Posted in Astroloji Hakkında Genel

Doğum Haritalarının ve Astrolojik Süreçlerin Anlamı ve Gereği Hakkında Bir Güzelleme :)


İçinden geçilen belirsiz ve gergin enerjinin her birimizde yarattığı abartılı KAYGI, bu yazıyı yazma gereğini duymama neden oldu! 

Kendimizi kaderin elinde bir oyuncak, hayatın bitmek bilmeyen çileleri içinde çaresiz bir kurban gibi görmeye, umutsuzluk veya beklenti döngülerinde oradan oraya savrulmaya, zamanımızı ve enerjimizi ”başımıza daha neler geleceği” hakkında düşünerek geçirmeye yatkınlık gösteriyoruz. 

Bu durum bizi güç kaynağımızdan, ışığımızdan uzağa  düşürüp, verimsiz ve anlamsız hale getiriyor. Atmamız gereken küçük adımların dengesine odaklanmayı, yani ne olursa olsun şefkatli, dirayetli, uyanık, esnek ve adil olmaya özen göstermeyi ve her adımın bizi bir sonraki geçite taşıyacağına dair güven duymayı beceremiyoruz. 

Ve tam da bu yüzden bizde kaygı oluşturan bu döngü bitmek bilmiyor! Evrilmek ve ilerlemek mümkün olamıyor…  

Bu yazıyla varoluşumuz ve içinden geçilen süreçlere dair algımıza biraz daha yukarıdan bakmak için minik bir dokunuş yapmak istedim;

Hep başına neler geleceğinin derdiyle yaşayan insanın, bir kehanet aracı gibi gördüğü astroloji aslında bize neyi anlatır? Bu analiz aracının gelişmesine kendi yolunca vesile olan tüm ustalara saygımla ve bu disiplinin çatısı altında verilen her türlü ürünün bir şekilde yine de sürecin doğal bir uzantısı olduğuna, gelişimi tetiklemekte bir şekilde etkili olduğuna dair samimi inancımla, kendimce ben de bir katkıda bulunayım… 

Doğum haritası, gökyüzündeki gezegen dizilimlerinin kişinin doğduğu an ve bulunduğu yer esas alınarak iki boyutlu bir düzleme aktarılmış halidir. Bu haritanın bir insanın kişilik tasarımını ve hayatının içerdiği potansiyeli tariflediği kabul edilir.

Esasen doğum haritası bir AN’ın içerdiği başlangıç enerjisidir! Bu harita bize, doğum anı itibariyle açığa çıkmış bir potansiyelin ya da çalıştırma tuşuna basılmış bir düzeneğin, iki temel bileşenle şekillendiğini göstermektedir;

  1. Genetik hafızada birikmiş olan bilgiler, nitelikler,deneyimler, davranış kalıpları, bedensel ve zihinsel sağlık kodları içinde hangilerinin ağır bastığı. Böyle bir döngünün varlığını kabul eden bir bakışla incelersek, ruhun önceki yaşam deneyimlerinden hangilerinin bu yaşam döngüsünü şekillendirmekte etkili olduğu.
  2. Embriyo halini almasından doğuma kadar olan süreçte bebeği etkileyen değişkenler ve içine doğacağı ortam;
    • Annenin hamileliğe dair hisleri
    • Annenin yaşadığı ortamdan ve kurduğu ilişkilerden aldığı etkiler sonucu içine girdiği ve bebeğe de aktardığı duygu hali
    • Rahmin sunduğu – konfor, beslenme, güvenlik – gibi temel koşullar,
    • Doğumu etkileyen – düşük tehlikesi geçirme, erken gelme, ters gelme, kordon dolanması, kanala sıkışma gibi – olağanüstü koşullar
    • Daha önce yaşanmış bir kürtaj ya da istenmeyen bir düşük, hamile kalma zorluğu gibi hallerin oluşturduğu enerji ve bunun bebeğe yansıma şekli
    • Aile yapısı ve içinden geçilen dönemin nitelikleri

Bu iki temel bileşen DOĞUM ANI HARİTASINA sembolik olarak yansımıştır.

Üstelik hamilelik sürecinde alınan bazı etkiler ve içine doğulan aile ortamının da, kişiyi genetik hafızadan aktarılan hangi kodların veya geçmiş yaşamlardan aktarılan hangi deneyimlerin üzerinde çalışması gerektiği konusunda tetiklediği – yani bu iki ana bileşenin bazı konularda işbirliği yaptığı – görülmektedir.  

