GÖLGEMİZE Ayna Tutanlar…

Mona Lisa ''Manga Style'' by NISAI
Mona Lisa ”Manga Style” by NISAI

 

Bizim en sert ve sivri yanlarımızı ortaya çıkartan ve tam bir nefis tesviyesine dönüşen ilişkiler, gölge kişiliklerimize ayna tutanlarla, girdiğimiz yakınlıklardır!

KOÇ için Başak ve Akrep

BOĞA için Terazi ve Yay

İKİZLER için Akrep ve Oğlak

YENGEÇ için Yay ve Kova

ASLAN için Oğlak ve Balık

BAŞAK için Kova ve Koç

TERAZİ için Balık ve Boğa

AKREP için Koç ve İkizler

YAY için Boğa ve Yengeç

OĞLAK için İkizler ve Aslan

KOVA için Yengeç ve Başak

BALIK için Aslan ve Terazi

ile ilişkileri GICIK ama öğretici bir nitelik taşır ;)

İşte ”Sivri, Hınzır ve Cüretkar” bir dille GÖLGEMİZE AYNA TUTANLAR …

KOÇ – BAŞAK: Koçların hem sinirini oynatan, hem de gizli gizli gıpta ettikleri insanlar Başaklardır! Koç’un içinde de tıpkı Başak’ta olduğu gibi bir görev duygusu vardır. Onlar da hayata bir düzen getirmek ve her şeyi kendilerince mükemmel olan bir akış içinde tutmak isterler. Ancak iddialı ama sabırsız tabiatları, maratonlardan ziyade 100 metre koşularına uygundur.  Başakları, fazla temkinli, fazla detaycı, fazla mızmız olmakla eleştir ancak tüm ”iddiasız” görüntülerine rağmen kafalarına koydukları her şeyi ne pahasına olursa olsun hayata geçirmek adına verdikleri mücadeleye de hayran kalmadan edemezler! Su katılmamış ego ile, hata bulucu ve son ütücünün, bu kıyasıya çekişmesinde, Başak asla ne kadar moral bozucu olduğunu çoğu kez fark etmeyecektir :) Zira en büyük zaafı yetersizlik korkusudur ve rekabete girince acımasızlaşan Koç’un küçümseyen tavırları karşısında, kendini kazansa da kaybetmiş gibi hissedecektir… Koç ve Başak’ın birbirine ayna tutmalarını sağlayan özellikleri, başarısızlık kavramına duydukları tepkidir. Koç’un Başak’tan öğrenmesi gereken, başarılı olmak istediği işlerde hiç bir detayı hafife almamak, emin olmadığı konularda ileri geri atıp tutmamak ve en önemlisi efendisi olmak istediği işin hizmetkarı olmaktan yüksünmemektir. Başak ise Koç’tan yaptığı her şeyi stres ve eziyete dönüştürmek yerine yapmaktan  zevk almayı, arada bir aksaklıklar olduğunda moralini bozmamayı ve kimse ona aferin demese de iyi yaptığı herşey için kendini takdir etmeyi öğrenmelidir :)

BOĞA – TERAZİ: Boğalar çaktırmasalar da, Terazilere ayar olurlar ;) Aslında her iki burç da Venüs’ün çocuğudur… İkisi de zevkine, keyfine düşkün ve ikisi de doğası gereği talepkar fakat tembeldir.  Ama Boğa tüm yayılıp serilme arzusuna karşın, kararlılık ve gayret  göstererek istediklerini elde etmeye ve elinde tutmaya çalışır. Oysa Teraziler,  sadece uygun zamanda uygun yerde bulunmayı ve gereken insanlara gereken şeyleri söylemeyi becerdikleri için, parmaklarını bile kıpırdatmadan herkesi büyüler ve her şeyi elde ediverirler! Boğa sevdiği hiçbir şeyden vazgeçemezken, Teraziler onların güç bela elde ettikleri ve asla kıyamayacakları şeylerden kolayca bıkıverirler. Boğalar gibi prensip sahibi ve kolay memnun edilmez görünseler de, biraz sıkıya geldiler mi hemen uzlaşıverirler… Boğa manevra üstadı kardeşi karşısında kendisini pek hantal, pek sıradan ve pek cazibesiz hisseder… Öte yandan Terazi de  Boğaya bakıp bakıp, onun kendi ayakları üzerinde durabilen ve tüm koşullarla başa çıkabilen kararlı tavrına hayranlık duyar. Boğanın sı  cak ve güven veren aurası ile kendi eserekli ve tutunacak bir dal arayan halini karşılaştırır ve birden kendine acıması tutar! Boğa ve Terazinin birbirlerine ayna tutmalarını sağlayan özellikleri, arzulu doğaları ve zaaflarına teslim olmaya gösterdikleri yatkınlıktır. Boğa, Terazi’den içindeki yumuşak ve uyumlu yanı saklamamayı, katı duruşunun kendisini daha başarılı değil sadece daha tehditkar yaptığını, arzuladıklarına erişmek istiyorsa yalnız güçlü değil, aynı zamanda sevimli ve uzlaşılabilir de  olması gerektiğini öğrenmelidir. Terazi ise, Boğa’dan istediği şeyler için çaba göstermenin ve başkalarının desteğini alamadığın durumlarda da duruşunu kaybetmemenin, kendine saygının temel şartı olduğunu öğrenmelidir.

