9 Haziran 2017 günü, İstanbul’a göre 16:10 itibariyle, DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı tam halini alacak.
DOLUNAY haritasını değerlendirirken, aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;
- AY, Yay Burcu’nun 19 derecesinde ve haritanın 2’inci evinde. Güneş ise, İkizler Burcu’nun 19 derecesinde ve haritanın 8’inci evinde.
- AY retro konumdaki Satürn ve Lilith’in arasında.
- Yay’ın yöneticisi Jüpiter, 12’inci evde, 13 derece Terazi’de ve durağan konumda. Jüpiter, AY ve Güneş ikilisine ılımlı açılar yapıyor.
- İkizler’in yöneticisi Merkür, 8’inci evde, Selena ile kavuşumda ve MC ile ılımlı açıda.
- Haritanın Yükselen Noktası 27 derece Terazi. Klasik astrolojide ”Yanan Yol” olarak kabul edilen alanda.
- Terazi’nin yöneticisi Venüs, Uranüs ile bir süredir devam eden yakın ilişkisinden sıyrılmaya çalışıyor. Şimdilik burç değiştirip Boğa’ya geçmiş ve Yengeç’teki Mars ile ılımlı açıda.
MEALİ;
Bir yanımız, ”Yeterince uzun bir değnek bulsam AY’ın üzerinden atlarım!” derken, öbür yanımız ”Sonra da popoüstü düşer ve bir yerini kırarsın!” der ya… İşte öyle bir DOLUNAY bu :)))
İnsanın bir yanı sınırları aşmak, kendisine çizdiği ya da kendisine çizilmiş tanımlardan öteye gidebildiğini görmek ister… Bir yanı da, sınırları ile yüzleşmekten, deneyip de yapamadığını görmekten, boş bir umuda kapılıp sonra hayal kırıklığına ya da zarara uğramaktan korkar.
Bazı sınırları aşmayı denemeden, gerekli ya da anlamlı olup olmadıklarını bilemeyiz… Bu hayata dair tanımlanmış sınırlar için de, kendimize ilişkin var kabul ettiğimiz sınırlar için de böyledir.
İç huzur ve güven hissi, sınırların varlığından korkmakla ya da gizli gizli ihlal etmekle değil, sınırları sınamak ve kabul edilmesi gereken sınırlar ile barışık olmakla mümkündür.
İşte biz bu DOLUNAY’da, hangi sınırlar ile barışık olduğumuzu, hangilerinin gerekliliğinden kuşkuda olduğumuzu, hangilerine sadık kalmamızın anlamlı olduğunu, hangilerinin arkasına saklandığımızı fark edeceğiz 🙂
Hayatın hangi konularda sınırlarımıza dokunduğunu veya bizim hayatın sınırlarını nerelerde zorladığımızı görmek için, kendimize şu soruları somramız yerinde olur;
- Kendi değerimden, becerilerimden kuşkum olduğu için ya da başarısız olmaktan korktuğum için hep küçük hedefler mi koyuyorum? Ya da yapabileceğim şeyleri sürekli erteliyor muyum?
- Yapabildiklerim ya da hayatıma çizdiğim sınırlar ile kendim için hayal ettiklerimin arasındaki makas çok mu büyük? Bu nedenle ne yaparsam yapayım hoşnut hissetmiyor muyum?
- Kendimi olduğum gibi kabul edip onaylamakta zorluk mu çekiyorum? Neden olamadıklarım, yapamadıklarım, elde edemediklerim, elimde olanlardan daha değerli görünüyor?
- Ne öğrensem, ne kadar kendimi geliştirsem, yine de ortaya bir ürün koymak ya da kendimi bir konuda yetkin kabul etmekte zorluk mu çekiyorum?
- Aldığım, elde ettiğim, ulaştığım hiç bir şey bana doygun ve değerli hissetmem için yeterli olmuyor mu? Maddi ya da manevi açıdan sürekli kıymet verilmiş, ödüllendirilmiş, korunmuş, kollanmış, tatmin edilmiş hissetmek istiyor ve bana göre eksik kalan her durumda kendimi ”yeterince iyi davranılmamış” ya da ”hakkı yenmiş” mi hissediyorum?
- Sadece arzu ettiğim için, yararlı olmayan, gerekli olmayan ya da hakkım olmayan şeylere de el uzatıyor muyum? Kendime sınır koymakla ilgili bir sorunum mu var?
- Tercihlerimin sonuçlarını veya bedellerini kabul etmekle, sorumluluk almakla, üzerime düşen görevleri, taahhütlerimi, borçlarımı idrak etmek ve yerine getirmekle ilgili sorun mu yaşıyorum?
- İnsanlardan istediğim tepkiyi alana kadar yapmaya, vermeye, söylemeye, zorlamaya devam mı ediyorum? Benim için durma sınırı, istediğim sonucu almak mı?
