Posted in Astroloji, Ay Döngüleri, Güneş Tutulması, Yeniay, Yeniayın Burçlara Etkisi

13 Temmuz 2018, YENGEÇ Burcu’nda Parçalı Güneş Tutulması ve YENİAY – KORUNMA GÜDÜSÜ Üzerine Dersler!


006c8cfe6a04cd8bba8b365d4286d3bc

13 Temmuz 2018 günü, İstanbul’a göre saat 05:48 itibariyle, YENİAY adını verdiğimiz Güneş & AY kavuşumu tam halini alacak. Bu YENİAY’a bir de parçalı – yani Güneş yüzeyinin kısmi olarak görünmez hale geldiği – Güneş Tutulması eşlik edecek.

TUTULMA Haritasını değerlendirirken, aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • Güneş ve AY, Yengeç Burcu’nun 20 derecesinde kavuşum halindeler. Bu kavuşum, haritanın Yükselen Noktası ile ve bu noktada yer alan CASTOR sabit Yıldızı ile de birleşiyor. CASTOR’un Yükselen, Güneş ve AY kavuşumlarında; yara alma, zorluklar içinden geçme, bir zaafiyetin ya da hatanın ortaya çıkması gibi etkileri olduğu kabul edilir!
  • Güneş & AY kavuşumu haritanın Yükselen Noktasında ve YENİAY’ın tam karşısında, retro konumdaki Pluto yer alıyor.
  • Haritanın MC Noktası Koç’ta ve Chiron MC ile kavuşum halinde.
  • Koç’un yöneticisi Mars, Güney AY Düğümü ile kavuşuyor ve Uranüs ile kare görünümde.
  • Uranüs REGULUS ile paralel, Venüs ve Satürn ile de bir toprak üçgeni oluşturuyor.

MEALİ;

Tutulmaların 6 aylık etkileri olduğunu hatırlatmak isterim. Bu yazıda ifade edeceğim konular şimdi ortaya çıkabilir, zaten kısmen başgöstermiş olabilir, ya da altı aylık süreçte bizi bekleyen gelişmelerin tohumları şimdi atılıyor olabilir.

Koruma ve Korunma ihtiyacımızın öne çıktığı bir TUTULMA bu…

Önümüzdeki aylar boyunca, Yengeç’in temsil ettiği duygusal ve maddi aidiyetlerimizi, aile – kökler – vatan gibi huzur ve güvenlikle eş tutulan değerlerimizi, bizi biz yaptığını düşündüğümüz önceliklerimizi korumak isteyecek ve bunlara yönelik bir zarara uğramak konusunda kendimizi BASKI altında hissedeceğiz.

Sosyal Düzlemde;

  • Ülkemizin bütünlüğüne yönelik bir güvenlik tehditi olduğu söylemi çok vurgulu bir şekilde gündeme gelebilir. Bu tehditlerin varlığına karşı korunaklı olmak adına alınması gereken sosyal önlemler ve yapılması gereken fedakarlıklar da bu çerçevede ortaya konulabilir.
  • Askerlikle ya da güvenlik güçlerine katılmakla ilgili teşvik edici politikalar devreye konulabilir.
  • Ekonomik dengeleri sağlamak için vergi sisteminde yeni düzenlemeler yapılabilir.
  • Aile hukuku ve ticari hukuk sistemine ilişkin yeni düzenlemeler söz konusu olabilir.

Bireysel Düzlemde;

  • Kendi varlığımızı, içinde bulunduğumuz durumu DÜŞMANLIKLAR ya da BASKI UNSURLARI üzerinden tanımlamaya yatkın olabiliriz. Bu yaklaşım bizde daha korumacı, daha muhafazakar, daha kaygılı ve hatta saldırgan davranma eğilimine neden olabilir.
  • Üzerimizde baskıya, gerilime, endişeye neden olan konulara bakış açımızı, bu konularla ilgili nasıl davrandığımızı gözden geçirmek durumunda kalabiliriz.
  • Baskı altında kaldığımız ya da kendimizi güvenceye almak istediğimiz zaman yaptığımız tercihlerin bizi nereye getirdiği, nasıl sonuçlar doğurduğu ile yüzleşmemiz gerekebilir.
  • KORKU’larımızın kaynağına inmek ve GÜÇLÜ olmaktan ne anladığımızı bir daha tanımlamak durumunda kalabiliriz.
  • Korunmak adına fazla kaçınmacı ya da fazla baskıcı ve zorlayıcı olduğumuz konular gündemimize oturabilir.
  • Bir aile, bizi güvende tutacak bir düzen kurmak isteyebilir ya da varolan aile yapımızdaki değişimlere ayak uydurmak durumunda kalabiliriz.
  • Aidiyet ihtiyacımız ya da korkumuz ile yüzleşebilir, bağlanma ve mahrum kalma konusundaki kaygılarımızı elden geçirebiliriz.
  • KAYBETME korkumuz, değer verdiklerimizi elde tutmak için yaptıklarımız ve bunun bize getirdikleri ile yüzleşmek durumunda kalabiliriz.
  • Hayatın önümüzü getirdiklerine EVET veya HAYIR deme nedenlerimiz hakkında düşünebiliriz.
  • Kendimize alışkanlıklarımıza uymayan ama hayatın gereksinimlerine uygun düşen yeni bir düzen kurmak isteyebilriz. Ya da bizi desteklemeyen, yolumuza uymayan aidiyetler, tanımlar, konfor alanları hakkında bir karara varmak durumunda kalabiliriz.