İKİZLER – AKREP: İkizlerin en hasta oldukları tipler Akreplerdir! İkizler yaşadığı ana nüfuz etmek ve çevresi üzerinde etkili olmak ister. O yüzden ilgisini çeken her yere girip çıkar, her tür insanla ahbaplık edip, her telden çalmaya, her konuda söyleyecek bir söz bulmaya gayret eder. Ne var ki, İkizlerin ilgisi ve algısı nokta atışı modeli duruma ve zamana odaklıdır. Tepkilerini hızla verir. Akrep ise derin bakar, uzun düşünür ve kapsamlı bir biçimde analiz eder. İkizler sazı eline alır ve onlarca cümle kurar. Akrep ise durur durur, sonra da İkizlerin ettiği onca cümlenin özünü içeren ve hatta eksiğini bulan, bir de anti-tezini ortaya koyan bir yorum yapar. İşte o an İkizler’in bittiği andır :)  İkizler, o anda kendisini bir çocuk kadar şaşkın, bir sepet kadar boş, assolisti sunan bir spiker kadar etkisiz ve tam anlamıyla çaresiz hissetmektedir! Akrep ise İkizler’in kendini dünyanın merkezi zanneden bir çocuk gibi özgürce tepki vermesine ve ana odaklı yaşamasına hayret ederken, enerjisini, coşkusunu, ve değişimlere kolayca uyumlanmasını da alenen kıskanır :))) Zira Akrep her duruma atlamaktansa, gözler ve fırsat kollar. Daima en kötüsünü hesaba katar. Kendi kurguları içinde kaybolunca da, yaşadığı anın basit ama anlamlı getirilerinden mahrum kalır. İkizler ile  Akrep’in birbirlerine ayna tutmalarını sağlayan özellikleri, hayatın nabzını tutmaya dair tutkularıdır. İkizler Akrep’den hayatın yüzeyine dokunmakla derinine inmenin aynı şey olmadığını, sürekli gündemde olmanın ve gözleri üstüne çekmenin marifet olmadığını ve davranışlarının çevre üzerindeki kalıcı etkilerini hesap etmeyen insana gerçekte değer verilmediğini öğrenmelidir . Akrep ise İkizlerden bazen olasılıklar için kaygılanmak yerine yaşayıp görmek ve çözümü anda üretmek gerektiğini ve sadece dalgalarla kucaklaşmayı göze alanın sörf yapabileceğini öğrenmelidir.

YENGEÇ – YAY: Yengeçler en fazla Yay’lara kızar ama en çok da onlara gıpta ederler… Yengeç’lerin güvenli ve sınırları belirli yaşam biçimlerine karşın, arayış içinde bir zihinleri ve büyük hayalleri vardır. Yetinmekten hoşlanmaz ve hayatları ile arzuları birbiriyle denkleşmedikçe  mutlu olamazlar. Güvenilir ve sözünün eri olmak gibi kavramları çok yücelttikleri ama canlarının istemediği hiçbir şeyi yapmadıkları ve  biraz kırılgan, hassas filan fıstık oldukları için fazla sorumluluk almayı da sevmedikleri bilinir ;)  Zor güvenirler ama bağımlılık boyutunda yakın ilişkiler kurarlar. Koşullar ya da insanlar tarafından zorlandıkları zaman da, duygu ve zihin anlamında erişilmez oluverirler. İnsanın en büyük sorumluluğunun hayatı dibine kadar yaşamak olduğunu savunan, arzularının peşinde koşmayı erdem sayan, istediği şeylere ulaşmak için sınır tanımayan, insanlarla hemen ahbaplık kuruveren ama sıkıldı mı da en sevimli haliyle ve en akla gelmedik bahanelerle savuşup giden Yay, Yengeç’in kabusudur…  Yengeç, ”ukalalığı sanat, bencilliği erdemmiş gibi satan” bu münasebetsize, asla tahammül edemez :))) Yay ise Yengeç’i tutuculukla, beklentili ve bağımlı olmakla ve kabuğunu kıramamakla suçlar, hatta alay eder! Yengeç ile  Yay’ın birbirlerine ayna tutmalarını sağlayan özellikleri, ikisinin de zaman zaman ben-merkezci, talepkar, ısrarcı ve kendilerini korumaya odaklı davranıyor olmalarıdır. İkisi de çok yoğun duygusal yakınlıklar kurarlar ama kırılacakları ya da sıkıldıkları zaman erişilmez olurlar. Her ikisi de hayatın nasıl yürümesi gerektiğini tanımlamaktan hoşlanırlar ama işlerine gelmeyen şeyleri başkasına yığarlar. Yay sınırlarını koruyamamak korkusuyla, sevdiklerine sahip çıkamaz. Yengeç ise alıştıklarını kaybetmek korkusuyla özgürlüğüne sahip çıkamaz. Yengeç Yay’dan cesur olmayı ve gözden çıkartmayı, Yay ise Yengeç’ten sahip olmak istediği şeylere ait de olmayı, ve her ikisi de sorumluluk duygusu ve dirayet olmadan özgürlük de olmadığını öğrenmelidir.

