25 Mart 2024 günü, İstanbul’a göre 10:01’de DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı tam halini alıyor. Bu DOLUNAY aynı zamanda bir AY Tutulmasına da sahne oluyor. Tutulma haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;
- Güneş Koç Burcu’nun 5 derecesinde ve haritanın 11’inci evinde. AY da Terazi Burcu’nun 5 derecesinde ve haritanın 5’inci evinde. Pluto hem Güneş hem AY ile ılımlı açılar alıyor.
- AY’ın girdiği Terazi Burcu’nun yöneticisi Venüs 11’inci ev çizgisinde Balık Burcu’nda ve Satürn ile kavuşumda. Lilith bu kavuşuma karşıt duruyor.
- Güneş’in girdiği Koç’un yöneticisi Mars da 10’uncu evde Balık Burcu’nda.
- Haritanın Yükselen Noktası 9 derece İkizler ve ALDEBARAN Sabit Yıldızı ile kavuşuyor.
- İkizler’in yöneticisi Merkür Koç Burcu’nda v 11’inci eve yerleşiyor.
- Boğadaki Jüpiter, Uranüs ve Selena ile kavuşumda ve Venüs’e ılımlı açılar yapıyor.
Türkiye haritasının Tutulma haritasından aldığı açılar, seçim sürecine işaret ediyor. Seçim sonuçlarının tartışmalı olması ve İstanbul başta olmak üzere bazı illere dair sonuçların bir hafta kadar gerilim konusu oluşturması mümkün. Büyük şehirlerde çok radikal değişimler olması beklenmez.
Bir dünya savaşı çıkması ihtimaline gelince, Nisan ve Mayıs aylarının gerilimli geçeceği ancak topyekun büyük bir savaşın söz konusu olmayacağı görülüyor.
Türkiye ekonomisinin bu baharla başlayarak iki yıllık bir kontrolsüzlük sürecine girme ihtimali olduğu da anlaşılıyor. Bahar-yaz arası süreçte finansal araçların değeri konusunda beklenmedik iniş çıkışlar ve karmaşa olması mümkün.
Bireysel düzlemde incelendiği zaman, bu tutulmanın ve arkasından gelecek 6 aylık sürecin bizi kendimiz olmaya cesaret etmek, isteklerimiz ve tutumlarımız arasında bir uyum oluşturmak ve belirsizliği doğal bir zemin olarak kabul etmek konusunda eğiteceğini söyleyebiliriz.
Değişen bir dünyada, nereye varacağını bilmediğimiz koşullarda, kendi yolculuğumuzun kahramanı olmak istiyorsak, hem başkalarının bize koyduğu kural ve sınırları ya da beklentileri bir bahane olarak görmemek, hem de yolun bize her zaman her şeyi umduğumuz gibi vermeyeceği gerçeğini kabul etmek zorundayız. Mutluluk bir garanti ya da bir pazarlık konusu değil. Yani ben dediklerinizi yaptım, şimdi de arzu ettiklerimi bekliyorum türü bir denklemde yaşamıyoruz. Ya da ben bir yola çıkmaya cesaret ettiysem o zaman bulmayı umduğum her şey bana hemen hediye edilecek ya da ben cesaretimi ve kendime inancımı kaybedip, hayata çok kızacağım diye bir şey yok. Hayat KAZANAN olmak için değil, kazançta ve kayıpta, düşüşte ve çıkışta, zorlukta ve kolaylıkta kendimizi görmek için yürüdüğümüz bir yol. Bu yolda her şeyi kendimizi gerçekleştirmek için yapacak ve umduğumuzu değil mümkün olanı göreceğiz. Bu da bizi biz yapacak.
Kendimize şu soruları sormamızda fayda var;
- Uyumsuz ve talepkâr görünmemek ya da hatalı bulunmamak için kendimi fazla geri çektiğim ve sonra baskılanmış, engellenmiş hissettiğim yerler var mı? Ben hayatta kendime var olacak bir yer açmaya hakkım olmadığını mı zannediyorum?
- Sevilmek, beğenilmek, kabul görmek ihtiyacı beni benden eden bir hale mi geldi? Memnun edicilik ve beklentilere uygunluk çabası ile kendimi bunaltıyor muyum?
- Kendimi kontrol etmeye, arzularımı ve eğilimlerimi disiplin altına almaya çalıştığım konularda, gerçek ihtiyaçlarımı ve önceliklerimi düşünerek mi nefsimi frenliyorum yoksa başkalarının ne düşüneceğini, onların gözüne nasıl görüneceğimi mi dert ediniyorum?
- Hızlı çıkışlar, sert ataklar, kolay düşüşler mi yaşıyorum?
- Bir konuda cesaret gösterip, ilerlemek için adım attığımda, en küçük başarısızlık beni kızgınlık ve yılgınlığa mı sürüklüyor?
- Hata yapmamak için adım atmayan, her şeyi salıp bırakan birine mi dönüştüm?
- Abartılı hayaller ile kendimi sabote edip, basit kazanımlar için çaba göstermeyen biri miyim?
- Başarısız olma ya da engellenme ihtimalimi düşünerek kendimi imkansızlık ve çaresizlik döngüsüne sokuyor muyum?
- Mutlu hissetmek, keyif ve rahatlık duygusundan çıkmamak için hep kolay yolu mu seçiyorum? Gerginlik veya zorluk çıkınca hemen pes ediyor ya da en çabuk rahatlama yöntemine mi başvuruyorum?
Hayat süper kahraman hikayesi değildir… Biz dergi kapaklarında gördüğümüz rötuşlanmış resimlerdeki ya da AI ile tasarlanmış Instagram hikayelerindeki büyülü hayatları yaşayan kusursuz kişiler değiliz. Hiç kimse öyle değil ve olamaz. Sanal imajlarla oluşturulmuş yoksunluk duygularının tetiklediği, boş savaşlar peşinde koşmak, bizim kendi zamanımız ve kendi hayatımıza bedel bir çaba. Gerçekte bizler düşe kalka yolunu bulmaya ve değişen, giderek karmaşık ve belirsiz bir yer haline gelen dünyada, ne olup bittiğini anlamaya ve ayakta kalmaya odaklanması gereken, gelişme halindeki çocuklarız. Bizi kendi kuyruğumuza dolandırıp, anlamsız eforlar peşinde gerçeği kaybetmeye sevk eden kaygılara takılıp kalmak yerine, gerçek ihtiyaçlarımızı fark edip, önceliklerimizi bunlara göre şekillendirmeliyiz. Şımarık, doyumsuz, korkak, kaçınmacı, inatçı, hırçın, yıkıcı değil… Anlamaya açık, gözlemci, yargısız, özenli, sabırlı ve kararlı olarak ayakta ve hayatta kalabiliriz. Kalmalıyız…
En fazla biraz şaşırırız, biraz canımız yanar, biraz eleştiri alırız, biraz zorlanırız. Sonra yeni kaslar geliştiririz, yeni keşifler yaparız, yeni beceriler ediniriz. Yol her bir adımı nasıl atmamız gerektiğini bularak şekillenir. Her adımda biz biraz daha biz oluruz. Ne hayal ettiğimiz ne de korktuğumuz gibi değil, olduğu gibi yaşarız hayatı. Ne olursa olsun ayakta kalabileceğimizi fark edip giderek daha güçlü ve güvenli oluruz.
Yolumuz açık olsun! Attığımız her adım bizi kendi içimizde bütünlüğü yakalamaya ve var olan her şey ile anlamlı bir bütünlük içinde var olmaya yaklaştırsın.
Esprili bir şarkı seçimi yaptım bu yazı için;