Bu gözle bakıldığında doğum haritasının içerdiği kodları, değişmez bir tasarım değil de bir başlangıç noktası, yola çıkarken kişiyi şekillendiren donanım ve koşullar gibi okumak mümkündür.

İnsanın taşıdığı yük, öne çıkan nitelikler, başlangıç aşamasını şekillendiren ilk deneyimler ve bunların oluşturduğu ilk algılar, yola devametmek için alacağı ilk önlemleri, kullanacağı ilk adapte olma yöntemini, geliştireceği ilk savunma şeklini de belirlemektedir.

Bu başlangıç enerjisinin bir KALIBA dönüşmesi, yani değişmesi mümkün olmayan bir karakter ya da kaçınılmaz bir kader halini alması mümkündür ancak istenen/beklenen bu değildir!

Başlangıç anındaki koşullar, kişinin neyi tanıdık bulduğunu, neyin kolayına geldiğini, ortama baktığı zaman hangi göstergeleri öncelikle fark ettiğini ya da hangi hamleyle oyunu açmaya eğilimli olduğunu tarifler.  

Kişi bu tanıdık kurguyu ısrarla tekrarlamaya çalışırsa bunun önce bir alışkanlığa, sonra karakter diye tariflenen bir davranış kalıbına dönüştüğü ve ortada ısrarla takip edilen bir tutum olduğu için de hayatının öngörülebilir bir kadere doğru aktığı söylenebilir.

Esasen hayatın sabitlediği KADER, üzerinde çalışılması gereken bazı konulardan ibarettir. Hayat bize alınması gereken bazı dersler BİÇMİŞTİR! Senaryonun akışındaki geçişler ise kişinin tercihine bağlıdır. Senaryoyu değiştirmeye ya da sabitlemeye çalışarak, üzerinde çalışılacak derslerden korunmak  mümkün değildir ;)

Hatta maalesef kişinin çıkış enerjisi itibariyle kolay, çevre itibariyle tanıdık gelenlere tutunmaya çalışması, ilk kaygılarını, algılarını, eğilimlerini ısrarcı tekrarlarla, değişmesi mümkün olmayan bir karaktere dönüştürmesi, ister istemez belli senaryoların da tekrar etmesine, yani kaderin bir çıkmaza girmesine neden olur.

Hayat yolumuz içinde, başlangıç anımızdaki ilk kurgunun bazı konularda gelişmesini ve dönüşmesini, bazı konularda ise pekişmesini sağlayan ya da en azından bu pekişme veya dönüşümleri tetikleyen birçok deneyimle karşılaşırız.

Bu deneyimlerin birçoğu bizim tarafımızdan tam anlamıyla değiştirilmesi mümkün olmayan, bazı durumlarda kısmen etkileyebildiğimiz ama asla bütünüyle kontrol edemediğimiz dış koşullara bağlıdır.   Gökyüzünde devam eden gezegen hareketleri, bunların aldıkları konumlar ve aralarındaki değişen görünümlerin bu dış koşulları tariflediği söylenebilir. Bu bir anlamda içinden geçilen ‘’Zamanın Ruhu’’ ve insanlığın gelişim sürecinde üzerinde süreç itibariyle çalışılması gereken temel derslerdir. Bu dış koşulların kişinin doğum haritasındaki ilk kurguya yaptığı açılar ise içinden geçilen genel sürecin kişinin öznel deneyimlerini nasıl şekillendirdiğini belirler.

Dolayısıyla bir an içinde genele etki eden bir transit, farklı insanlarda farklı sonuçlara yol açabilir. Ayrıca belirli aralıklarla tekrar eden bir transit aynı insanda farklı zamanlarda farklı açılımlara da vesile olabilir.

Doğum haritasının aldığı her transit yani basitçe ”bize özel şekillenen” her dış etken, başlangıçta elimize verilen tasarımın belirli yanları üzerinde bizi çalışmaya sevk eder. İnsanlığın uzun geçmişinden genetik hafızalarımıza aktarılmış olan kayıtlar da bu transitlerle tetiklenir. Yaşadığımız bir olayla güçlü bir yanımızı ortaya çıkartmaya, bir zaafı fark etmeye, bir önlemi almaya, bir alışkanlığı sorgulamaya, bir tercihin sonuçlarını değerlendirmeye, algı ve tepki sistemimizi geliştirmeye yönlendiriliriz.

