Posted in Uzun Dönemli Etkiler

Öncü Büyük Kare Tam Açılı Hale Geldi; EVVELİMİZ ve AHİRİMİZ arasında bir GEÇİT


 

by Vladimir Dunjic
by Vladimir Dunjic

 

Dolunay’dan beri bir şey yazmadım. Zira Dolunay’ın da temasını belirleyen –  öncü Burçlardaki (Oğlak-Pluto,  Koç-Uranüs,  Yengeç-Jüpiter,  Terazi-Mars)  Büyük Kare, bütün gündemi belirledi. Ve bu kare, 23-24 Nisan’da tam açılı bir hal aldı.

Büyük Kare’nin işaret ettiği keskin geçişler, önümüzdeki Yeniay – Güneş Tutulması aşamasında da etkili olacak. Mayıs ayının ortasına doğru karenin açıları giderek büyüyecek ve süreç yavaşça sönümlenecek.

Peki hal böyleyken bize NOOLACAK?

Hepimiz ‘’köşeli’’ deneyimlerin içinden geçmekteyiz… BU KESİN :)

Üstelik ‘’ensemizden ayrılmayan gölgeler’’nin tedirginliğini, geçici çözümlerle atlatmak bu ara mümkün değil.  Halimiz, bir yerden ya da birilerinden kaçmaya çalışırken ceketinin eteği bir yere sıkıştığı için, olduğu noktaya saplanıp kalan ve uzaklaşmak istediği şeye gafil avlanan çizgi film karakterlerine benziyor.

Geri çekilerek, görmezden gelerek atlatmaya çalıştığımız meydan okumalar, ummadığımız şekillerde önümüze çıkıp, bizi tuzağa düşürüyorlar…  Zira ‘’baş edemeyeceğimiz’’ ya da ‘’tam olarak yüzleşmeye’’ hazır olmadığımız için bazı şeylerin üstüne gitmesek de, onları hala fena halde ‘’önemsiyor’’ oluyoruz!

Meydan okumak niyetiyle üzerine yürüdüğümüz durumlarda ise, arkadan dolanıp puan almaya çalışanlar, kaçak oynayanlar tarafından boşlukta bırakılıyoruz… Zira ‘’kendine odaklı’’ bakış açımız bizi hayatı okumaktan mahrum bırakıyor. Delikanlı olacam, kuralları ben koyacam filan fıstık derken, topkek durumuna düşüveriyoruz :)

Kendimizi ‘’ iyi’’ hissetmek için, ‘’yeterli’’ olmaya alıştığımız konulara, fazlasıyla abanıyoruz. Ne var ki değişen koşullara uyum sağlamak yerine, bildiğimize tutunmaya çalıştığımız için, umduğumuz kadar etkili ve duruma hakim olamıyoruz… Ve elbette bu bizi acayip sinir ediyor :)

Öte yandan, olmayacak duaya bin kez amin desek de, saçımızı süpürge etsek de değişen bir şey olmuyor… Ve maalesef biz sonu gelmeyen ‘’sürdürme’’ inadımız yüzünden ‘’tükenme’’ ve ‘’yetersizlik bunalımına girme’’ deneyimlerini tekrar tekrar yaşıyoruz.

Bu tanımları okumak bile insanın içini acıtırken, yaşamak… Hani tabiri caizse resmen ciğer açıyor!

Ama asıl can alıcı noktayı kaçırmadığımız takdirde, hayatın ceketimizi kapıya sıkıştırarak ‘’aslında bize ‘’kıyak geçtiğini’’ görebiliriz ;)

O çizgi filmlerde kapıya sıkıştığı için panik atağı geçirme noktasına gelen karakterlerin hiç birinin ‘’ceketi çıkartmayı’’ akıl edemediğini fark ettiniz mi?

Peki… Size kapana kısılmışlık, yenilgi, kaçınılmaz bir çöküşe açık hale gelme gibi duyguları yaşatan geçitlerden ‘’tereyağından kıl çeker gibi’’ süzülerek geçmek için, ‘’hangi ceketten sıyrılmanız’’ gerektiğini düşünmeye ne dersiniz?

