Posted in Ay Döngüleri

29 Nisan 2014, Boğa Burcunda YENİAY ve Güneş Tutulması; Göğsümüzün Kafesinde Kilitli Kuşlar…


Birdcage Girl by Courtney Brimms
Birdcage Girl by Courtney Brimms

29 Nisan 2014 günü, İstanbul’a göre 09:15 itibariyle, Boğa Burcu’nun 8 derecesinde YENİAY ve Güneş Tutulması gerçekleşiyor.

Anın haritasında, yükselen noktası 1 derece ile Yengeç. Ay ve Güneş’in tam kavuşumu anlamına gelen YENİAY, 11’inci evde ve bir uçtan Juno, diğer uçtan Merkür ile kavuşum yapıyor. Boğa’daki YENİAY Stelyumu Pluto’dan üçgen açı alıyor. Boğa’nın yöneticisi Venüs ise yüceldiği Balık Burcu’nda, 10’uncu evde Satürn ile üçgen açıda duruyor. Neptün’ün MC ile kavuşumu ve Yeniay’a 60, Yükselen Noktasına ise üçgen açılar alması üzerinde durulması gereken bir başka gösterge. Geniş açılı Chiron-Jüpiter-Satürn üçgeni, Jüpiter-Pluto-Uranüs-Mars karesinin gerilimini usulca boşaltıyor…

Sen onu bırak da, biz nasıl boşaltacağız ne zamandır içimizde biriken gerilimi diyenler… Buyurunuz efendim :)))

Hani yazıya başlarken, YENİAY Boğa’da, Yükselen Noktası ise Yengeç’te demiştik ya; işte bu iki burcun ortak noktası ”sahip olmak, aidiyet ve güvenlik” kavramlarına verdikleri önemdir. Ve bir süredir hayatlarımızı silkeleyen değişimler, kontrol panelimizde pek müstesna yeri olan bu düğmeleri ”yalama” etmektedir…

YENİAY’ın yerleştiği 11’inci Ev ise, ”olasılıkların ve seçimlerin” mekanıdır. 9’uncu evde hayatımız için plan yapar, 10’uncu evde planlarımızın odağındaki alanlar üzerinde hakimiyet kurar (ya da kurmaya çalışır), 11’inci evde ise beklenmedik olanla karşılaşırız… Yani hayatın yönünü çizenin biz değil, ”öngörülemeyen değişkenler” olduğunu fark ederiz.

”Öznel Bilinci” temsil eden 5’inci evin tam zıddında yer alan 11’inci evin ”Toplum Bilinci” mekanı olduğu söylenir. Ama toplumsal alan dediğimiz şey zaten ”Öznellik Kaygısı” ile davranan sayısız insanın ”kontrol edilemeyen seçimleri” sonucunda şekillenen bir zemin değil midir?

İnsanlar özde aynı şeyleri ”dert” ederler. Ama bu dertlere buldukları dermanlar, onları bazen yan yana, bazen de karşı karşıya getirir. ”Benzemezler”in yarattığı kaygılar, temeldeki benzerliği fark etmemize engel olmaya başlar…

Nedir her insan evladında ortak olup da, ayrıştırıcı hale dönüşen temel kaygı;

İnsan ”güvende” olmak ister!

Güvenlik ihtiyacı, hayatta kalma güdüsünün bir uzantısı olarak ”anlaşılabilir” bir dürtü olsa da, bazen abartılı bir kaygıya ve kendi etrafımıza ördüğümüz bir kafese de dönüşebilir.

Birçok insan, ezberlenmiş bir tepki olarak; ”’Neden gireyim canım kafese… Manyak mıyım?” diyebilir. Ama bunun adına ”kafes” değil de ”konfor alanı” desek, pek çoğumuz sazan misali ”aaa elbette korumaya çalışırım!” diyerek durumun üstüne atlar :)

Ve pek kıymetli konfor alanlarımız, ”beklenmedik” şeylere karşı pek alerjiktir! ”Beklenmedik” şeyler denilince akla ”kötü bişeyler” gelir ama bir çok insan ”iyi sürprizler” karşısında da çaktırmadan epeyce bir sarsıntı yaşar… Zira ”beklenmeyen” tanımı itibariyle ”kontrol edilemeyen”dir.

Bizim kontrol panelimizdeki hiç bir düğme, üstümüze yağan bir sağanak yağmura ya da açan güneşe ”DUR” diyemez. Ve hazırlıksız yakalandığı bu durum hoşuna da zoruna da gitse, ”ya biterse, ya hep sürerse, ya bir daha bulamazsam, ya kaçamazsam….” filan fıstık diyerek, kaygılanır.

