Posted in Astroloji, Burçlar, Uzun Dönemli Etkiler

Mars Uranüse Karşı ve Hatta Pluto ile T-Kare; İçimizdeki ve Dışımızdaki AGRESYON ile Yüzleşmeler…


Matador by Matt Taylor
Matador by Matt Taylor

Mars’ın Terazi’deki yerleşimi için ”pek de etkin değildir” derler ama… Bu aralar önce Lilith ile kavuşumunun Güneş ve Satürn’e yaptığı açılar nedeniyle bizi sınadı, şimdi de Uranüs ile karşıt açı yapacak.

Gökyüzünün halihazırdaki senaryosunu tariflemek için aşağıdaki bileşenleri dikkate alıyorum;

  • Mars 3-4 Aralık itibariyle Retro konumdaki Uranüs ile 5 derecelik açıya giriyor, 11 Aralık’ta bu görünüm tam halini alıyor ve 20 Aralık’a doğru etkinliği azalarak devam ediyor.
  • Bu karşıtlık 11 Aralık YENİAY’ı ile tepe noktasına çıktığında 2 derecelik bir açıyla, Pluto ile de T-Kare görünümü yapıyor.
  • Çözülme zamanına yani 18 Aralık civarına geldiğimizde ise, artık Akrep’e girmiş olan Venüs’ün, Pluto Merkür kavuşumuna ve Ay’a olumlu açılar yaptığını göreceğiz.

Önümüzdeki yaklaşık 15 günlük süreçte üzerinde çalışacağımız konulara gelince;

BESBELLİ DERSİMİZ AGRESYON :)

Agresyon sonuçları itibariyle yıkıcıdır. Bu yüzden de istenmeyen bir durumdur.

Öte yandan, bir olayın, bir insanın, bir ilişkinin hangi noktalardan patlak vereceğini, dayanma noktasının nereye kadar gittiğini bilmek yararlıdır. Zira yıkıma neden olacak boyutta bir agresyon yaşanmadan, güvenlik sınırlarının korunması bu sayede mümkün olur.

Agresyonun bir PASİFİZE EDEN hali vardır. Buna üzerinde uzlaşma sağlanamayan konuları güç uygulayarak çözmek diyebiliriz. Düzeni ve adaleti sağlamak için bazen güç gösterisine ihtiyaç duyulur. İkili ilişkilerden, aile yapılarına ve her türlü sosyal oluşuma kadar tüm insani iletişimlerde, belirli seviyelerde güç kullanımı vardır. Toplumsal düzenin sağlanması adına oluşturulan hukuki sistemlerin, güvenlik güçlerinin, kolluk kuvvetlerinin ya da askeri birimlerin varlık nedeni de budur.

Ancak düzeni sağlamaya, adaleti tesis etmeye yönelik bir güç gösterisi, bazen abartılı bir hale dönüşebilir. Muhatabını hazır köşeye sıkıştırmışken, elde edilen avantajı kötüye kullanmak bu kapsama girer. Ve bunun adı basbayağı ZORBALIK olur!

Agresyonun bir de PASİF olan hali vardır. Pasif agresif olan taraf görünürde saldırgan olmasa da, alttan alta imaları veya, belli belirsiz tavırlarıyla diğerinin ”bilinen” hassas noktalarını kaşır! Sorunları dürüstçe ortaya koymak, tepki ve taleplerini doğrudan dile getirmek yerine, karşı tarafı patlama noktasına getirir.

Bu senaryoda ”beklenen” patlamayı gerçekleştiren taraf, agresyonu çıkartma sorumluluğunu üstlenmiş olur. SALDIRGAN ve SUÇLU konumuna düşer. Pasif agresif olan ise ”mazlum” rolüne bürünür. Özür dilemek, bedel ödemek, geri adım atmak ya da ”kötü insan” rolünü kabul etmek, açıkça tepki vermiş olan tarafa kalır.

Agresyonun abartılı hale gelmesi ya da dolaylı ve sinsi bir şekilde kullanılması, taraflar için tatminkar bir zemine oturmayan ilişki modellerinde görülür. Dolayısıyla sürekli bir barışın sağlanması mümkün olmaz. Böylesi çıkmazların çözüme kavuşması için çanağın çömleğin şöyle esaslı bir gümbürtüyle patlaması gerekir :)

Böyle patlamalar, bir süredir devam eden ve tatsız bir rutin halini alan ”aba altından sopa” göstermelerin bitmesine, herkesin gerçek yüzünün görünmesine neden olur.

Sonuç itibariyle ya kördüğüme kılıç atılacak ve üfürükten desteklerle korunan zeminler tamamen ortadan kalkacak, ya da kalıcı bir çözümün yolu açılacaktır.

Önümüzdeki süreçte;

  • Tarafların çözüm bulmak yerine derinleştirmek yönünde hareket ettikleri sosyal ve kişisel sorunlar, açık bir tavır alınmasını gerektirecek şekilde ortaya dökülebilir.
  • AYIPLI hale gelmiş olan güç kullanımı örnekleri, haksızlıklar ya da çatışmaları tetikleyen gizli manipülasyonlar açığa çıkabilir.
  • Sonuç itibariyle bir süre sonra ÖZÜR, TELAFİ veya BEDEL ödeme mecburiyetini beraberinde getirecek bazı eski sorunlar, masaya yatırılabilir.
  • Çözümsüz hale gelmiş olan konularda, eski zeminde herhangi bir uzlaşmanın sağlanamayacağı, dolayısıyla daha radikal bir bakış açısına gerek olduğu anlaşılabilir.