Huzur, Sevgi, Keyif, Doyum, Güven, Değerli Olma Hissi, Şevk, Kendiliğindenlik gibi kavramlar ile KORKU sözcüğünün birarada varolması mümkün değildir. Zira korku devreye girince bu kavramların içi boşalıverir.

Ama biz nedense hep bu kavramlara denk düşen konumları, insanları, nesneleri KAYBETMEKTEN KORKARIZ! Bu yoksunluk korkusu bizim üzerimizde bir BASKI oluşturur. Yani aslında bize kendimizi BASKI altında hissettiren şey bize kendimizi iyi, güvende, doyumlu, huzurlu, keyifli hissettiren bir durumu, insanı, konumu yitirme korkusudur.

Değer verdiğimiz şeyleri – huzuru, keyfi, sağlığı, rahatı, güvenceyi – kaybetme korkusu ve bunun yarattığı baskı bir yere kadar YAPICI sonuçlar üretebilir. Eğer korkudan cesarete, arayışa, üretkenliğe, çözüme, kendimizi aşmaya, gelişmeye geçip, hayatımızda yepyeni kapılar açıyorsak, bu olumlu bir tetiklenme sayılabilir.

Ancak kaybetme korkusu ve bunun yarattığı baskı bizde hareket etmemizi engelleyen bir yüke, derin bir umutsuzluğa ve isteksizliğe, abartılı bir geri çekilmeye ya da aşırı saldırganlığa yol açıyorsa, bunu fark etmek ve bu durumdan çıkmak gerekir.

Korku ve Baskı hissi, insana olmayacak işler yaptırır!

  • Bu duygular içinde olmak, yaptığımız hiç bir şeyden tam anlamıyla HOŞNUTLUK duymamaya neden olur. Hissettiğimiz gerilim nedeniyle, hayatımızda doyum ve şevk veren unsurların tadını çıkartamayız. Gevşeyemez, anı yaşayamaz, elimizde olanların kıymetini bilemeyiz. Zira bir yanımız hep içimizdeki yoksunluk korkusunun gölgesi altındadır.
  • Korku bize acele ve yanlış kararlar aldırır. Çoğu kez önemsediğimiz bir şeyi kaybetme korkusu ve onu koruma güdüsü ile değer verdiğimiz başka bir şeyden feragat ederiz. Ama sonradan asıl önemli olanın feragat ettiğimiz şey olduğunu ya da dengeyi bir yöne doğru fazlaca bozduğumuzu fark edebiliriz
  • Baskı altında olan insan etrafına da baskı uygular! Ya kendi korkumuzu etrafımıza da yansıtır ve onları da bizim kaygılarımızı benimsemeye teşvik ederiz; yani umutsuzluk, hoşnutsuzluk, çaresizlik hissini, herkesin gerçeği haline getirmeye çalışırız. Ya da herkesi bizim kaygılarımızı gidermeye hizmet edecek şekilde davranmaya zorlarız. Kendi sorunumuzu, kendi beklentimizi, kendi hedefimizi, kendi talebimizi, başkalarının kaygısı, başkalarının sorumluluğu, başkalarının SUÇU haline getiririz.
  • Korku korunma arzusunu, SIĞINMA eğilimine dönüştürür. Kendi gücümüzü özümüzden başka merkezlere teslim edip zayıflığı AİDİYET KURMA gibi görebiliriz.
  • Korkan ve baskı hisseden insan GERÇEĞİ İNKAR EDER! Zaaflarımızı görmeyi ve gidermeyi değil, zayıflıklarımızı saklamayı, kılıflar bulmayı, hatalarımızı düzeltmeyi değil örtmeyi, sorunları çözmeyi değil görmezden gelip bazen de daha derin hale getirmeyi seçeriz.