Dış koşullar bizi başlangıç enerjisine bağımlı olmamak, o enerjinin güçlü yanlarını yeri geldiğinde kullanmak ama içine sıkışıp kalmamak için uyarırlar!

Zaten feleğe bu yüzden kızarız :))) Hem beni böyle yaptın, hem de zora koşuyorsun diye sistemi suçlarız.  

Değişmez bir ”Kişilik” olarak gördüğümüz doğum anı enerjilerinin zaman içinde esneme, gelişme, dönüşme kapasitesi ya da barındırdığı hazineler, eğer bizi geliştirmesi beklenen süreçlere direnirsek, kapalı kalır.

Doğum anı haritasıyla tariflenen tasarımın görevi, o tasarımda öncelik kazanan genetik bileşenlerce bulunamamış çözümleri bulmak ya da çok derine itilmiş, unutulmaya yüz tutmuş olan nitelikleri yeşertmektir.

Bu şekilde kişi insanlığın genetik hafızasına yeni kayıtların girmesine neden olur. Her öznel deneyim, sonucu ne olursa olsun, hem kişinin gelişimine hem de insanlığın topluca deneyimlediği yavaş ama kapsamlı dönüşüme bir katkıda bulunur.  

Böyle baktığımızda her insanın görevinin çok önemli ve her tasarımın işlevsel, başlangıç anında kişilere verilen her çıkış noktasının ise eşit ölçüde değerli olduğunu söylemek mümkündür!  

Doğum haritalarında işaret edilen güçlü ve zayıf yanlar, insani anlamda sırtladığımız iş yükümüz ve çalışma konularımız hakkında bilgi verir. Bu yüklerin ve konuların, kişileri hayat içinde önemli veya avantajlı gibi algılanan pozisyonlara getirmesi, göreceli bir kavram, dünyevi bir yanılsamadır.  

Hayatı sahip olduğumuz görüntü, vardığımız yerler, iliştiğimiz insanlar, erişip tükettiğimiz zenginlikler ve imkanlar, edindiğimiz tanımlar olarak görmek, kendi değerimizi ve hayatımızın anlamını bununla sınırlı kabul etmek, tam anlamıyla dünyevi bir illüzyon içinde kaybolmaktır.

Zor veya çetrefilli bir haritaya sahip olarak doğmuş, dolayısıyla ”dezavantajlı” görünen bir kişinin verdiği emeğin, gösterdiği gayretin ve sağladığı ufacık bir ilerlemenin, insanlığın genetik hafızasına katkısı inanılmaz büyüktür. Ve bu deneyimi yaşayan tartışılmaz bir şekilde çok cesur bir ruhtur!

Doğum anı haritamızın işaret ettiği enerjiler; bizim hazinelerimiz, yüklerimiz, görevlerimiz ve varoluşumuza değer katan amaçlardır.

Hazinelerimizi verimli ve uygun bir şekilde kullanmak, yüklerimizi dengeli ve sabırlı bir şekilde taşımak, alışmadığımız / kolay bulmadığımız bir yöntemi de deneyerek, karakter sandığımız kurguyu zenginleştirmek ve boyut katmak, varlığımızı değerli ve anlamlı kılan çabadır.

Hayatın bize sunduğu deneyimler, içinden geçilen süreçler ise, insanlığın ortak kaderi dediğimiz alınması gereken toplu ders programıdır ve neslimizin gelişiminin doğal bir parçasıdır. 

Başlangıç enerjilerimizi sevgiyle kucaklamak, bu enerjinin sağladığı açılımları onurla taşımak ve verimli kullanmak, içinden geçtiğimizdersler ile evrilmek ve insanlığın büyük yoluna katkımızı arttırmak, hepimize kolay olsun :)

QUEEN – UNDER PRESSURE bu yazıya yakışır ;) 

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

8 thoughts on “Doğum Haritalarının ve Astrolojik Süreçlerin Anlamı ve Gereği Hakkında Bir Güzelleme :)

  1. Harikasın Juno, yazılarını büyük bir beğeniyle okuyorum, ne kadar işim olursa olsun bu sonsuz gibi hissedilen telaş ve koşuşturma içinde bir mola, bir renk ve derin bir nefes gibi yazıların. çoook teşekkürler, yüreğine sağlık…