Hayat insana eziyet etmez!

Kendine eziyet eden insanın ta kendisidir…

Bürünerek  korunduğunu sandığı örtüler, gün gelir başına dert, yoluna taş olur da, insan bunu bir türlü görmek istemez.

İşte Büyük Kare’nin işaret ettiği hikmet, artık ayağımıza bağ, üstümüze ağırlık, ömrümüze engel olmaktan başka işe yaramayan örtüleri ‘’fark etme zamanı’’nın gelmiş olmasıdır.

Örtülerimizi çoğu kez bilinçli olarak seçmeyiz! O örtülerin birçoğu bize ‘’genetik hafızamız’’ da denilen, soylar boyu taşınmış sosyal kodların mirasıdır. Ancak bu mirasların bazılarını ‘’zamanın ruhuna uygun’’ olarak kullanmayı beceremediğimiz için, değerlendiremeyiz. Bazılarından ise ‘’mirastır’’ diye vazgeçemeyiz.

Beynin çalışma biçimini araştıran bilim adamları, çocukluğumuzdan itibaren içinde bulunduğumuz ortamların oluşturduğu belirli bir beyin kimyası olduğunu fark etmişlerdir. Bu kimyanın sürekliliği, bazı nöronların devamlı olarak birbirleri ile bağlı halde kalmasına yol açar. Ve bir süre sonra bu nöronların arasındaki ‘’afinite’’ yüzünden, tıpkı bağımlı olduğumuz bir uyuşturucu ya da uyarıcıyı arar gibi, alıştığımız duygusal ortamları oluşturacak kurguları hayatımıza çekmeye çalışırız.

Böyle tekrar eden kurgulara; ‘’bitmeyen kavgaların içinde olma arzusu’’, ‘’kurban rolü’’, ‘’onaylanma beklentisi’’, ‘’ulaşamadığını değerli bulma, ulaşabildiklerini değersizleştirme alışkanlığı’’, ‘’kaybetme korkusundan dolayı aşırı bağımlı olma ya da bağ kuramama eğilimi’’, ‘’daha iyisini hak etmeme inancından dolayı uygunsuz tercihler yapma’’ gibi örnekler vermek mümkündür.

EVVEL’imizde var olan bir senaryoyu yine yine yeniden canlandırıp, BU KEZ BAŞARMA hissini yaşamak, bize HAYATI KONTROL ALTINA ALABİLMEK gibi gelir :)

Oysa AHİR’in taşıdığı potansiyel, kendimizle ve dünyayla ilgili ZAN’larımız çerçevesinde bizim oluşturabildiğimiz kurgular ve beklentilerin çok ötesindedir!

Dolayısıyla YOLU çizmeye çalışmak yerine, fark etmek ve KENDİMİZİ yolun koşullarına göre yeniden ve yeniden yapılandırmaktan yılmamak gerekir.

‘’Ayyyy yetti ama! Değiş değiş… Yapılandır yapılandır… Nereye kadar?  Ne zaman bitecek bu yapı, tesisat, yıkım, tamirat çalışmaları?’’ diyenleri duyuyor ve gülüyorumm :))))))

Sıkıntı çekmek, değişememiş olmaktan kaynaklanır. Hala aynı yerlerden acı duyuyorsak,  bunun anlamı; acıyan yeri açmak ve temizlemek, birbirine aşık olan nöronlarımızın çığlıklarına kulak tıkayıp, yeni beyin kimyalarının oluşmasına zaman vermek yerine,  yeni örtüler edinmiş ve bunların değişim olduğunu zannederek avunmuş olduğumuzdur!  Biz sadece aynı kurguyu ‘’bu kez maçı mutlaka galip bitirmek’’ için, farklı maskelerle sahneye koymuş olduğumuzdan ötürü, kapıdan geçemez ve acıya yakalanırız.