En kötüsü de, bir kez korku ve bunun üzerimizde yarattığı baskı ile davranınca, ortada korkulacak bir şey kalmadığında, ya da hiç bir şeyin korktuğumuz kadar kötü, sandığımız kadar vazgeçilmez, düşündüğümüz kadar baş edilmez olmadığını fark ettiğimizde bile, bizi bir sürü yanlış karara ya da istenmeyen davranışa sürükleyen o gerilimi ciddiye almaya, çooook büyük olduğunu savunmaya devam ederiz. Zira korku ve bunun yarattığı baskı hissi altında kendimize veya etrafımıza verdiğimiz zararlar ya da kaçırdığımız fırsatlar yüzünden kendimizi affetmekte zorlanırız. Bu yüzden de rahatlamayı, olanlara başka gözle bakmayı, geride bırakmayı, YÜKÜ üstümüzden atmayı kabul edemeyiz.

KORKU AKLIN KATİLİDİR der Herbert Frank DUNE Serisi’nde… Bu nedenle insan en çok korkutularak yönetilir. Ve korkmayı en kolaylaştıran şey de ALIŞKANLIKLARDIR!

İnsan huzuru, güveni, değerlilik hissini, hazzı, hep alıştığı şeylerde bulacağını zanneder. Yani bizim için OLUMLU kabul edilen şeyler hep TANIDIK unsurlarla bütünleşik gibidir. Mekanlar, tanımlar, konumlar, ilişkiler, olanaklar, konfor unsurları ve bize ”iyi” geldiğini düşündüğümüz diğer şeyler hayatımızdan çıkarsa, biz de biz olmaktan çıkacağımızı zannederiz. Oysa bazen de bu araçları hayatımızda tutma çabası ve bunun için ödediğimiz bedeller bizi bizden eder ;)

Hayat mükemmel bir anda çekilmiş bir resmin duvara asılmış hali değil, bir akış, bir yolculuk, bir süreçtir! Yolda bize iyi veya kötü gibi görünen bir çok gelişme yaşanır. Ve bir zaman sonra bunların ummadığımız sonuçlara yol açtığı görülür.

İnsan bu ”gerçekte neyin ne olduğuna ya da neye vesile olduğuna AYMA” halini hep yaşar. VE HEP UNUTUR :))) Yine hayata kendini kaptırıp, olumlu-olumsuz, iyi-kötü, tehlikeli-güvenli, doğru-yanlış, bana uygun-bana ters gibi ikilemler içinde debelenir durur. Her mücadelede galip, her hedefe erişmiş, hep haklı ve her konuda öngörü sahibi olmak ister :))) İşte gökler de bize bakar bakar güler…

KARŞITLIK ve hatta MEYDAN OKUMA geliştirici bir faktördür;

Bir durum, bir konum, bir duruş, bir sistem, fazla katı, fazla durağan, geçişkenliğe ve değişme fazla kapalı hale geldiyse, hayatın içinde varolan ÖTEKİ unsurları kendi ana-planına uymadığı için yok saymaya hatta yok etmeye çalışıyorsa, MUTLAKA karşıtlık doğurur.

HERKES kendine karşı olanı ENGEL olarak görür ama bu tür engelleri yoluna çıkartanın kendi teşkil ettiği katı, geçiş vermeyen, verimsiz yapılar veya tutumlar olduğunu bir türlü görmek, anlamak istemez. Habire öteki ile kavga eder ;)

Zıtlık, zorluk, dış dünyada meydana gelen değişimler, düzende bozulmalar ile karşılaştığımızda, AYAKTA KALMAK, yeni yollar açmak, gerekirse ÖZ’ümüzü bozmadan değişime ayak uydurmak, yeni davranış modelleri ve yetkinlikler geliştirmek yolunu seçebiliriz. Bu RAĞMEN VAROLMAK’tır. Kendimizle birlikte çevremizi de pozitif yönde etkileyen bir güç kullanım yöntemidir.

Ya da mevzilerimize çekilip aşırı savunmacı, hep kendi alıştığında ve bildiğinde ısrarlı, aşırı ürkek, etkisiz ve bir zaman sonra kırgın, mutsuz, kin dolu, pasif-agresif, fırsat kollayan, fırsatı bulunca da saldırgan insanlar haline dönüşebiliriz. Bu YIKICI MUHAFAZAKARLIK’tır. Kendimizle birlikte çevremizi de negatif yönde etkileyen bir güç kullanım yöntemidir.

İnsanın karşı karşıya kaldığı en büyük meydan okuma ve baskı aslında SEÇİM YAPMAKTIR! Zira insan yaptığı seçimlerin sorumluluğunu taşır ve sonuçlarını yaşar. Seçmemek, yani ”Herşey başıma gelsin ve sorumlu hep başkaları olsun. Suçlayacak ya da sırtımı dayayacak birileri olsun.” demek de bir seçimdir :)

Ama yaratılışımız itibariyle bizden beklenen seçim, her durumda, her zorlukta, her kayıp veya değişim korkusunda, her baskı altında, kendimize YAPICI bir rol biçmek, vicdanlı, adil, şefkat dolu tercihler yapmaktır. Bu hayatı ve hayata dahil olan herkesi ve herşeyi ”sevilmek istediğimiz şekilde sevmek” ve ”korunmak istediğimiz gibi korumak”tır.

