Posted in Ay Döngüleri, Uncategorized

25 Ağustos 2014, YENİAY Başak Burcunda; MECBURİ İSTİKAMET OLARAK DÖNÜŞÜM!


by Lu Jianjun
by Lu Jianjun

25 Ağustos günü İstanbul itibariyle 17:13’de YENİAY dediğimiz Güneş-Ay kavuşumu, Başak Burcu’nun 2 derecesinde meydana gelecek.

– Bu YENİAY’ın en belirleyici unsurlarından biri MARS – SATÜRN kavuşumunun aynı gün içinde tam halini alması. An’ın yükseleneni 13 derece Oğlak olduğu için yöneticisi Satürn’ün 10’uncu evde yaptığı bu ”sıkı” kavuşum YENIAY haritasının özünü etkiliyor.

– Yükselen – Pluto kavuşumu, Satürn – Mars kavuşumuna ve MC’ye 60 derece açı yapıyor.

– YENIAY 8’inci evde ve yöneticisi olan Merkür yine Mars – Satürn kavuşumuna 60’lık, Yükselen Noktasına ise 120 derecelik açı yapıyor. Chiron’a ise karşıt duruyor.

– Ve yine Mars – Satürn kavuşumu Uranüs destekli Lilith – Venüs kavuşumundan kare alıyor. Pluto ve Chiron ise, Lilith – Venüs kavuşumuna 150 derecelik ışınlar yolluyorlar.

MEALİ;

Başak Burcu, benlik algısının ”Ne yapmak için buradayım?” sorusuna dönüşümünü simgeler. ”Nasıl ve neye hizmet eden bir hayat” istediğini DERT ETMEK, Başağın işidir.

YENİAY Başak’ta olunca da HEPİMİZİN İŞİ bu olur :)

YENİAY kaçınılması mümkün olmayan geçişleri, mutlak bitişi ve tazelenmeyi, dıştan gelen kaynakları kullanarak durumumuzu değiştirmeyi ya da enerjimizi bir halden başka bir hale dönüştürmeyi temsil eden 8’inci evde olduğuna göre, biz de bu YENİAY’da;

Yaşama alışkanlıklarımızı, bedenimizle ilişkimizi, birlikte yaşadığımız ve çalıştığımız, hizmet verdiğimiz ya da aldığımız insanlarla ilişkimizi, var oluşumuza yüklediğimiz anlamı ve görev anlayışımızı, iş ortamımızı, günlük rutinlerimizi ve bunlara ilişkin bakış, tutum ve beklentilerimizi DÖNÜŞTÜRMEK için uğraşacağız.

Bu saydıklarımızla ilgili gönlümüzün arzu ettiği değişimlerin olması fikri hepimize hoş gelir :)

Lakin pek çoğumuz, bedenimiz, hayatımız, işimiz ve günlük rutinimize etki eden insanlarla ilişkilerimizi yönlendirenin, bizim tercih ve tutumlarımız olduğunu görmeyiz.

Bizim beklentimiz çoğu kez bir mucize olup; içinde yaşadığımız mutfağın saraya, tezgahtaki balkabağının Ferrari’ye, bakkal çırağının özel şöföre, ayakkabı dolabımızın Manolo Blahnik vitrinine, vücudumuzun Victoria’s Secret mankenine, patronumuzun ya da hayatımızdaki otorite figürlerinin ideal ebeveyn modellerine, iş arkadaşlarımızın İngiliz tarzı sessiz ve itaatkar uşaklara ya da iyilik meleğine, masamızda bekleyen faturaların davetiyelere, iş dosyalarının teşekkür mektuplarına, evimizi paylaştığımız insanların da rahat kanepeler ve bakınca açılıp sırt dönünce kapanan kapılara dönüşmelerini umarız :)))

Hayatımızı gönlümüze göre çekip çevirebilmemiz için böyle mucizelerden bir kaçına kesinlikle ve acilen ihtiyaç vardır!

Halbuki Merkez’in bizi buraya gönderme amacı, bizim mucize gibi olmayan durumlarda da ”varlığımızın ve hayatımızın hakkını verebilecek” şekilde yaşamayı öğrenmemizi sağlamaktır. Ve ömür dediğimiz şey, bunun için gerekli olan dönüşüm sürecidir.

Biz bu YENİAY’da hayatımızın aldığı hali, bu hal ile baş edebilme ya da barış yapabilme seviyemizi, kendimize ve önemsediğimiz her şeye sahip çıkma yeteneğimizi ve şeklimizi, gözden geçirecek ve nelerin/neye/nasıl dönüşecebileği üzerine kafa yoracağız…

Bu YENİAY’da yaşayacağımız süreç şu bileşenleri içerebilir;

– Bize acıya da sıkıntı veren üzerimizde baskı oluşturan, varlığı ile bizi eziyormuş ya da yolumuza taş koyuyormuş gibi görünen her şey iyiden iyiye gözümüze batmaya başlayabilir.