Zira ceketimizi feda etmek bize feci zor gelir…

Ancak çok bilinen bir bilgelik deyişine göre; ‘’Acı Evren’in Dikkatimizi Çekme Yöntemidir!’’

Evvel ve Ahir arasındaki geçitler, Merkez’in üstümüze gözümüzü acıtacak denli çok ışık tuttuğu zamanlardır…

IŞIKTAN KORKMAYIN!

Zira Evvelimiz de Işık’tır… Ahirimiz de Işığa Varacaktır :)

Neşet Ertaş’ın ruhuna rahmet olsun… Bütün türküleri gönüle değer ama ”Evvelim Sen Oldun Ahirim Sensin” başka bir şeydir.

”Gözyaşım Sen Oldun… Kahirim Sensin

Batınım Sen Oldun… Zahirim Sensin

Evvelim Sen Oldun… Ahirim Sensin”

Bir ŞEY vardır bizimle – ve evrendeki her varlık ile – kopmayan bir göbek bağı olan… Biz en çok O’na kızar, O’na baş kaldırır, ama yine O’na sığınırız. Varlık sırrımızı O’ndan alırız… Görünürde giydiğimiz kılıf her ne olursa olsun, O’nun ışığını yansıtırız. Başlangıcımız ve dönüşümüz O’nadır.

Özcan Deniz, ”Neredesin Firuze” filminin bir sahnesinde bu parça ile gönül çelip ciğer dağlar… Ve fakat sürpriz gösteri, Bülent Apla taklidi yapan Ata Demirer’in kıskanç ciyaklamasıyla kesilir :))) Hem film alıntısını koydum. Hem de parçanın tamamını. Keyifli dinlemeler olsun.

Evvelimiz ve Ahirimiz arasında bir geçitte, hepimize ”sönmeyen ışığımızı” fark etmek ve hem kendi ömrümüzü hem de başkalarının yollarını aydınlatacak seçimler yapmak nasip olsun…

Neredesin Firuze’den Alıntı

https://www.youtube.com/watch?v=pri-Dalk31o

Parçanın Tamamı

https://www.youtube.com/watch?v=70YUXg-lOB0

 

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

23 thoughts on “Öncü Büyük Kare Tam Açılı Hale Geldi; EVVELİMİZ ve AHİRİMİZ arasında bir GEÇİT

  1. iste kolay olsa o ceketi cikarmak !
    let go demek…ama gozlemledigim su ki, biz o ceketi usulune gore cikarmadikca, karsimiza oyle olaylar cikiyor ki, sonunda sanirim ceketi firlatip atacagiz!

  2. yeni örtüler edinmiş ve bunların değişim olduğunu zannederek avunmuş olduğumuzdur! Amanın, umarım böyle şeyler yapmamışızdır:)

  3. Sabır diye de bir şey vardır. Ceket kapıya her sıkıştığında ceketi bırakıp yola devam edilseydi,malın ilk sahibi üzülürdü. Belki de ceketin daha sonraki bir anda gerekeceği yerler vardır. Her büyük karede değişseydik karaktersiz olurduk

    1. Sevgili Nazif Bey :)
      Bu söylediğiniz çok farklı birşey…
      Hem zaten büyük kare bir şeyi değiştirmiyor
      Değişim gereğine işaret ediyor!
      Hangi durumda;.
      Tekrarlayan ve içinden çıkamadığımız çözümsüzlüklerle hayatımızı zebil ediyorsak.
      Netekim bunların örneklerini yazıda açıkça verdim.
      Yoksa onur, sabır, samimiyet, iman, şefkat, dirayet gibi ceketler değil kapıya sıkışmak, bilakis bizi kapıdan geçiren niteliklerdir.
      Haa elbette bazılarına da bu ceketi korumak zor gelir :)
      İlk bunları üstlerinden atarlar.
      Bazıları da bu ceketler onların TEKELİ’nde imiş gibi etraflarına ahkam keser kafa atarlar…
      Belli ki başka bir yerleri kapıya sıkışmıştır… Onlar kabahati ÇOK ERDEMLİ olmalarına atarlar!
      Zor iştir insan olmak vesselam :)
      Zaaflı olduğumuzu kabul etmek ve yardım istemeyi bilmek ise belki en zor olan kısımdır…
      Allah razı olsun bunları düşünmeye ve dile getirmeye de vesile olduğunuz için
      S

