5 Ocak 2015 günü, İstanbul’a göre saat 06:52 itibariyle, Yengeç – Oğlak aksının 14 derecelerinde DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – Ay karşıtlığını yaşayacağız.
Bu DOLUNAY’ın getirilerini değerlendirirken aşağıdaki bileşenleri dikkate alıyorum;
– Ay 14 derece Yengeç’te 7’inci evde. Güneş 14 derece Oğlak’ta, birinci evde, Pluto ile kavuşum, Uranüs ile kare, Chiron ile 60’lık, Juno ile 150’lik açı halinde. Harita yöneticisi olan Satürn’e ise 45 derecelik açı alıyor.
– Ay – Güneş Karşıtlığı, Güney Ay Düğümü ile kavuşumda olan Uranüs’e de kare olduğu için, DOLUNAY aslında Ay düğümleri ve Uranüs – Pluto karşıtlığını da içeren bir büyük kare niteliğinde yaşanıyor.
– Harita yöneticisi olan Satürn, Lilith ve Neptün ile T-kare konumunda.
MEALİ;
Tanıdık yerler, konumlar ve insanlar ile güven bulmak, bizden bekleneni yaparak ”ilişkilerimizde sürekliliği garantiye almak” hepimizde kısmen var olan bir tutumdur. Hepimiz, zaman zaman davranışlarımızı ”aidiyetlerimizi” bahane ederek şekillendirir ve seçimimizin ”uygun” olup olmadığını tartışmadan, ”kaçınılmaz olanı yaptığımız” iddiasına sığınırız. Zira ”böyle yapmamış olsam…” diye başlayan ve sonu gelip kişisel güvenliğimize ya da kurduğumuz bağların sürekliliğine dayanan, savunma senaryolarımız vardır.
Ama bu DOLUNAY bize, geçmişten bu yana sahiplendiğimiz ”savunma senaryolarının” bir işe yaramadığını, bizi hayatın çetrefil geçişlerinden sakınamadığını ve gerçeklerden kaçmamıza imkan olmadığını, pek güzel gösterecek.
HAYIR demeyi başarmamız gereken bir süreçteyiz!
Bizi belli bir koşula, belli bir duruşa, tam onun/onların istediği gibi bir ilişki ya da alış-veriş modeline zorlayan insanlara, kesin ve net bir HAYIR.
Belki bunu yapmak, önce etrafımızdaki güvenlik duvarı illüzyonunu yıkacak, bizi alıştığımız ipek-böceği kozasından çıkmaya zorlayacaktır.
Ama ısrarlı tavrımızın bizi geçmişte yaşadığımız beklenmedik olaylar ve tekrar eden hayal kırıklıklarından korumamış olduğunu ARTIK kendimize itiraf etmeli ve aslında miyadı dolmuş bir kozayı etrafımızda tutup hareket alanımızı kendi kendimize kısıtlamakta olduğumuzu fark etmeliyiz.
Dolayısıyla asıl HAYIR’ı başkalarına değil KENDİMİZE söylüyor olacağız!
İnsan bazı koşullar, bazı insanlar, ya da bazı konfor alanlarından mahrum kalsa BESLENEMEYECEĞİNİ ve bu yüzden de hayatta kalamayacağını zanneder… Oysa ”beslenme modelimiz” bizi içimizdeki güçlü, sağlıklı, becerikli, sağlam duruşlu kişi olmaktan alıkoyan bir takıntı da olabilir…
Belki de biz HAYIR demeyiz de, birileri bize HAYIR diyerek dönüşmemize vesile olur!
Sağlam bir zemine oturan gelecek planları yapmak, eski yüklerimizden kurtulmak, ya da bize ayak-bağı olmuş duygusal / fiziksel alışkanlıklarımızı dönüştürmek istiyorsak, zaman tam da bu zamandır.
Etrafımızda sandığımız gibi bir korunaklı alan olmadığını görecek ve ANCAK ”alıştığımız, kolay bulduğumuz, güvenli ve rahat hissettiğimiz şekilde davranmayı bir yana bırakırsak”, geçmişte yaşadığımız türden hayal kırıklıklarından, şaşkınlıklardan, aldanışlardan, dolduruşlardan ve yıkımlardan korunabileceğimizi idrak edeceğiz.
Ve gözden çıkarmayı, reddetmeyi, vazgeçmeyi, mahrum kalmayı, beklentiyi karşılamak yerine ”neden bunu yapmayı doğru bulmadığımızı ifade etmeyi” becerdiğimizde -belki ilişkilerimizi değil ama – hem kendimizi hem de karşımızdakileri koruyor, ve kendimizin de onların da öğrenmesine ve gelişmesine zemin sağlıyor olacağız.
Herşeye evet demek özverili bir davranış değil, üstü başarıyla örtülmüş bir bencilliktir!
Sürekli EVET dersek, sürekli bekleneni verirsek, karşımızdakileri, çevremizi, insanları dönüşmeye teşvik etmeyiz. Beklentilerinin anlamlı ve gerekli olmadığını fark etmeleri ve olgunlaşmaları için, kendimize ve karşımızdakilere bir şans vermeyiz. Unutmayın ki, ”kaygılı evetler” sadece dengeyi bozmamak adına yapılan feragatler olup, her iki tarafa da zarar vermekten başka bir şey yapmazlar…
Bilinçli bir HAYIR ise, dengeleri sarssa dahi, zaman içinde yeni ve daha anlamlı bir denge oluşması için bir kapı açar.
Bu DOLUNAY’da içinize sinmeyen, tecrübelerinize göre size sıkıntı vereceği belli olan, hayat yolunuzu desteklemeyen ve geleceğinize ipotek koymasını istemediğiniz hiç bir şeye, sırf ”kaybetmeye cesaretiniz olmadığı için” EVET demeyin 😉
Kimseleri de size EVET demeleri için zorlamayın… Bazen duyacağınız bir ”Hayır”da görülmeyi, anlaşılmayı bekleyen hayır vardır :)))
Ve olayların akacağı mecrayı görmek için de acele etmeyin… Şimdi başlayan her raundun 2015 Nisan başına kadar rövanşı olacaktır 😉
Bu DOLUNAY’ın ilişkilerdeki duruşumuz ve beklentilerimiz konusunda bize getireceği farkındalık, hayatımızda radikal değişimlerin kapısını açabilir. Zira başkalarına karşı duruşumuzu dönüştürmek için çıkacağımız yolculuk, aslında bizi kendi içimizde dönüştürülmesi gereken saplantılı, atıl, işlevsiz tutum ve ön-kabullerle yüzyüze getirecektir.
İnsanın en büyük değeri, kendine olan saygısıdır… Bu saygıyı kaybetmeyen, merkezini korur. Evren merkezini kaybetmeyen, duruşu sağlam olan kişiye arzu ettiği korunmayı ve hak ettiği değeri bir şekilde sağlar.
RESPECT – Aretha Franklin