– Dikkatimizi çeken – ve hepsi de pek sevimli olmayan – gelişmelerle, ”hayatımızda, bedenimizde, çevremizde neyin değişmesi gerektiğini” tanımlayabiliriz.

– Ev ya da iş düzenimizi etkileyen konularda, kendimizden ve çevremizdekilerden memnun olmadığımız ya da başkalarının bizimle ilgili hoşnutsuz oldukları konular, ana gündem haline gelebilir.

– KİŞİSEL ve TOPLUMSAL alanlarda İKTİDAR MÜCADELESİ ve BASKISI yoğun olarak hissedilebilir. Yaşanan çarpıcı gelişmelerle, üzerimizde iktidar kuranlara daha eleştirel bakabilir ve onlara verdiğimiz yetkileri değiştirmek, onlarla ilişkimizi yeniden yapılandırmak isteyebiliriz.

– Hayatımız üzerinde iktidar kuramamak bizi her zamankinden çok üzebilir ya da iktidarın getirdiği sorumluluklar altında ezilebiliriz.

– Bu süreçte; kolay kızabiliriz, hemen bozulabiliriz, kaybetme / göz ardı edilme / haksızlığa uğrama / incitilme / kötüye kullanılma gibi dip-bucak korkularımız depreşebilir… Yani tepkisel, saldırgan veya aşırı savunmacı olma eğilimimiz mantıksızca artabilir.

Sonuç itibariyle bu YENİAY’da oluşan dış faktörler bizi içe bakmaya zorlayacak, içimizde biriken beklenti ve kaygılarla yüzleştirip ertelenmiş soruları sorduracak, bize hayatımızın direksiyonunda nasıl oturduğumuz ya da direksiyonu tutanlar için ne düşündüğümüzü gözden geçirttirecek ve yeni yönler, tutumlar, yeni çözümler seçme ve aksiyona geçme arzusu verecektir.

Gerçek şu ki; çoğu kez hayatı tam istediğimiz şekilde değiştiremeyiz. Yani o güne dek bizim ve başkalarının tutumlarıyla belirli bir hale gelmiş olan şeyler, peri masalı misali bir anda değişivermezler…

Hatta çoğu kez bir çok olaya, insana, koşula doğrudan müdahale dahi edemeyiz. Ve bu bizde müthiş bir sıkıntıya hatta isyana yol açar.

Böyle sıkıntılı ve isyankar modlara girince hemen hatırlanması gereken şudur; direksiyonuna oturduğumuz tek araba vardır o da bizzat kendimiziz :)

Ursula LeGuin’in Mülksüzler romanından bir alıntıyı paylaşmanın tam yeridir: ” Almak istediğiniz her şey için kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiç bir yerde değildir.”

Burada ”Devrim” yerine ”Dönüşüm” sözcüğünü koyarak, yazının bundan sonrasının nasıl gelişeceğini tahmin edebilirsiniz :)))

”Ben değişsem de hayat değişmez ki!” diyerek hayatının akışından etrafındakileri sorumlu tutmak, sosyal genetiğimiz ile aktarılan geriletici bir ön-kabuldür. Ve bu sakat bilinç, bizi ayak-sürümeci, teslimiyetçi, bedbin, çabasız, kararsız, huysuz yani OLUMSUZ ve VERİMSİZ yapar.

SEÇTİKLERİMİZ – hayat bileşenleri, konumlar, yeme içme şeklimiz, işimiz, insanlar, eşyalar, alışkanlıklar – BİZE BİZİ YANSITIR! Dolayısıyla bunlardan doğan sonuçların sorumluluğunu üstlenmeliyiz.

Kendimizi BAŞKALARININ SEÇİMLERİNİN KURBANI olarak gördüğümüz durumlar dahi, bizi ”geçmişte yaptığımız seçimlerde neleri göz ardı ettiğimiz, hangi seçimleri yaparak olayların akışına dolaylı şekilde etki ettiğimiz” konusunda düşünmeye sevk eder… Etmelidir!

Dönüşüm konusunda umutsuz ve isteksiz olmak yerine, inisiyatif sahibi ve kararlı olmak gerekir. Zira;

İNSAN DÖNÜŞÜRKEN DÖNÜŞTÜRÜR!

Neyi mi? HERŞEYİ… Bir insanın değişim çabası, yalnız kendi hayatının kalitesini değiştirecek, yalnız kendi konfor alanını düzenleyecek olayları tetiklemekle kalmaz, aynı zamanda çevre koşullarının da – mucizevi şekilde bir anda olmasa bile – süreç içinde dönüşümüne vesile olur.