    1. Anladım :)
      Yok çok şükür hiç birşeyin üstü müstü değilim…
      İnsan olmayı öğrenmeye çalışan gayet sıradan biriyim.
      Yazdığım her şeyi ben de kendi hayatımda çözüme kavuşturmaya çalışıyorum
      Algıladıklarımı da üstün olmak değil samimi ve hatırlatıcı olmak niyetiyle yazıyorum.
      Aksini düşündürdüğüm her durum için Rabbim affetsin… Siz de affedin.
      Selametle

  4. Böyle yazmayı nereden öğrendin, hangi duyguların dışa vurumu bu sözcükler? Merkürünün hangi burçta ve hangi evde yerleşmiş olduğunu gerçekten çok merak ediyorum. Harikasın

    1. 1- Oğlak Burcundaki Merkür-Güneş kavuşumum kazimi durumunda 5’inci evde :)
      2- Rabbim bana uzun yıllar savurganca ve amaçsızca kullandığım bir nimeti
      Hayırlı bir niyete odaklı olarak kullanmayı sevdiren ve öğretenlerden, kendimi değil işimi merkeze koyarak düşünmeye yöneltenlerden razı olsun
      Yolları izlerileri açık, ömürleri bereketli olsun
      3- Gördüğümüz şey daima kendi yansımızdır :) Yani aldığınız tat sizin zenginliğinizdendir
      Sevgilerimle

  5. Sevgili junom selamlar,
    Yine ve yeniden samimiyeti gönüllere dokunduran tatlı bir karanfil kokusu bıraktın dimağlarda..maşallah ruhuna..maşallah yüreğine..maşallah samimiyetine..
    Bu yazıya alternatif bir başlık öneriyorum : amipler için 10 adımda ceketlerini çıkarabilme kursu :))))))
    “Değişim gelişmektir” vurgunu her yazında okuyor ve canı gönülden kabul ediyoruz. Dilerim Yaradanın Selam ismi, yaşamımız olsun ki bu vurguladığın idraki anlayabilelim.. değişim gelişmektir çünkü zamanla hem yalnız olduğumuzi hem de yalnız olmadığını!!! Ta yürekten derunden Özden bilmek olduğunu anlayabiliyoruz :) Biz birbirimizi yaralarımızdan tanıyıp anlıyoruz aslında.. Her yaranın bir yara sarıcısı vardır her firavunun bir musası oldugu gibi:)) Hayırlısı olsun..herşey düzelir..Allah Kerimdir. Bakarsın ki ne iz birakmis ne yaralar da kapanmış..ve ne geçmiş de geçmişte kalmamış..

    Bizim ve kalbi sevdiklerimizin ortak paydada buluştuğu tek bir gerçek var ki o da sevdamız..yani tek gayemiz “Allahım giriştiğim her işe sıdk ile girmeyi, bıraktığım her işi de sıdk ile bırakmayı nasip et ve beni zafere ulaştıracak indinden bir güç ver” ayeti meali ile sabit olan  “Sıdk” kelimesi içersinde saklı olan samimiyet sadakat güven sevgi sevda gibi isimleri içeren Allah indinden verilen güç ile alakalı bir durum..dilerim bu güç hepimize hediye edilsin Yaratıcı tarafından Vehhab ismi ne ayine olarak..
    Sevgilerimle,
    özlediğim yüreğinden öpüyorum..
    Muki..