- İnsanlara sınır çekmeyi başarabiliyor muyum? Yoksa onların benim hakkımda ne düşünecekleri, beni nereye koyacakları, ne kadar sevecekleri gibi kaygılar, sınırları sürekli değiştirmeme mi neden oluyor?
- Üretken olmak yerine sürekli tüketen, bekleyen, talep eden, şikayet eden, bahane bulan olmayı mı tercih ediyorum?
Bir şeyi değerli, yararlı ve anlamlı kılan şey SINIRLARIDIR! Zira sınırı olmayan şeyin içeriği ve fonksiyonu net olmaz.
Tatmin olmuş hissetmemizi sağlayan şey de SINIRLARDIR. Zira sınır konulmamışsa, beklenitler sonsuz, tatminsizlik ise kaçınılmazdır.
Korunmamızı, güçlü kalmamızı, hatta hayatta kalmamızı sağlayan şey SINIRLARDIR. Zira durmayı bilmeyenin devam edecek gücü kalmaz.
Eğer sınırlarla ilgili bir türlü çözemediğimiz bir sorun varsa, içimizde dolmayan ve doymayan bir boşluk var demektir. Bu boşluğun gerçek adı; ÖZDEĞER SORUNUDUR.
Özdeğer sorunumuzu, dışarıdan aldığımız şeyler, yani bazı maddi kazanımlar, onay, saygı, önem, sevgi gibi başkalarının tercihlerine ve sınırlarına bağlı olarak verdikleri manevi hediyeler ile çözmeye çalışır ama çözemeyiz 🙂
Özdeğer sorununu çözen tek şey, VARLIĞIMIZIN ÖZÜNDEKİ DEĞERİ FARK ETMEK ve BUNA GÖRE DAVRANMAYI KABUL ETMEK’tir.
Var olan her şey gerekli ve değerlidir. Var olan her şeyin tabiatına uygun bir fonksiyonu vardır. Bir fonksiyon diğerinden daha önemli değildir. Zira önemsiz gibi gelen fonksiyonlar hakkıyla yerine getirilmese, daha önemli görünen fonksiyonları yerine getirenler unsurlar, var olabilecekleri ve aktif olabilecekleri ortamı bulamazlar.
Hayat hiç bir şeyi ve hiç kimseyi tek ve mutlak bir şekilde öncelikli ve değerli kılmamıştır 🙂 Var olan her şey birbirine bağlı ve bağımlıdır…
Değerli olabilmek için elimizde olan niteliklerin değerini bilmemiz ve onları ortaya çıkartacak şekilde davranmayı kabul etmemiz gerekir. Bizim için mümkün olmayan fonksiyonları yerine getiremediğimiz için, yapabildiklerimizi geliştirmekten de kaçınırsak, varlığımızın anlamını kaybederiz.
Yaptığımız her şeyi özümüze duyduğumuz saygı ve bize yakıştığını düşündüğümüz tutum çerçevesinde yapmamız gerekir. O zaman öncelikle biz yaptıklarımızdan tatmin oluruz. Ve yaptıklarımızın bizim için taşıdığı önem ve değer, başkalarından aldığımız maddi veya manevi karşılıklar ile değişmez. Ya da daha fazla onay ya da kıymet verildiği için kendimize yakıştırmadığımız ya da uygun bulmadığımız şeyleri yapmaya uğraşmayız.
Özümüze saygı duyarsak, aşırı beklentilerimiz olmaz. Daha kolay tatmin bulur ve daha rahat hoşnut oluruz. Bize hakkaniyetli davranmayan insanlarla aramızdaki mesafeyi de daha rahat ayarlarız.
Özümüze değer vermek, özümüze saygı duymak, hayattaki önceliklerimizi ve tutumlarımızı şekillendirirken bizi doğal olarak yönlendirir. Vazgeçmemiz gereken, feda etmemiz gereken şeylere daha kolay karar verir, tercihlerimize daha güvenli bir şekilde sahip çıkarız.
Özümüze değer veriyorsak, başkalarının karşısında suçlu, haklı, değerli, önemli olmak değil, bizim değerlerimize göre uygun davranmış olup olmamakla ilgileniriz. hesabımızı önce kendimize veririz.
En önemlisi, özümüze değer vererek yaşıyorsak, hayatın ve insanların karşımıza çıkarttığı sınırlar, kendimize biçtiğimiz değeri azaltmaz 🙂
Haksızlık, yoksunluk, sıkıntı gibi durumlara daha kolay göğüs gereriz.
Elimizden gelenin en iyisini yapmaktan mutluluk duyar, olmadığımız şeylere öykünmeye gerek duymaz, ve doğal sınırlarımız içinde kendimizi geliştirmekten keyif alırız.
Özümüzle ve Sınırlarımızla barışık olabildiğimiz bir DOLUNAY dilerim hepimize…
Burçlara göre yazıyı hazırlıyorum 🙂
Sınırları en çok birbirine giren kavramlardan biri de HAZ ve ACI’dır :))) Lenny Kravitz- Pleasure & Pain