Bu kaygılardan kurtulmak için de, her insan bir şekilde ”başına gelecekleri” bilmenin, KENDİ AKLINCA istediklerini garantiye almanın, istemediklerini uzak tutmanın, kontrol paneline ”aç kapa artema” düğmeleri, bilgisayarının ve tabletinin masa-üstüsüne ”kısa yollar” koymanın derdine düşer.

Şimdi farkındaysanız bu anlattığım şey bir KISIR DÖNGÜ’dür :)))

Herkes ”kendisi için” aynı şeyi yani ”güvenliği” ister… Ama her insan ”güvende olmanın” kendince bir tanımını yapar ve bu fonksiyonu aklınca kendi kontrol paneline bağlamanın bir yolunu icat etmeye çalışır… Ama hiç bir insan bir ”ada” değildir.

Bizim güvenlik ya da konfor alanımızın ”bekası” ister istemez, başkalarına yönelik ”beklentilere” dönüşmeye başlar.

Her bir şeyini BİZZAT belirlemek istediğimiz güvenlik alanımızın güvenliğini, başkalarına BAĞIMLI hale getirir, mutluluğumuzdan, mutsuzluğumuzdan, rahatımızdan, özgürlüğümüzden, zavallılığımızdan, bitmeyen hüznümüzden, gücümüzden BAŞKASINI SORUMLU tutmaya başlarız :)))))

Bu durumda, kendi güvenliğimiz, mutluluğumuz, iktidarımız, huzurumuz, özsaygımız filan fıstık için BAŞKALARINI YÖNETEBİLİR olmaya kalkışmamızdan DAHA DOĞAL ne olabilir?

Yani elbette, doğal olarak, ister istemez, bir şekilde, gücümüzü kullanmak, istediklerimizi elde etmemizi sağlayacak açık ve kapalı, taktik ve stratejik, dürüst ve merdiven-altı, etik ve yakası açılmadık, bir takım yöntemler bulacağızdır;

Can yakacağızdır!

Öç alacağızdır!

Hesap soracağızdır!

Drama Queen’e bağlayıp kendimize acıyacak ve bize yapılanı aynıyla hatta mümkünse bir kaç misliyle İADE etmenin bir yolunu bulacağızdır!

Yakaya yapışacak… zinhar çıkmacak… sürünürken süründürecek… ömrümüzü ve ömürleri törpüleyecek… kahrolacak ve kahredeceğizdir!

Bahane bulacak, yalan atacak, göz göre göre atılan yalanı tutacak hatta ona sarılıp yatacak, sonra da atanı hayal kırıklığımızdan sorumlu tutacağızdır!

AYYYY içim şişti :)))))))

Bunun adı KANSER’dir. Birbirinin tıpatıp aynı olan iki hücreden birinin üzerine yapışan kirliliği atamaması, arınamaması sonucu, yan tarafındaki hücreleri de kirletmeye başlamasıdır.

Bu, ”Ama… ama örtmenim… önce Ahmet başlattı. Vurdu gözlüğümü kırdı! Ben de o zaman onun burnunu kırdım.” diyerek geçiştirilemeyecek bir tehdittir!

”Seçimimiz ve Kontrolümüz Dışında” yaşadığımız şeylerden birileri ya da bir şeyler sorumlu olabilir.

Ama bunların sonucunda hissettiklerimizi koruma ya da dönüştürme biçimimizden, seçimlerimizden, ve bu seçimler sonucunda yaşadıklarımızdan sadece BİZ SORUMLUYUZ!

Maalesef anne babamızdan başlayarak HERKES bize bunun aksini gösterecek şekilde davranır. Ama HAYAT hep aynı şeyi öğretir;

”Sistem öncekilerin hatalarını FARK ETMEMİZİ ve bunları kendi hayatımızda yinelemenin bir faydası olmadığını GÖRMEMİZİ sağlayacak bir yol çizdi ve bizi bu yükü kaldırmamızı sağlayacak bir donanım ile ÖDÜLLENDİRDİ… Güvenilecek tek gerçek budur!”

”İnsanları, kendi malzememizi, sistemi, ya da yolu YARGILAMAK anlamsızdır!” Zira boş ve yanlış çıkar… Bu süreçte hayır gibi görünen şere, şer gibi görünen hayra dönüşecek ve kontrol asla bizde olmayacaktır…

”Bize düşen ötekileri yargılamak, onlara emretmek, onları cezalandırmak değil, kendimizi gerçekleştirmenin sonsuz açıklıkta ve aydınlıktaki yollarını özgürce keşfetmektir!”