DÖNÜŞÜM’e hayırlı ve sağlıklı bir adım atmak için ne yapalım;

– Bi kerem kendimizi kandırmayalım; elbette çaresiz değiliz ve elbette bundan daha iyisini yapabiliriz. İMAN EDELİM ve YAPALIM:)

– Sorumluluğu başkasına yıkıp hırsımızı etraftan çıkartıp, kendimizi hayatın yedek kulübesine almayalım. Böyle yaptıysak da, kimse beni görmüyor şans vermiyor filan diye tepinmeyelim. Kendimizi bile kandıramayabiliriz ;) Eh o zaman böyle yapmayalım.

– Olanlara kızabiliriz… Bunu bir gerçeği fark etmek için bir basamak olarak görüp, hemen ”o zaman ben kendimde neyi değiştirmeliyim ki bu da değişsin” sorusunu soralım. Kızmaya takılıp kalırsak, enerjimizi heba edebiliriz… UZATMAYALIM :)

– Zayıflamak mı istiyoruz, daha sağlıklı olmak mı istiyoruz, daha düzenli yaşamak mı istiyoruz, daha verimli çalışmak mı istiyoruz, daha derli toplu bir hayat mı istiyoruz… Ya olmazsa… Ya çok uzun sürerse filan diye süreci daha da ertelemeyelim. Bebek adımlarıyla da olsa, HEMEN BUGÜN BAŞLAYABİLİRİZ! Eh hadi başlayalım.

– Hayatı yaşanmaya değer kılan KENDİNİ İŞE YARAR HİSSETMEKTİR! Bir çoğumuz öz-değer sorunu yaşar ve bu nedenle işe yaradığımızı görmek için sürekli onay, destek ve iltifat bekleriz. Bunu bekledikçe de hayat etrafımıza onay vermekte, olumluyu görmekte zorlanan, eleştirerek varolan, ya da alenen kıskanç ve bencil insanları yerletirebilir :))) Bir işi – ne olursa olsun – başkalarından tepki almak için değil, kendimizle onur duymak için iyi yapalım.

– Şimdi bizi boğan konumları, insanları, ilişkileri, işleri seçerken kullandığımız kriterlere odaklanalım; biz bu seçimleri neden yaptık? Şimdi durumu değiştirsek dahi, kriterlerimiz aynı kaldığı sürece yeni seçimlerimizle de aynı noktaya gelebiliriz… DÜŞÜNELİM ve kendi gerçeğimizden KAÇMAYALIM!

– Başkalarına yardım mı etmek istiyoruz; bir kere bizden İSTENMEDİKÇE zorla kendi fikir ve desteğimizi karşımızdakilere dayatmayalım. İsteniyor ama alınmıyorsa da  geri çekilmeyi bilelim. Ve en önemlisi, yardım etmenin YERİNE YAPMAK olmadığını unutmayalım. Dünyayı ve insanları biz düzeltemeyiz. Sadece onlara örnek olabiliriz. ÖRNEK OLALIM. Ama bunu hükmetmek için değil, cesaret vermek ve dolaylı olarak yol göstermek için nazikçe yapalım.

– Ve en önemlisi, dönüşümümüzü kimseye ihale etmeyelim. Elbette yolu bulmak için destek alabiliriz… Ama destek alsak bile, sonuçta değişen biz olacaksak, birilerinin bizim üzerimizde mucizeler yaratmasını filan boş yere beklemeyelim. Bize destek olanlardan çok biz çalışalım… ÖZÜMÜZE GÜVENELİM.

IF I COULD CHANGE THE WORLD ”Dünyayı Değiştirebilsem” Eric Clapton … Dinlediğim en mis, en iyi demlenmiş versiyonu… Üstad hatunun birine dünyayı değiştirebilme gücü olsa, onun için neler yapacağını anlatıyor. Ne yapacakmış? Onun dünyasının güneşi olacakmış :)))) Bu biraz zor ve gereksiz olabilir… Ama dünyaya bakışımızı değiştirip, kendi merkezimizdeki güneşi görmek her zaman mümkün ;)

Hayatımızda ihtiyaç duyduğumuz her değişimi içimizde yapabilme gücünü bulmak dileğiyle efendim…

 

 

 

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

20 thoughts on “25 Ağustos 2014, YENİAY Başak Burcunda; MECBURİ İSTİKAMET OLARAK DÖNÜŞÜM!