ASLAN – OĞLAK: Aslanlar şu yeryüzünde kiminle aynı ortamda bulunmak istemezsin deseler hiç düşünmeden Oğlak derler! Aslan düşmeyecek bir kalenin efendisi gibi yaşamak ve ufukta parlayan güneşe bile ”yapılacaklar listesi” vermek ister. Hayatını rahat hakimiyet kuracağı bir sisteme oturtur. Etrafında da hayatı kolaylaştıran bir ilişki ağı oluşturur. Bu ilişkileri hem cazibesi hem de cömertliği sayesinde pek keyifle çeker çevirir. Güvenli, mağrur ve memnundur :) Yine de bazen işler istendiği kadar iyi gitmez!  İşte öyle bir kriz anında sahneye soldan Oğlak girer.  Sorunları hızla ve basitçe çözümlerken, Aslan’ın büyük dertlerine de, çocuk oyuncağı muamelesi yapar gibidir. Haşmetmeap’ın önceliklerini dikkate almaz. Bazı ”doğal” isteklerine ne gerek var diye itiraz eder. Kimseden akıl ve yardım almaya ihtiyacı yokmuş gibi başına buyruk ve rahat davranır. Aslında Aslan’a bu kadar da zıt gitmemesi gerektiğini pekala bilmektedir. Ama Aslan’ın işi bilen sen olsan da tahtın sahibi benim der gibi üstten alması ve kendisine tabasından biri gibi davranması Oğlak’ı çileden çıkartmaktadır! Ayrıca etraftakiler de sorunu çözen kendisi olmasına rağmen, hala Aslan’ın ağzını içine bakmaktadırlar :))) Oğlak, her zamanki gibi yalnız kalmış, takdir edilmemiş, SEVİLMEMİŞ … neredeyse çok bildiği için kabahatli olmuştur. Bu minvalde Aslan kendini oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi huysuz ve hırçın hissetmekte, böyle hissettiği için daha da beter sinirlenmektedir :))) Bu iki cambazın bir ipte oynaması neredeyse imkansızdır! Aslan ile  Oğlak’ın birbirlerine ayna tutmalarını sağlayan özellikleri, ikisinin de durumun kontrolünü kaybedince, kendilerine olan güvenlerini de kaybetmeleridir. Aslan Oğlak’la yaşadıklarından, konuma değil duruma sahip çıkanın, yetkiye de doğal olarak sahip olduğunu ve buna direnmenin saçma olduğunu öğrenmelidir. Oğlak ise, ilişki yönetimi yapamayan bir insanın bir krizi yönetirken başka krizlere neden olacağını, bu yüzden de kimsenin ona gitme kal demeyeceğini… Ve her ikisi de  iktidarın uğrunda mücadele edilecek bir ayrıcalık değil, özenle yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olduğunu!

BAŞAK – KOVA: Başak’ın içinde bir TOPLUM MÜHENDİSİ vardır :) Başaklar, girdikleri her ortamdaki eksik, gedik, sorunlu ve riskli bileşenleri saptamak ve bunları açık birer kayba dönüşmeden kontrol altına almak isterler! Bu nedenle de mutlaka bir takım önerilerde bulunur ve insanları alışkanlıklarını dönüştürmeye zorlarlar. Ancak Başak’ın odağı var-olanı iyileştirmek ve düzen içinde bir değişim başlatmaktır. Sil baştan devrim yapmak deyince Başak bi durur… Ama KOVA DURMAZ :))) Başak’ı bir konuyu gündeme getirdiğine pişman edecek tek insan Kova’dır. Zira Kova bir meseleyi ele aldığı zaman olay ”verili koşullar içinde yapılabilecekler”den çıkar, ”Tanrı bizi baştan yaratmayacağına göre biz kolları sıvayalım”a dönüşür. Başak’ın en sinir olduğu şey kendisinin başlattığı bir inisiyatifin çığrından çıkmasıdır! Kova devreye girer planlarını altüst eder, hayalini elinden alıp kabusa çevirir. Başak sinir krizinin eşiğindedir. İşbirliği yapmayı şiddetle reddederek,  kendini rezil etsin diye meydanı Kova’ya bırakır ;)  Ne var ki; düzeni bilen Başak olduğu için ikide bir gelinip ona bir şey sorulacak hatta külliyen karşı olduğu işlerin angaryası ondan istenecektir. HIIRRRR :)))) Daha beteri Kova bir aşamada ”olmuyooorrr hiç birşey benim istediğim gibi olmuyyoorrr!!!” deyip dahi profesör krizi geçirecek ve ortalığı toparlasın diye bir takım ricacılar Başak’a gelecektir! Kova da burnunu sürtüp gelse ya…Yoook o bir kenarda yine o çok bilmiş ve kaknem Başak’ın haklı çıkmasına kızmaktadır :))) Başak ve Kova’nın birbirlerine ayna tutmalarını sağlayan özellikleri, insanlık namına  kalkıştıkları işleri kişisel iktidar meselesine dönüştürme eğilimleridir. Her ikisi de temelde iyi niyetli ve fedakarca çalışmaya yatkın insanlardır. Ama işlerine karışılmasından nefret ettikleri gibi, eksik kaldıkları yerde yardım istemekte de zorlanırlar. Başak, Kova ile birlikteliğinde, yapılabilecek işleri kendi hayal ve yetenekleri ile sınırlamanın bencilce olduğunu, yetenekleri ile bir başkasının hayalinin olmazlarını tıraşlamak ve olurlarını kolaylaştırmaktan kaçınmaması gerektiğini öğrenmelidir. Kova ise Başakla birlikteliğinde, insanlar için bir şey yapıyorsa insanların işbirliğine ihtiyacı olduğunu, gerekli destekler alınmadan ve Sezar’ın hakkı Sezar’a verilip ukalalık ve küstahlığa bir sınır konulmadan, en mükemmel projenin bile suya düşeceğini öğrenmelidir. Ve her ikisi de EGO ile HİZMET’in yanyana gelmeyeceğini… Dünya da ÜTOPYA ve SAĞDUYU’nun yüzyıllar boyunca yan yana gelmeyi reddetmesi yüzünden bu halde değil midir?