  2. Bu yazınızda anlatmış olduğunuz astroloji, doğum haritasi, evren ve kisacasi hayat algısını dair tum anlattiklariniz öylesine kapsamlı ve derin ama bir o kadar da net olmuş ki size çok teşekkür etmek istedim. Tam zamanında ve tamda hatirlam gereken bir zamanda geldi yazınız…🙏🙏🙏😘

  3. Tek kelimeyle harika. Kelimelere dökemediğim, anlamlandıramadığım, içinden çıkamadığım herşeye dokunan, yolumuzu yumuşatan bir yazı olmuş. Emekleriniz ve varlığınız için teşekkür ederim:)

  4. Troll olduğumu düşünmeyin juno hanım, kötü niyetle de yazmıyorum bunu, size ve düşüncelerinize saygım sonsuz, ama ben yıllardır ezoterizm bağlantılı bisürü bisürü konuları okuyorum, ama hiç de inançlı değilim. İnanç sistemleri, insanlar anlamsız şeyleri anlamlı, kabul edilemez şeyleri gayet ilahi vb bulsun diye, insan olmayı aşmak yerine burada kös kös otursun diye var bence. İnsanların kendini kandırmasına yol açıyor.

    Şimdi siz mesela zor doğmuş birisi emek sarfedince genetik hafızaya katkısı çoktur, çok cesur ruhtur o diyorsunuz da, nereden biliyorsunuz? Her şeyin bu dünyadan ibaret olduğunu tabi ki düşünmüyorum, 12. evimde eşşek kadar jüpiter-neptün kavuşumu var, ama böyle inançlar çok tuhafıma gidiyor yine de.

    Benim hiçbir etkisi olmayan bir sürü ağır gezegen transitim oldu. O zaman hiç de bir ilahi veya en azından anlamlı bir kurgudan filan bahsedemeyiz. Hele bu reenkarnasyon olayını düşününce bile içime fenalık geliyor uyuşturucuya filan başlamak istiyorum yani, diyelim ki bundan yüzyıllar önce kediydiniz, kedi olarak bir sürü şeyler yaşadınız ve şimdi sizinki halinize ne kattı? Hiçbir şey! İnsan olduğunuzda yaşadıklarınız da bir başka üst forma geçtiğinizde hiçbir şey ifade etmeyecek. Geyik ki ne geyik… Nereden düştük böyle insan olmalara ya üfff….

    Her neyse, ben bunları şu yüzden soruyorum, insan olmayı aşmanın sizce astrolojisi nasıl bir şeydir? Teknolojik olarak, transhümanizm gibi sormuyorum da, daha mistisizm gibi. Belki bunlar da aynı kapıya çıkıyorlardır sonunda ama, yani, ölmeden insandan başka bir şeye dönüşmek için neptün mü plüton mu lazım daha çok sizce?

    Kendimi mantıklı mantıklı anlatabildim umarım! Ve sizi kızdırmadım umarım!

    Saygılar sunuyorum

    1. Tatlım… Kafanızın karışıklığını buraya dökmüşsünüz :) Bazen insana bir şeylerin anlamına inanıp da hayal kırıklığına uğramaktansa, baştan olumsuz bakmak daha güvenli gelir. Sanırım sizin kafanız böyle çalışıyor. Ben reenkarnasyon var-yok gibi bir laf dikkat ederseniz hiç etmedim! Genetik hafıza gibi gayet bilimsel bir gerçekten bahsediyorum ve inananlar için geçmiş yaşama dair bilgiler de verir harita diyorum. İnanç sistemleri derken dinlerden bahsediyorsanız, ben hiç din lafı da etmedim! Sistem diyorum… Evrenin düzeni ve enerjisi diyorum… Siz benim son derece özenli ve üst seviyeden yazdığım bir yazıyı alıp en basit ve kifayetsiz seviyeden değerlendirmeye çalışıyorsunuz. Kızmıyorum ama neden okuduğunuzu bir yana koyup sadece kendi genel kaygılarınızı dile getirdiğinizi, yazının bakış açısını dikkate alan bir yorum yazmadığınızı da anlamıyorum. Çağdaş edebiyat paneline gidip 50’li yıllar türk filmi senaryosundan örnek vermek gibi birşey bu yaptığınız. Sorularınıza gelince, zaten yazı tamamen bunları anlatıyor, siz bana neptün pluto filan parçalıyorsunuz! Yavrum biraz kendinizi ciddiye alın. Her aklınıza geleni çalakalem yazmayın. O zaman okuduklarınızı da gereken yere koyar ve fayda görürsünüz. Sevgiyle….

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s