  6. Ceketi çıkarıp atmak,görünmez fanuslardan artık gerçek anlamda kurtulmak istiyorum. Farkındalığın fark edilmesi artık yormasın çözülsün düğümler.Kelimeleriniz boğazımı düğüm düğüm ederken diğer yandan ferah kapımı açma gücü veriyor,sonsuz teşekkürler Juno’m

  7. Merhaba, çok güzel yazmışsınız, aklınıza ruhunuza sağlık… Bu anlattığınıza bilişsel davranışçı terapide “kendini doğrulayan kehanet” deniyor. Özellikle erken çocukluk yaşantılarımızdan kaynaklı (anne bebek ilişkisi özellikle) olarak, bebeğin travmatize olması ve sonra “normal”lerinin de bu travmalar sonucu oluşması durumu. İleriki hayatında da hep o “normal” sandığını sürdürme, koruma ihtiyacını doğuruyor diyoruz.

    Bir de, ceketi çıkarıp koşarak kaçmak yerine, mesela kollarını kesip yeni bir model versek, update etsek de daha kullanışlı hale getirsek olmaz mı? Bu “bırakıp gitme” temasını çok görüyorum yazılarınızda da. Merak ettim düşüncenizi.

    1. Merhaba :)
      Davranışçı terapi odaklı açıklama için çok teşekkür ederim.
      Bu konu ”What The Bleep Do We Know” filminde de çok güzel açıklanır.
      ”Bırakıp Gitme” temasına gelince…
      Açıkçası doğrudan böyle bir vurgu yaptığımı pek hatırlamıyorum.
      Daha ziyade, gökyüzü işaretçilerinin son dönemde yoğun olarak ”değişime açık olmak” ya da ”kayıp korkusu ile gelişmeye engel olmamak” konularına değindiğini ifade ediyorum.
      Değişim ya da kayıp korkusu türlü türlüdür.
      Okuyan kişi, kendi korkusu çerçevesinde algılayacaktır ;)
      Sevgilerimle

  8. ” hangi ceket”….. işte bütün mesele bu …….. YİNE harikaydı ( NIZ )……. sevgi ve teşekkürlerimle….

  9. Siz de, yazdıklarınız da yine şahanesiniz. Böyle yazabilmek için, bunları düşünüp hissedebilmek için neler yaşamış olmak lazım diye düşünmeden edemiyorum bazen ve size de kolaylıklar diliyorum :) Allah hepimize aydınlık bir gelecek nasip etsin, o ceketleri çıkarıp evvelimizi ardımızda bırakabilmeyi ve inançla, huzurla,cesaretle yolumuzda yürüyebilmeyi öğretsin inşallah..
    Sevgiler

  10. juno geçen yıl mayıs ayında yine boğa burcunda tutulma olmuştu. 10 mayıs hiç unutmam:) o gece rüyamda neredeyse gezi olaylarının bütün detaylarını gördüm. ölen gençler, tomalar, pankartlar, polisler, ölen arkadaşına ağlayan gençler, slogan atan insanlar vs.. neyse çok saçma bir rüya gördüm diye önüme gelene de anlatmıştım:) güldük geçtik. ama ay sonunda yaşanan olaylar şoka soktu beni. tabi rüyayı anlattığım insanları da. neden anlattım şimdi bunu? yine bir güneş tutulması. yine boğa burcu. yine rüya görürüm diye uyuyamıyorum:) tesadüf diyeceğim ama o kadar net detaylar gördüm ki birebir aynı. aynı zaman gelince haliyle bir beklenti oluştu bende:) bu arada ikizlere yükselen boğayım:) cevap verirsen sevinirim rüyalara da etkisi olur mu tutulmaların? bu arada takipteyiz ailecek:)

  11. Sevgili Juno, yazdıkların beni öldürüyor.. Kasım ayındaki hayalet kuleyi terkedişi unutamıyorum. Devam etmeliyim.. Harikasın, iyiki varsın..

  12. Buyuk bir keyifle, tekrar, tekrar okumak, her okumada yepyeni detaylari ve farkindaligi yasamak cok iyi geliyor. Tesekkur ederim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s