TERAZİ – BALIK: Terazi duru bir ifadeyle karşınızda oturur :) Oysa içinde sallanan kefeler vardır! Bir kefede saf mantık ve keskin bir dikkat, diğer kefede ise kendini hayatın akışına salıp hiiççç birşeyi dert etmeden yaşamak arzusu :))) Kefelerin dengesi fazla bozulduğunda ise tam bir panik yaşanır. O zaman Terazi kendini okyanusa salınmış minik, çaresiz bir balık gibi hisseder. Balıklar sonsuz ve belirsiz bir suyun içinde yüzmekte fakat Terazi böyle bir durumla baş etmeyi bilmemektedir! Evet Terazi’nin en sinir olduğu insanlar NORMAL birinin sinir krizi geçireceği ya da son derece endişeli olup pür dikkat kesileceği durumlarda dahi gevşek gevşek kuyruk vurarak ortada salınan Balıklardır. Terazi Balık’ı az sonra çarpacağından emin olduğu bir duvara doğru sersem sersem giderken hayretle izler… Ve Balık onun göremediği bir aralıktan süzülüp öbür tarafa geçer ya da hafifçe çarpıp pardon der ve basitçe döner geri gelir. Yüzünde hala aynı gülümseme vardır. Sarsılan sadece Terazidir :))) Ya da bir gün Balık hüngür sümük ağlar!!! Orta yerde öylece sersefil!!! Terazinin aklı almaz… O kendi içindeki dalgalanmaları böylesine zorlukla zaptedip, zerafet ve asaletini bozmadan davranmaya çalışırken, o küçük sersem Balığın kendini bu kadar salıvermesi kabul edilemeyecek bir şeydir!  Terazi Balık’a çantasından çıkarttığı kağıt mendil paketinden bir tane mendil uzatır. Kendi de mendil de mis gibi kokmaktadır. Balık ağlamaktan şişmiş gözlerini kırpıştırarak bu zarif insana bakar. Mendili alır burnunu siler. Asla bu kadar iyi görünemediğini düşünerek iç geçirir. Terazi ”Kendinizi toplayınız! Komik oluyorsunuz…” diyerek mendil paketini bırakır ve sırtını dönüp gider. Balık ne kadar üzgün olduğunu unutup, Terazinin arkasından ”Hadi ordan uyuz şey, sanki sen hiç kendini kaybetmiyor musun!” diye dil çıkartır. Ama mendil paketini de bir kenara itip susar. Terazi ile Balık’ın birbirlerine ayna tutmalarını sağlayan özellikleri, değer verdikleri bir şeyi kaybettikleri zaman, kendilerini de kaybetmeleridir. Terazi Balık’tan bazı çözümsüz görünen durumlarda paniğe kapılmak yerine kendini akışa bırakmanın ve sisteme güvenmenin en zarif tavır ve en bilgece tutum olduğunu, ayrıca arada bir komik duruma düşmenin kimseyi öldürmeyeceğini öğrenmelidir. Balık ise Terazi’den içinde fırtına var diye dünyanın battığını zannetmemeyi ve herşeye rağmen sorumluluk duygunu ve kontrolünü yitirmemeyi…