”Rabbin sunduğu sonsuz güven ve özgürlüğü, kendi zanlarımızla ördüğümüz bir konfor alanının kafesine feda etmek, bizim seçimimizdir. Ve yaşayacaklarımız bu seçimin sonuçlarından ibaret olacaktır.”

Başımıza gelenleri öngöremez ve onların olup olmamasına karar veremeyiz. Ama olanı nasıl karşılayacağımıza ve nasıl cevap verebileceğimize KARAR verebiliriz.

Kendi vicdanımızın ve iç huzurumuzun sorumluluğunu üstümüze almamak, KANSER olmaya boyun eğmektir!

Her hücresi bir insandan oluşan bu büyük organizmanın bekası, güvenliği, geleceği, huzuru, yol açıklığı için yapabileceğimiz en büyük kötülük KANSER’e boyun eğmek, en iyi şey ise GÜVENİ kalbimizde, çözümü yolumuzda bulmaktır.

Gelin biz az seçilen yolu seçelim…

Saygı görmesek de saygıyı, şefkat görmesek de ölçülü ve gerekli olduğu kadarıyla şefkati, hak verilmese de adil olma hakkını elden bırakmayalım.

Kimse kimseyi değiştiremez ve kurtaramaz. HELE DE bunu ”kendi güvenliğimizi garantiye almak” için yapıyorsak, bu koca yalan her şeyi daha da beter bir hale getirir. Ama insan duruşu ile, farklı bir yolun da var olduğuna dair bir ışık yakıp, kirlenmemeye ya da arınmaya çalışanlara bir umut verebilir…

Ay Güneşi kapatsa da IŞIK VARDIR! Karanlıktan yani bilmemekten korkmayalım… Rab samimiyetle sorulan her sorunun cevabını verir. Cevabı duyamayacak kadar kendimizi kapatmaktan korkalım. Bize zarar veren budur.

Zanlarımızı, korkularımızı, olmazsa olmazlarımızı, kendimizden çok sevmeyelim!

Özgür bırakalım yüreğimizin kafesine kapattığımız kuşları… Onlar yolu bulacaklardır :)

Kathy’s Song bir Paul Simon eseridir. Eva Cassidy yorumuyla;

”Bir zamanlar doğru bildiklerimden 
Artık şüphe ediyorum
Sadece yağmuru seyrediyorum
Tüm zanlarım tükendi
Senden başka bir gerçeğim yok artık…”

http://www.youtube.com/watch?v=F6WRVzwIg2o

 

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

20 thoughts on “29 Nisan 2014, Boğa Burcunda YENİAY ve Güneş Tutulması; Göğsümüzün Kafesinde Kilitli Kuşlar…

  1. bu kadar iyi gelmek zorunda mısınız! kızgın olurdum size, zira kendine yetemeyen bir varlık olduğumu hissetmek utandırıyordu beni bir zamanlar. ta ki kendine yetememenin insani vasıflarımız olduğunu ve hatta bunu hissetmemenin nasıl bir eksiklik olduğunu öğrenene kadar.. sizi tanımak, yazılarınızı adeta bir ihtiyaç misali beklemek; eksik yada yanlış yönlerimi aramaya, bulmaya bir vesile daha.. ezcümle; faniyiz, bu ilmi baki olana götüren bir yol olarak kullanan siz ve bilmediklerimden Allah razı olsun.

  2. Sevgiler:-)
    Sonunda anladim:-) daha onceki yazilarini sipp diye anlardim bu sefer bikac kez okudum ancak oldu… Ters yuz olmak vs. daha onceki yazilarda yazmistiniz ozaman ne olcak bi olaymi acaba demistim..simdi idrak oldu! ! ortuler ceketler hepsi bir bir aydinlaniyo..dogru bilinn yanlislar/yanlis bilinn dogrular..algiya inn perdeler genetik hafiza ogretilmis korkular kafese kapatilmis kuslar vs. Tunelin sonunda isik gorundu yasassinnnn:-))
    Isigin daim piril piril olsun:-)
    Sevgiler:-)

  3. ”Rabbin sunduğu sonsuz güven ve özgürlüğü, kendi zanlarımızla ördüğümüz bir konfor alanının kafesine feda etmek, bizim seçimimizdir. Ve yaşayacaklarımız bu seçimin sonuçlarından ibaret olacaktır.” BUDUR.