Şefkat, adalet, huzur, güven, haz, bize umduğumuz yerden, saplanıp kaldığımız alışkanlıklardan gelmeyebilir. Ama yolu şefkatli, adil, yapıcı, vicdanlı adımlarla yürüyen kişileri, ummadığı yerlerde ummadığı huzur durakları bekler.

BASKI altında MUHAFAZA etmemiz gereken şey, özümüzdeki güzellikler, yetenekler ve UMUTTUR! Umut, beklentilerimizin karşılanması anlamına gelmez. UMUT olanın içinden çıkan umulmadık güzelliklere olan inancımızdır. Bizi böylesi bir UMUT ayakta tutar ve yapıcı olmamızı sağlar.

Bunun haricinde olan şeyleri inatla MUHAFAZA etme çabası, çoğu kez kaygıya, çatışmaya, acıya, yıkıma, hastalığa, savaşa, yani hayatın karşısında olan herşeye dönüşür.

Akan suyun yolundaki bir taş gibidir insan… Bazen suya engel olur. O zaman su yavaşça taşı şekillendirir, taşın kenarından üzerinden akmanın bir yolunu bulur. Bazen de taş suyla akar ve bir sahile varır.  Yani herşey olacağına varır ve taş da bu arada kendini, yerini, anlamını bulur ;)

Bazı insanlar da, taşları yerinden oynatan, bir araya getiren, usulca yontan bir su gibidirler… Onlar baskılar karşısında korkan, hırslanan, yersiz enerji harcayan, zamansız ve sonuçsuz çıkışlar yapan değil, kararlılık, dirayet ve iman sahibi olanlar, başkalarına göre çözümsüzlük olanların içinde çözüm bulanlardır. Dileyelim de adımız onların arasında, yolumuz onların yolunda olsun.

Önümüzdeki altı aylık dönemde ve tüm ömrünüzce, kaybetme korkularınız, koruma ve korunma kaygılarınız, üzerinizde baskıya dönüştüğünde, UMUT ve SEVGİ sizinle olsun. Çevrenize verdiğiniz de korku ve baskı değil, hep UMUT ve SEVGİ olsun. Zira evrenin tüm senaryoları, içimizdeki bu kıymetli nitelikleri sıkı sımsıkı MUHAFAZA etmeyi, hiç bir koşulda onları feda etmemeyi iyice öğrenelim diye yazılmıştır :)

BURÇLARA  göre yorumlar için 13 Temmuz 2018 Yengeç Burcu’nda Parçalı Güneş Tutulması’nın BURÇLARA Etkisi… Ama lütfen bu yazıyı kendi hayatlarınızın içinde oturduğu yerleri düşünerek okuyun. Ne olacağı ile değil, NASIL DAVRANARAK bu süreci geçireceğiniz ile ilgilenin. O zaman hep güvende olursunuz ;)

Internet’in gidip gidip durduğu bir günde yazdım bu yazıyı… Şimdi hazır gelmişken  paylaşayım :) Hazır taşlar yol vemişken, su olup akayım…

Bu yazıyı, Nick Cave ve P. J. Harvey’den bir parçayla bitirelim :) Hem yakınlarda bizi ziyaret edip gönüllerimizi fetheden Cave’e bir selam olsun. Hem de şarkının konusu, SEVDİKLERİMİZİ ELDE TUTMAK ADINA ÖLDÜRMEK olduğu için biraz zülfü yare dokunmuş olalım ;) HENRY LEEEEEE!

 

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

15 thoughts on “13 Temmuz 2018, YENGEÇ Burcu’nda Parçalı Güneş Tutulması ve YENİAY – KORUNMA GÜDÜSÜ Üzerine Dersler!

    1. Hayatınızda geçmişten bu yana üzerinizde baskı konusu olmuş şeyleri elden geçirecek ve hepsini aşmak durumunda kalacaksınız. Bundan sonra güvende olmanın gerçek anlamını bulursunuz :) Sevgiler

  1. Elimin altında olup, her ihtiyaç duyduğumda okuyabileceğim bir yorum olmuş. İçimi içime açtım sayenizde. Sevgiler.

  2. “Şefkat, adalet, huzur, güven, haz, bize umduğumuz yerden, saplanıp kaldığımız alışkanlıklardan gelmeyebilir. Ama yolu şefkatli, adil, yapıcı, vicdanlı adımlarla yürüyen kişileri, ummadığı yerlerde ummadığı huzur durakları bekler.”
    O durağa daha ne kadar var acaba ya da var mı?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s