AKREP – KOÇ: Nasıl ki Terazi ve Boğa Venüs’ün ikiz kızları ise, Akrep ve Koç da Mars’ın ikiz oğullarıdır. İkizler aynı kökten gelmelerine ve eş kaygılar taşımalarına karşın, davranış modeli olarak farklı kutuplara çekilmeleriyle bilinirler… İşte Akrep-Koç ikilisinin de durumu aynen böyledir. Akrep güçlü olmak ve bulunduğu ortama hükmetmek ister… Koç da öyle! Bu iki düşman kardeş aynı meydane çıktıkları zaman toz duman birbirine karışır :)  Akrep’in Koç’ta tahammül edemediği özellik, onun ben doğal bir liderim, bun tartışmamıza bile gerek yok der gibi davranmasıdır. Oysa, Akrep süreci izlemekte ve pervasız Koç’un ayağının ne zaman burkulacağını, lafını ne zaman yutmak zorunda kalacağını pekala görmektedir. Yine de Koç ”Haydi Arkadaşlar!” dediğinde, kitle onu izler :))) Akrep’e düşen bir iki kulağa bir iki laf fısıldayıp, olacakları haber vermektir. Laf Koç’un kulağına da gider. Ve Koç elbette omuz silker :) Akrep’in ne kıskançlığı, ne korkaklığı kalır… Ne var ki, Akrep’in dediği olur. Koç düşer ve herkes Akrep’in bunu zaten söylemiş olduğunu konuşur.  Akrep üstünlüğünü kanıtladığından emindir. Ama bir sonraki kapışmada, Koç yine saygısız ve kaygısız, Akrep yine hırslı ve alaycı ve kitle yine Koç’tan yana ve Akrep’in sözlerine sağırdır! Koç ve Akrep’in birbirlerine ayna tutmalarını sağlayan özellik, ikisinin de eksiklerini kabul edemeyen ve uzlaşmak yerine çatışmayı tırmandıran insanlar olmalarıdır. Akrep’in Koç’la ilişkisinde, hayata yön vermenin ve liderlik etmenin insanlara güven ve şevk verebilmekle ilgili olduğunu öğrenmelidir. Bazen lideri yönlendiren olmak, daha anlamlıdır. Ama bunun için aklı veren olsan da bir adım geride durmak, nabza göre şerbet vermek ve birine omuz vermenin ezilmekle eş anlamlı olmadığını fark etmek gerekir. Yönetmek bir sanatsa, bunu bilip de yapamamak beceriksizlik değil midir :))) Koç ise Akreple ilişkisinde, insanın en güçlü yanının aynı zamanda en zayıf noktası olduğunu öğrenmelidir. Fazla atak ve fazla iddialı olmak, bazen fazla aceleci, düşüncesiz ve olası hatalara kör olmayı da beraberinde getirir. O zaman sana akıl verebilecek olanlardan destek almak, gücü azaltan ya da iktidarı yıkan bir şey değil, aksine iyi bir lider olmanın ön koşuludur. MARS bize hayatta kalmamız ve her durumda gücümüzü korumamız için  yardım eder ama başkalarını yok etmeye soyunduğumuz zaman güçlü değil, zalim oluruz.

YAY – BOĞA: Bir Yay size ”aslında basit ve dingin bir hayatı özlediğini” anlatıyorsa, ”demek ki bu aralar Ferrari‘sini Satan Bilge türü bişiler okuyor” deyin ama Yay’ın herhangi bir şeyi basit ya da dingin bir şekilde yapacağını asla aklınızdan geçirmeyin! Yay, hayatın zenginliklerini keşfetmek ve hepsinin tadına doyasıya varmak ister… Onun iyi bir hayat sürmekten anladığı şey, hiçbir arzusundan mahrum kalmamaktır. Basitlik ve dinginlik hakkında fazla konuşmaya başladıysa, bilin ki bundan sonraki tatilini Nowhereistan’da geçirecek, dönünce de soluğu İskender Kebapçısında alıp, bir-buçuk etibol üstü künefe ile hayatı onurlandıracaktır :))) Öte yandan, Nowhereistan’da bir ömür yaşamayı sorun etmeyecek olan biri varsa, o Boğa’dır! Özellikle de, orada doğduysa… Ama onun Nowhereistan’lı olduğu için basit bir hayat sürmek isteyeceğini zannetmeyin. Boğa basitliği bile kendisi için zenginlik ve refah kaynağına dönüştürmeyi becerecek biridir. Turistler için, otantik görünümlü, temiz, güvenilir ve iyi yemekler sunan bir konukevi işletir. Şayet oraya giden Türk ziyaretçi sayısında bir patlama olduğunu fark ederse, menüsüne İskender de ekleyebilir :))) Boğa, mutluluğun ve hayatın anlamının peşinde diyar diyar gezinmeyi anlayamaz… O hayatında olmasını istediği her türlü zenginliği, bir yolunu bulup kendi ayağına getirir! Boğa’nın ne istediğini bilen, tutarlı, dengeli, ayağı yere basan hali Yay’a kendisini accık boş işler peşindeymiş gibi hissettirir :))) Ama Yay, bu sabit ve maddi hayata odaklı duruşun ”insanı köleleştiren konformizm belası”nın ruhu olduğunu hemen teşhis edecek ve bunu da Boğa’nın yüzüne vurmayı bir gurur meselesi haline getirecektir! Boğa ise, Yay’a hayretle bakacak, önüne çıkan her ”deneyime”  sazan gibi atlamasını çocukça bulacak ve onun keşif merakını, sıradan tüketim çılgınlığı içindeki bir çeşni olarak görecektir.  Boğa, ancak bir gün Nowhereistan’da bir doğal felaket olursa, kendi ”mantıklı ve güvenli” duruşunun ne kadar sağlam olduğunu sorgulamaya başlayacaktır. Ve dünyanın öbür ucundan kalkıp gelen kurtarma ekibinde de  Yay’ı  görürse onun gönlünde samimi bir arayış ve beklentisiz bir iyilik olduğunu anlayacaktır. Yay ile Boğa’nın birbirlerinin gölgesine ayna tutmalarını sağlayan özellik, her ikisinin de TATMİN peşinde olmaları ve az ya da vasıfsız görünen hiçbir şeyle yetinmeyi bilmemeleridir. Yay’ın Boğa’dan öğrenmesi gereken, insanın tarzını değiştirerek özünü, evini değiştirerek hayat yolunu değiştirmesinin mümkün olmadığıdır. Boğa’nın Yay’dan öğrenmesi gereken ise, bazı tatminlerin maddi bir karşılığının olmadığı ve bugün mutlu olmak için yarın ne olacağını bilmek ya da yarın ne olacağımızı bilmediğimiz için bugünden mutsuz olmak gerekmediği…