  4. Bütün yazılarınız fevkalade, ama bu fevkaladenin de fevkinde.. :)) Gerçekten çok açık, net dolambaçsız ve eğlenceli bir yazı, bayıldım! Her nasılsa bu tutulma da ruhuma gayet iyi geldi. :)

  5. yazilarinizi cok begeniyorum. zihin acici, kalp acici ve goz acici buluyorum. ama astroloji ile ilgili genel olarak soyle bir sorun yasiyorum. hayatim karmakarisikken, tikanmisken, hareket edemezken bana cok sey soyluyor. Hem derin yazilariniz, hem merkur geri cekilmeleri, yeni aylar, dolunaylar…:) Ama hayatim yolundayken, kendimi tekrar uretken, hafif, sevgi dolu, hayatin icinde ve keyifli hissedereken bakiyorum ki dolunaylar gelmis gecmis, konfor alani/ozgurluk arasinda kalmisiz, gerilmisiz, tikanmisiz farkinda degilim. Ihtiyac da duymuyorum. Daha ziyade salt sevdigim icin okuyorum yazilarinizi. Ama bir yandan sorguluyorum bu yuzden astrolojiyi. Kotu zamanda feyz aldigimiz, tikaniklarimiza gezegenlerin konumlariyla aciklama aradigimiz ve buldugumuz bir sistem eninde sonunda terapi degil midir? Ki bunu asla kucumseyerek soylemiyorum. Cok da faydali buluyorum. Ama hayatta tam gaz almis giderken bize bir sey soylemiyorsa ‘bilim’ denebilir mi? Ya da derseniz eger, ‘varsin bilim olmasin’, ki bence oyle, yine de terapiden fazla bir anlami, bir yasam duzeni, bir sistemi vs oldugu soylenebilir mi? Cok konu disi oldu belki ama bazen en buyuk tesellim olan, bazense sadece hayatin disindayken anlami varmis gibi, ritmimi bulunca butun dogrulugunu yitiriveren bu alani biraz sisli buluyorum sanirim. Umarim kizmadiniz:)

  6. Sevgili Juno, ağlayarak okudum yazdıklarını. Sanki yaşadıklarımı, aklımdan geçenleri sana anlatmışım ve sen bana öğüt veriyormuşsun gibi. Aradığım yanıtları, değişim ve güven için eksikliğni hissettiğim gücü bu yazıda buldum. Benim için çok değerli bir şey yapmış oldun. Çok teşekkür ederim. Ellerine sağlık.

  7. Nekadar şiirsel , duru anlatmışsınız ; yüreğimiziin kafesini açıp kuşları özgür bırakarak sonsuz güven ve özgürlüğe kavuşabileceğimizi…Sağolun mutluluk ve huzurla okudum…

  8. cuk oturdu yine… saati saatine.. bi de üstüne herşeyi açıklayan yorumlar sizden… tam okurken de beklenen haber, düzelme işaretleri… bişeyler release edilmiş demek ki okurken yazıyı:.) elinize, kaleminize sağlık!

  9. Her zaman okuyorum,uslubunuz, anlatım biçiminiz harika !! Tam anlattığınız durumdayım ,sanırım güven sorunum var ,ama yaptığınız uyarılar bana çok yol gösterici olucak, ellerinize sağlık teşekkürler :)

  10. Muhteşem yazılarınız, sayfalarınızdaki insanı alıp götüren resimler, desenler, renkler ne geç karşılaştım sayfanızla. Sayfanızı her okuduğumda, karmaşık dünyadan bir an bile olsa uzaklaşabiliyorum. Bu yazdıklarımın hepsinde çok samimiyim. Farklılığınız ve seçimleriniz bana huzur verdi. Bizlere ulaştığınız ve paylaştığınız için çok teşekkürler sevgili Juno….

  11. Çok teşekkürler Juno, harika bir yazı gene. Nedense bu sefer ağlamadım. Ama bu sefer neden bilmiyorum, kendim değil sen varsın aklımda bu yazıyı her açışımda. Halbuki yüzünü bile görmedim daha. İnşallah sağlığın, sıhhatin, mutluluğun, huzurun yerindedir. Minnettarım ve duacıyım iyiliğine.

    1. Aman Tanrım!
      Ağlamamanıza sevindim :)))
      Beni düşündüğünüz için de çok teşekkür ederim.
      Minnet de, sevgi de, şükran da benden size olsun…
      Yolunuz iziniz açık olsun

  12. Junocum yazılarına bayılıyorum.Aylık burç yorumlarına da yer verecek misin blogunda..sabırsızlıkla bekliyoruz ;) sevgiler

  13. harika bir yazı. ve harika bir şarkı…çok teşekkür ediyorum. sizi düzenli takip ediyorum. sanırım güneş tutulmasının olumlu etkilerini görmeye başlıyorum :)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s