  1. beyninize saglik (yine!) bu sabah gecikti, neden ses-soluk yok? diye merak edip sonra da ayip ya, kadincagiz tatile cikmis olamaz mi, hakki yok mu? diye kendimi duzeltip sonra da sizi tatildeyken bile dizustuyle calisir halde tahayyul ettim. gelen kutusunda onikiden isabet yazinizi bulinca sasirmadim, sevindim. ilk okumada bayagi birseyler aldim, muteakip okumalar daha da anlamli olacak. sevgiler!!! (ve lutfen, lutfen devam!)

  2. Amin.Amin.Amin.Güzel yüreğinle çok yaşa Junocum.Her şey gönlünce,gönlümüzce olsun.Dilerim dünya daha yaşanılır bir yer olur yürekten gelen dualarımızla..

  3. Yaşadığım şeyleri noktası, virgülüne kadar anlatmana artık eskisi kadar şaşırmıyorum ama şarkı seçimini görünce pes artık dedim. Geçtiğimiz hafta “sen benim güneşimsin” diyen, şimdilerde karanlığa doğru yol alıyor. İzninle, bu şarkıyı ona armağan etmek istiyorum. Teşekkürler Juno…

  4. Her ne yasiyor ve buna gore kararlar alip, uygulamaya koymaya calisiyorsam, sanki bana yürü be kocum kim tutar seni diyorsun, doping oluyorsun :) Ne kadar tanismasak da, verdigin destek icin tesekkur ederim. Seviyorum seni :)

  5. Sanki iki arkadaş olarak oturmuş kahve içmişiz ve ben içimi dökmüşüm size. Siz de bana bu yazıyı yazmışsınız. Kaçıncı seferdir tam ihtiyacım oldığu anda yetişiyorsunuz. Şaşırmamam lazım artık sanırım. Ama yine şaşkınım :)
    Sizin yazılarınıza ulaştığım için şanslıyım.
    Yine teşekkür ediyorum Juno.
    Hayatımda kangren olan birkaç konu var. Ben bir tanesini kesip attım, ardından kararlar aldım. Bir kaç saat sonra yazınızı okudum. Ben de dönüşüm başladı ve yazınız süper oldu üzerine:)

  6. Yazılarınızı yazarak çalışıyorum, çok çok çok teşekkürler!!
    “Bir insanın size elini uzatmasını istiyorsanız önce onun kalbine dokunmalısınız.” diye bir cümle okumuştum. Eminim size çok el uzatılıyordur, önce tabii ki sizin deyişinizle “Yaradanın” eli belki ve en önemlisi. Bizi de onların sureti olarak sayın, keza biz de sizi öyle saymalıyız.
    Bugün yeni ay Başak’ta olurken bir yükseleni Başak olarak önce size teşekkür etmek istedim.Ben de bir astrolojisi öğrencisiyim, acaba hiç ders vermeyi düşünüyor musunuz?

    Teşekkürler.

  7. Teşekkürler Juno :) Yine harika yine olağanüstü yine yine yine ‘ ler hiç bitmeyecek ama iyi ki varsın insanın içindeki gücü görmesini sağlıyorsun

  8. Yafu juno hic umulmadik biçimde ayagimi burktum,yüruyemiyor öyle balkondan gelene gecene öküz öküz bakiyorum,bu ay içerisinde bu ikinci kaza,valla korkuyorum,gezegenlerin konumu biraz kazaya elverislimiki?cok sevgiler..

    1. GEÇMİŞ OLSUN :) bunu bana sormayacaksınız… Ben haritalara bakınca felaket göremiyorum, sadece yaşamamız gereken deneyimler görüyorum ;) Sevgiler

  9. Sevgili Juno,
    Bu yazıyı keşke herkes ama herkes okusa, okumakla kalmasa şöyle iyice içine sindirse. Ne kadar güzel olur. 2 yıla yakın takip ediyor ve okuyorum. Her biri birbirindn özel yazıların ama bu yeni ay yazısı bir başka. Kuca dolusu sevgiler.

  10. juniiimm
    bu yazı da çıktı alınıp altı çizilesi bir yaz olmuş..ellerine sağlık canikoomm

    “..Kendimizi BAŞKALARININ SEÇİMLERİNİN KURBANI olarak gördüğümüz durumlar dahi, bizi ”geçmişte yaptığımız seçimlerde neleri göz ardı ettiğimiz, hangi seçimleri yaparak olayların akışına dolaylı şekilde etki ettiğimiz” konusunda düşünmeye sevk eder… Etmelidir!..”
    etmelidir ihtarına ciddi,ye alabilmek umudu, dileği ve güzelliği ile..,
    sevgilerimle..

  11. Junocum o kadar alıştıkki yazılarına valla çok arsız olduk,çaresizlik hissedince bakıyorum yazmamışsın , yine aynısını yeniymiş gibi okuyup moral buluyorum bende ,Canım junom bir tanesin, İyi ki varsın….. :)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s