OĞLAK – İKİZLER: Oğlak hayatın talepleri karşısında daima yeterli olmak ister. Düşünülmemiş sorun, getirilmemiş çözüm, cevaplanmamış soru, bitirilmemiş ya da en azından planlanmamış iş ile yatağa gitmek, onu huzursuz etmeye yeter. Ama bir İkizler’in etrafta olması demek, her an yeni bir soru, şikayet, talep, ya da öneri duyma ihtimaline hazır olmak demektir. Oğlak ajandasında biriken listenin temizlendiğini düşündüğü anda, İkizler’in aklına yeni bir fikir gelecek,  az önce bin zahmetle yapılmış olan bir şeyin artık gerekli olmadığını  söyleyecek, hatta bir an önce başka bir çare bulunmazsa somurtmaya başlayacak ve arada geçen sürede devamlı olarak söylenecektir :)))  Bu Oğlak için bitmeyen bir meydan okuma anlamına gelir ve ne yapsa durumu kontrol altına alamadığını gören Oğlak, bir İkizler ile aynı ortamda yaşadığı takdirde,  eninde sonunda astım, taşikardi, ya da sinir krizi geçirir :))) Aslında İkizlerin Oğlakla bir derdi yoktur… İkizler için biten anda oluşmuş olan denge, yeni bir anın başlaması ve yeni bir enerjinin oluşması ile birlikte bozulur. Uzayan memnuniyet ise, ”kesin bir şeyi kaçırıyorum” türü bir sorgulamayı ve garip bir sıkıntı hissini beraberinde getirir. Memnun olmamak ve her an tetikte olmak, İkizler olmaktır :))) Ortamdaki her değişimi hisseden hassas bir barometre gibidir ve hissettiklerini dışa vurmak ihtiyacındadır.  Oğlak’ın İkizlerle sorunu, bunu değiştirmeye yani İkizleri tatmin etmeye, durdurmaya ve susturmaya çalışmaktır. İkizler içinse bir Oğlak’la bir arada olmak ilk başlarda kendisine alışılmadık derece YETERLİ bir muhatap bulmaktır! Sarhoşluk benzeri bir isteme krizine tutulur… Ama Oğlak’ın amacı bu bitmek bilmeyen akışı sürdürmek değil, İkizleri susturmak ve her şeyi yoluna koyduğunu hissedip huzur bulmaktır :))) Bu tıpkı dışarı akmak isteyen havanın üstüne pencere kapatmak, su akan bir oluğun çıkışına musluk takmak gibi bir şeydir… Şikayet nedir bilmeyen, beyaz bir mermer sunak kadar kutsal ve dingin görünen, ama  kendisiyle giderek gerginliği artan bir ses tonuyla konuşan ve ”bu kadar talepkar olmaması” gerektiğini ya da ”sorun edilecek bir şey olmadığını” göstermek ister gibi davranan Oğlak’la bir arada olmak, bir süre sonra İkizler’e kendisini ”kötü” hissettirmeye başlar! Oğlak ve İkizler’in birbirlerinin gölgesine ayna tutmalarını sağlayan özellik, hayatın akışına yön verme tutkularıdır!  Oğlak, İkizlerle ilişkisinde, merkezini kaybetmemeyi öğrenmek zorundadır. Kendine dur demeyi bilmeyen, başkasına da sınır koymayı bilemez :) İkizler ise Oğlak’la ilişkisinde, insanın sorduğu sorunun dahi sorumluluğunu alması gerektiğini öğrenmelidir. Zira alınan cevap her zaman duymaya hazır olduğumuz cevap olmayabilir…

