmeniz gerektiğini anlarsınız. Sevginin karşılıklı olarak insanların birbirinin güzelliğini takdir etmesi ve hayatı birbiri için keyifli hale getirmesi, ‘’kendisi olmak için’’ diğerine cesaret vermesi olduğunu idrak edebilirsiniz.
KOVA veya Yükselen KOVA: Başlangıçta sevilme, korunma, sahiplenilme, kendimize güvenli bir yuva bulma ihtiyacınız ve buna asla sahip olamamakla ilgili korkularınız tetiklenebilir. Bu duyguyu arttıran kayıplar, bitişler, uzaklaşmalar yaşayabilir ya da elinizde olan aidiyetlere size zarar vermelerine rağmen tutunduğunuzu, zira daha iyisini hak etmediğinize inandığınızı veya yalnız kalma korkunuzun her şeyden daha üstün geldiğini fark edebilirsiniz. Hiçbir güven, sevgi ve aidiyet ortamının kalıcı olmayacağına dair inancınız yüzünden bağlanmaktan, kucak açmaktan ya da bize açılan alanlara yerleşmekten kaçındığınızı da görebilirsiniz. Aile üyelerinin sorunlarıyla ilgilenmeniz gerekebilir. Sizi ‘’belki de kendinizi güvende hissedeceğiniz şekilde sevip koruyamamış olan’’ kişilere ihtimam göstererek içinizdeki koşulsuz şefkati bulmanız gereken bir dönemden geçebilirsiniz. Bu duyguyu ortaya çıkartmak kadar, kendinize özensiz ve şefkatsiz olacak kadar diğerlerinin ihtiyaçlarına adanmış davranmak eğiliminizi de kontrol altına almayı öğrenmeniz gerekecektir! Süreç tamamlandığında; Yuvanızın bedeniniz olduğunu, dünyanın da bir rahim olduğunu, korunmak, sevilmiş ve kollanmış hissetmek için başkalarına ihtiyacınız olmadığını zira sisteminin enerjisiyle sizi koruduğunu ve ayakta tuttuğunu fark etmiş olmamız beklenir. Aslında bu tam olarak büyümeye ve yolumuza bağımsız olarak devam etmeyi başarmak konusunda kendimize güvenmeye işaret eder! Ailemizden gelen duygusal yaraları da fark etmiş ve onları sahiplenmek zorunda olmadığınızı anlamış olabilirsiniz. Büyümek anne ve babanın yaralarını kendinde iyileştirmeyi bırakıp, sadece onlardan aldığın nitelikleri verimli ve olumlu yönde kullanarak yoluna devam etmektir. İlişkilerimizden beslenme ve ilişkide olduklarımızı besleme eğilimimizi sağlıklı bir seviyede tutmamız gerektiğini aksi takdirde bağımlılık döngüleri yarattığımızı görebilirsiniz. Duygusal yeme eğilimimizi şifalandırma imkanı bulabilirsiniz.
BALIK veya Yükselen BALIK: Bu süreçte sesinizi bulmak, kendinizi açık, anlaşılır bir şekilde ifade etmek üzerinde çalışırsınız. Sizi anlamadığını düşündüğünüz, yanında kendinizi sakil ve uyumsuz hissettiğiniz insanların arasında olabilirsiniz. Duyulmadığınızı ve görülmediğinizi, dikkate alınmadığınızı düşünebilirsiniz. Eğer kendinizi beceriksiz ve uyumsuz bulduğunuz için iletişimde geri çekiliyorsanız, kırılganlığınızı saklamak için fazla sert ve aldırışsız görünüyorsanız ya da o sıra içinde bulunduğunuz çevreye göre konuşup davranmaya çalışıyorsanız, bu tercihlerin sonuçlarını yaşar ve hepsinin temelinde ‘’ötekilerin’’ değil sizin korkularınızın olduğunu görürsünüz. Fiziksel veya zihinsel sorunları nedeniyle sıkıntı yaşayan insanların arasında olup, onları anlamaya çalışmak, başkalarının yarası ile ilgilenmek gereken bir dönemden de geçebilirsiniz. Süreç tamamlandığında; İstediklerinizi yapmak, düşündüklerinizi ifade etmek ve diğerlerini anlamak konusunda çevrenizi sorumlu tutmak yerine, sorumluluğu üzerinize almanız gerektiğini fark edersiniz. Kimsenin bizi anlamak ya da onaylamak zorunda olmadığını idrak edersiniz. Kendimiz olmak için önce ne demek ve ne yapmak istediğimizi bilmek sonra da başkalarının ne düşüneceği ile değil bize yakışanın ne olduğu ile ilgilenmek gerektiğini anlamış olursunuz.

