Site icon Juno – Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

25 Mart 2024, TERAZİ Burcu’nda AY Tutulması ve DOLUNAY; Kendi Hayatının Kahramanı Olmak Hakkında Dersler!

Ernest Seton-Thompson'un Kitaplarından Alıntı

Ernest Seton-Thompson'un Kitaplarından Alıntı

25 Mart 2024 günü, İstanbul’a göre 10:01’de DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı tam halini alıyor. Bu DOLUNAY aynı zamanda bir AY Tutulmasına da sahne oluyor. Tutulma haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

Türkiye haritasının Tutulma haritasından aldığı açılar, seçim sürecine işaret ediyor. Seçim sonuçlarının tartışmalı olması ve İstanbul başta olmak üzere bazı illere dair sonuçların bir hafta kadar gerilim konusu oluşturması mümkün. Büyük şehirlerde çok radikal değişimler olması beklenmez.

Bir dünya savaşı çıkması ihtimaline gelince, Nisan ve Mayıs aylarının gerilimli geçeceği ancak topyekun büyük bir savaşın söz konusu olmayacağı görülüyor.

Türkiye ekonomisinin bu baharla başlayarak iki yıllık bir kontrolsüzlük sürecine girme ihtimali olduğu da anlaşılıyor. Bahar-yaz arası süreçte finansal araçların değeri konusunda beklenmedik iniş çıkışlar ve karmaşa olması mümkün.

Bireysel düzlemde incelendiği zaman, bu tutulmanın ve arkasından gelecek 6 aylık sürecin bizi kendimiz olmaya cesaret etmek, isteklerimiz ve tutumlarımız arasında bir uyum oluşturmak ve belirsizliği doğal bir zemin olarak kabul etmek konusunda eğiteceğini söyleyebiliriz.

Değişen bir dünyada, nereye varacağını bilmediğimiz koşullarda, kendi yolculuğumuzun kahramanı olmak istiyorsak, hem başkalarının bize koyduğu kural ve sınırları ya da beklentileri bir bahane olarak görmemek, hem de yolun bize her zaman her şeyi umduğumuz gibi vermeyeceği gerçeğini kabul etmek zorundayız. Mutluluk bir garanti ya da bir pazarlık konusu değil. Yani ben dediklerinizi yaptım, şimdi de arzu ettiklerimi bekliyorum türü bir denklemde yaşamıyoruz. Ya da ben bir yola çıkmaya cesaret ettiysem o zaman bulmayı umduğum her şey bana hemen hediye edilecek ya da ben cesaretimi ve kendime inancımı kaybedip, hayata çok kızacağım diye bir şey yok. Hayat KAZANAN olmak için değil, kazançta ve kayıpta, düşüşte ve çıkışta, zorlukta ve kolaylıkta kendimizi görmek için yürüdüğümüz bir yol. Bu yolda her şeyi kendimizi gerçekleştirmek için yapacak ve umduğumuzu değil mümkün olanı göreceğiz. Bu da bizi biz yapacak.

Kendimize şu soruları sormamızda fayda var;

Hayat süper kahraman hikayesi değildir… Biz dergi kapaklarında gördüğümüz rötuşlanmış resimlerdeki ya da AI ile tasarlanmış Instagram hikayelerindeki büyülü hayatları yaşayan kusursuz kişiler değiliz. Hiç kimse öyle değil ve olamaz. Sanal imajlarla oluşturulmuş yoksunluk duygularının tetiklediği, boş savaşlar peşinde koşmak, bizim kendi zamanımız ve kendi hayatımıza bedel bir çaba. Gerçekte bizler düşe kalka yolunu bulmaya ve değişen, giderek karmaşık ve belirsiz bir yer haline gelen dünyada, ne olup bittiğini anlamaya ve ayakta kalmaya odaklanması gereken, gelişme halindeki çocuklarız. Bizi kendi kuyruğumuza dolandırıp, anlamsız eforlar peşinde gerçeği kaybetmeye sevk eden kaygılara takılıp kalmak yerine, gerçek ihtiyaçlarımızı fark edip, önceliklerimizi bunlara göre şekillendirmeliyiz. Şımarık, doyumsuz, korkak, kaçınmacı, inatçı, hırçın, yıkıcı değil… Anlamaya açık, gözlemci, yargısız, özenli, sabırlı ve kararlı olarak ayakta ve hayatta kalabiliriz. Kalmalıyız…

En fazla biraz şaşırırız, biraz canımız yanar, biraz eleştiri alırız, biraz zorlanırız. Sonra yeni kaslar geliştiririz, yeni keşifler yaparız, yeni beceriler ediniriz. Yol her bir adımı nasıl atmamız gerektiğini bularak şekillenir. Her adımda biz biraz daha biz oluruz. Ne hayal ettiğimiz ne de korktuğumuz gibi değil, olduğu gibi yaşarız hayatı. Ne olursa olsun ayakta kalabileceğimizi fark edip giderek daha güçlü ve güvenli oluruz.

Yolumuz açık olsun! Attığımız her adım bizi kendi içimizde bütünlüğü yakalamaya ve var olan her şey ile anlamlı bir bütünlük içinde var olmaya yaklaştırsın.

Esprili bir şarkı seçimi yaptım bu yazı için;

 

Exit mobile version