KOVA-YENGEÇ: Kova ”kader mahkumu” olmak fikrinden nefret eder! Başına geleni değil, kendi seçimlerini yaşamayı son derece önemser… Bu nedenle de, kendince iyi bir gözlemci ve tahmin yürütücü olmaya gayret eder. Ayrıca tahmin edilemez hareketler yapmayı da, güvenlik sisteminin bir parçası olarak görür! Yani kısacası şaşırtıcı ama şaşırtılamayan bir insan olduğundan pek emindir… Ta ki Yengeç’le tanışana kadar :)))) Yengeç Kova’ya bakar… Çok ilginç, hatta sansasyonel ve fazlasıyla küstah bulur. Sarsılır ve aynen kepenklerini kapatır :))) Görmezden gelinmeye alışmamış olan Kova, bunu büyük bir meydan okuma olarak alır ve tam saha prese başlar! Kova’nın kitabında rahatlatarak yakınlaşmak diye bir şey yoktur. O lafa boğmayı, açığını bulmayı, şok etmeyi bilir ama ”zorla güzellik olmaz, sevmeli sevdirmeli” ne demektir bilmez :))) Aynı odada saatlerce oturup da, bütün sorularına tek kelimelik cevaplar veren ve hiç soru sormayan biri ile nasıl iletişim kurulacağını da aklı kesmez… Sinir bozucu içe kapanıklığını korkaklık ve söyleyecek sözü olmamak  olarak yorumlamaya karar verdiğinde ise, Yengeç’in bir başkasıyla konuşurken  yaptığı müthiş bir espri kulağına çalınır ve komple çileden çıkar.  Yengeç o gün pembe giydiyse pembe gibi kezban bir rengi giyenler, Yengeç’in kulakları kepçeyse  kulağıyla çorba karıştırabilenler, Yengeç Manisalı’ysa İzmir‘i büyük şehir, İstanbul‘u uzay zannedenler hakkında, espriler yaparak kendince son sözü söyler… Yengeç kıpkırmızı bir yüz ve az sonra ağlayacağı belli olan gözlerle Kova’ya bakar ve odadan kaçar! Kova ile Yengeç’in birbirlerinin gölgesine ayna tutmalarını sağlayan özellikleri,  farklı gelen her şeyi tehdit olarak görmeleri ve güçlü görünmek adına kendileri hakkında yanıltıcı sinyaller vermeleridir. Kova, Yengeç’le ilişkisinde duygulara mesafe almanın mümkün olmadığı durumlarda, insanlara mesafe almanın ve ilişkiye zaman vermenin en iyi çözüm olacağını öğrenmeli, ayrıca patlayıp patlamayacağını anlamak için, kendi halinde duran bir balona iğne batırmanın da hiç gerekli olmadığını kabul etmelidir. Yengeç ise Kova ile ilişkisinde, kaçanın daima kovalandığını öğrenmelidir… Bu romantik anlamda hoş bir şey olabilir :) Ama hayat da bizim dikkatimizi, kaçındığımız konulara  çekmek istediğinde, tıpkı Kova gibi münasebetsiz olabilir ya da üstümüze bir Kova’yı salabilir :)))

BALIK-ASLAN: Balık’a göre insanın tek amacı mutlu olmaktır… Hayatı derinlerinde keyifle dolandığı bir deniz gibi görür ve onunla büyük bir aşk yaşar. Yaptığı işi bile, keyif aldığı için yapar. Ama onu hoşnut etmeyen, heyecan vermeyen bir çalışma biçimini sürdürmekte zorlanır. Sonra hayatına bir Aslan girer! Daha doğrusu girmekle kalmaz, görüş alanını işgal eder ve seyir haline engel olur. Çünkü Aslan’ın içine Balık’ı da dahil etmek istediği bazı planları vardır. Ya da Balık orada kalmak istiyorsa bu planlara dahil olmayı kabul etmek zorundadır. Aslan’ın olduğu  bir yerde Balık da dahil hiç kimsenin kendi bildiği gibi davranmaya, kendi hedeflerine  göre ya da hedefsiz yaşamaya izni yoktur. Aslan böyle planlar yapmak için Balık’tan izin almış mıdır? Yooo… Ama nefes alan her canlı için en mutluluk verici hayat biçiminin ne olduğunu bilen birinin izin amasına gerek yoktur! İlgilenip görev vermiş ya da bir talepte bulunmuş olması bir nimet ve bir lütuftur :))) Balık hayatında ilk kez birine sınır koymak, birine meydan okumak ve haddini bildirmek ister! Kendini pek cazip, pek etkileyici, pek ince ruhlu, pek sempatik, pek karizmatik ve daha başka bir takım şeyler zanneden bu insana ”bir hiç” olduğunu göstermeye ant içer. Aslan ise herkesin pek methettiği Balık’a bakar ve bu iddiasız ve dalgın insanı nereye koyması gerektiğine bir türlü karar veremez. Onu, şunu, bunu istediğini ve şu zaman istediğini söyler. Ve Balık kendisine verilen zamanda ortada görünmez. Niyeti kendi bildiği zamanda, kendi istediği şekilde ve Aslan’ın aklına hayaline gelmeyecek bir şeyle ortaya çıkmaktır… Aslan mahvolacak, bitecek, kendinden geçecek, aklı duracak, hayatın anlamı gözlerinin önünden silinecek ve yerine yeni bir nur doğacaktır… O nurun tam ortasında da Balığın yüzü parlayacaktır! … Balık bu hayalin verdiği coşkuyla işe koyulur. Ama yaptığı şey bir türlü hayal ettiği etkiyi oluşturacak kadar iyi değildir! Balığın Aslan’la kavgası kendiyle kavgasına dönüşür ve Balık bu döngüde kaybolur. Gelgelelim ortada görünmemesi Aslan’ın üzerinde tam da istediği etkiyi yapmıştır! Bu akla hayale gelmeyecek  bir reddediliş ve bir hakarettir. Aslan Balık’ı karakaplıya yazar ve bu kendini bilmez serseri ruhlu kişi ne vakit aklına gelse fena halde kızar :))) Balık ve Aslan’ın birbirlerinin gölgesine ayna tutmalarını sağlayan özellikleri, her ikisinin de etkilemekle ilgili bir takıntılarının ve hadlerini bilmekle ilgili bir sıkıntılarının olmasıdır. Balık, Aslan’la ilişkisinde yapılan şeylerin sadece yapanın değil kullanacak olanın ya da isteyenin mutluluğuna da hizmet etmesi gerektiğini, aksi taktirde yararlı olamayacağını öğrenmek zorundadır. Aslan ise Balıkla ilişkisinde, herkesin kendi dünyasının merkezi ve kendi gönlünün kralı olduğunu… ve de, bir insanın arzuları diğerinin durumdan aldığı tadın sınırlarını zorluyorsa, ileri gitmenin kimseye bir kazanç getirmediğini!