Bu süreci MİNİMUM ZARAR – MAKSİMUM ÖĞRETİ ile geçirebilmek için bize düşen;

  • Bi kerem hayatımızda ”fazla sıkılmış diş macunu tüpü gibi” patlak vermeye müsait ne kadar alan varsa, hepsini iş işten geçmeden tespit edelim. Kendi kendimizi gaza getirip bir şekilde olay çıkartma eğiliminde olduğumuz konularda, motorumuzu biraz soğutalım ki, şimdi gözümüz karardığı için sonradan yüzümüz kararmasın ;)
  • Üzerimize fazla gelinen alanlarda karşımızdakilere sınır çizelim… Eğer bu sınırı çizmiyorsak, bizi tutanın ne olduğunu kendimize soralım! Acaba kaybetmemeye çalıştığımız şey kendimize saygımıza kaybetmemize değer mi? Ya da bir gün kontrolümüzü kaybedip bağrınmaya başlamak ve delirimsek görünmek ihtimali yerine, konuyu aklı selimle gündeme getirmek riskini alsak, ne olur?
  • Birilerinin üzerine açık veya dolaylı ve sinsi bir şekilde gittiğimiz konuları kendimize itiraf edelim. Bu hakkı nereden buluyor ve karşımızdakileri neden bu kadar zorluyoruz? ”Onların iyiliği için…” gibi palavraları, fazla çiğnenmiş çikletten sayıp çöpe atalım. Bir ”kontrol manyağı” ya da bir ”manipülasyon üstadı” olmanın doymayan egomuz dışında herhangi bir şeye hizmet edip etmediğini kendimize soralım ;)
  • Eğer birileriyle aramızda halledilmesi gereken bir mesele var ama her iki tarafta da mantıklı bir yaklaşım yok ise, çözüm arayışını Aralık ortasına kadar erteleyelim. Bu arada da işte bol bol sıpor mıpor yapalım :))))
  • Çekişme acı-tatlı bir meyvedir. Tadına bakan ağzı yansa da, kendini geri çekmekte zorlanır. Oysa bitmek bilmeyen bir çekişmeden kurtulmak, herkesin zarar gördüğü bir konuya son vermek için, bazen FERAGAT etmeyi kabul etmek gerekir. Kimi zaman haklı olduğumuzu illaki duyma ihtiyacından, kimi zaman da payımıza düşen bir kazanımdan feragat ederek, gelecekte yaşanabilecek çok daha büyük bir zararı engellemek mümkün olabilir. Ve zararı azaltmak için feragatte bulunan, sonradan daima kazançlı çıkar… Gaza gelip, bunu unutmayalım.
  • Eğer bir şekilde çanak çömlek patladı ve dönüşü olmayan bir noktaya gelindiyse de, suçlu aramak veya haklı çıkmak için her yola başvurmak yerine, bir adım geri çekilip kendimize ve karşımızdakilere ”durulma zamanı” tanıyalım.
  • Yapmaya hazırlandığımız şeyleri, bize yapılmış olanla meşrulaştırmayalım! Vicdanımıza ve bilincimize yakıştırmadığımız şeyleri yapmak, bizi asla haklı çıkartmaz… Üstüne üstlük, karşı olduklarımızla aynı konuma düşürür. Bunu sakın ama sakın unutmayalım :)
  • Eğer bir konuda yıkım kaçınılmaz hale geldi ve bazı kişiler ya da zeminler hayatımızdan çıktıysa da, bunu zorla eski haline getirmeye çalışmayalım. Zira ”eski hal” matah bir şey olaydı, işler şimdi bu hale gelmezdi… Bunun yerine ortada toparlamaya değer birşey olup olmadığını samimiyetle kendimize soralım ve bu değerli parçaları, yeni bir zeminde bir araya getirmeye çalışalım.
  • Eğer payımıza düşen bir özür ise ve hakkı yerine getirme çabası dengeyi sağlıyorsa, bundan kaçınmayalım… Adil olmak en başta bizim kendimize karşı borcumuzdur.
  • Eğer bazı şeyler haklı olsak dahi hep bizim özür dilememizle ayakta kalıyorsa, bu kez dağınık kalmalarından o kadar korkmayalım… Adil olmayanları hak ettikleri yerde bırakmak kendimize olduğu kadar, onlara karşı da borcumuzdur.

Son olarak da şunu hiç unutmayalım;

Asıl hesabı kesen daima Yaratandır! Biz ne kadar uğraşırsak uğraşalım, bazen zamanın kalitesi olayların bizce hakkaniyetli olan bir zemine oturması için uygun değildir. Böyle olduğunu anladığımızda, anlamsız yıkımlara yol açacak adımlar atmak yerine, gücümüzü daha uygun bir zaman için saklayalım. Ve konuyu MERKEZ’in güvenli ellerine bırakalım… Zira insan zalim olsa da, Sahibi adildir!

Vee elbette MÜZİK :)

Paloma Faith –  I Just Can’t Rely On You … Sevgilisinin attığı kıtırlar canına tak etmiş bir hatunun dinlemeye doyulmayan agresyonu :)))

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

4 thoughts on “Mars Uranüse Karşı ve Hatta Pluto ile T-Kare; İçimizdeki ve Dışımızdaki AGRESYON ile Yüzleşmeler…

  1. gunes yengec ay aslan yukselen oglak..kalbimiz kuş gibi, çook korkuyoruz..simdi ruyalar da eklenince hafta girisine iyice tedirginlik, sadece ayagın topraga basıyor olusu guven veriyor, yaratana sıgınmak.

  2. Resmen 2 Aralık’da bilmem kaçıncı şey yaşadığım şeyi yazmışsınız… Ellerinize sağlık. Biter mi bitmez mi bilmiyorum ama ben hatalarımı kabullenerek bir kaç adım atmaya çalıştım,sonuç yok :(

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s