21 thoughts on “GÖLGEMİZE Ayna Tutanlar…

    1. Hem burç hem yükselene göre okuyun
      Yükselene göre mi okumalıyız ne demek?
      Burç yorumları yükselene göre yapılıyor türü bir safsata çok yaygınlaştı galiba :)))
      Herşeyi öyle mi okuyorsunuz?
      O zaman burca göre yorum dememizin ne anlamı kaldı?

  1. Sevgili juno; yorumlarınıza,kullandığınız esprili ve zengin dile hayran kaldım.Bizlerle paylaştıklarınız için çok teşekkür ederim ve herşeyin gönlünüzce olmasını dilerim.Sevgiler.

  2. Sevgili Juno, bir Balık olarak Terazi’yle evlenip, Aslan bir kız doğurdum ve oylum oylum oyuldum; daha yeni kendime geliyorum. Gene diycem: daha önceleri nerelerdeydiniz?:))
    Çok, pek çok sevgiler,teşekkürler…

  3. Aslan’ı yerden yere vurmusşunuz ya :) ışıkta da gölgede de bişey olamamış.
    Yıldızı, yükseleni, ay düğümü, 3ü birden aslan olan biri kesinlikle oğlakdan uzak mı durmalı?
    Yoksa oğlak mı ondan :))

    1. :))) yok yok ben severim Aslanı
      Kendim Oğlakım yükselenim Aslan…
      Kendimden mi uzak durayım?
      İnsan kendisine AYNA tutan ile barış sağlayınca kendiyle de barışır…
      Sevgiler ;)

      1. Hımm yani yine son sözü Aslan söyledi :))))
        Öyledir… çalıştığı iş yerinin patronuna bile ”bu işi babamıb sülalesi keşfetti” der gibi davranır.
        Katkınız için teşekkür ederim.

  4. güneş boğa yükselen yengeç, demektirki ortak payda yay burcu:)en yakın arkadaşım ya da çocukluk arkadaşı diyeyim güneşi yükseleni ayı yay burcunda:))arkadaşlık için tüm malzemeler toplanmış resmen:)

  5. Güneş oğlak, yükselek aslan, ay ikizler… Tanrı katmerli cezamı vermiş :))) Boşuna kırk yıldır deli tavuk gibi kendi peşimde dönelemem!!!

  6. Oncelikle merhaba paylasimlariniz ve anlatiminizin hoslugu inceligi cooook guzel .Kendim ve sevdoklerimin burclari hakkindaki yazolqrinizin cogunu okudum ve okumaya calisiyorum hepsini okumak istoyorum :) Kac gumdur icim icimi yiyen koclugumunde tepikledigi soruyu sormak istiyorum Akrep ve koc iliskisindeki birkac cumle ile yetinemedim Lutfen acabilir msisiniz biraz birb irinin ayna yonleri olmasina karsin neden dost veya arkadasda olamazlqr mi .koclarin fikirleri dusunce yonlerini sig midir sizce bilgilerinuze cok ihtiyacaim var merakla bekliyirum yaniinizi cook tesekkur ederimm .birde ben kocum gercekten okuduklarimdan hissrttiklerimden anliyorum ama bunu icimde oldugu gibi yasayamiyorum yukselenim terazide olabilir kendimi nasil gerceklestirebilirim sizce

  7. çok özür diliyorum kötü bir dönemdeyim ondan çok yazdım size buradan sorduğuma bakacağım paylaşımlarınız ve yazılarınız için ayrıca çok teşekkür ederim iyi kalın ama ama gerçekten yazdıklarınıza hayran kaldım :)ama bir ricam var yorumumu siler misiniz lütfen sitede yayınlanan :)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s