Posted in Kısa Dönemli Etkiler

Ay, Jüpiter ve Chiron Arasında SU Üçgeni … Affetmek ve Affedilmek Hakkında Bir Gün


2653c569d16451e5d9d15bfcd03b6c24

AY bugün çok da ”hayırlı” kabul edilmediği bir yerde; duyguları olduğundan daha yoğun, daha karanlık, daha yıkıcı hale getirmeye yatkın olan Akrep Burcu’nda… Ancak Yengeç’teki Jüpiter ve Balık’taki Chiron ile de şifasıyla bilinen bir SU Üçgeni kuruyor!

Güneş ise Balık’ı terk etmek üzere… Yani bir çember daha tamamlandı ömrümüzde. Yarın Güneş Koç’a geçiyor ve BAHAR BAŞLIYOR :)

Biz bahara girerken oluşan Su Üçgeni’nin şifasını hayatımıza nasıl çekebiliriz diye soranlara gelsin bu yazı;

ŞİFA’ya gerek varsa, demek ki ortada bir ACI vardır!

Fiziksel ya da duygusal anlamda ”acı” hissinden muaf olan hiç bir canlı yoktur.

Temelde iki nedenle ACI hissederiz;

  • Kontrolümüz dışında gelişen olayların hayatımızda yol açtığı sonuçlar yüzünden.
  • Kontrolümüz altında gelişen olayların, kendimiz ya da etrafımız için doğurduğu sonuçlar yüzünden.

Ve acının en iyi ilacı AFFETMEK’tir.

Ama bu bize çok zor gelir. Zira affedilmeyen acıların her biri ”kendisinden daha büyük” bir şeylere dönüşmüşlerdir…

BU NE DEMEK?

Bir saldırıya, bir iftiraya, bir saygısızlığa, bir özensizliğe, bir ihmale, bir haksızlığa ya da bir kadersel bir zorluğa maruz kalmak ve bu yüzden bir şeyler kaybetmek acı verir. Ama hayat kayıpları bir şekilde telafi edecektir… Elimizden gelen bir şey varsa yapar, yoksa zamana bırakır ve kendimize dersler çıkartmaya odaklanabiliriz. Nihayetinde yaşadığımız acı verici olay, etrafımızdakilerin karakter zaafiyetlerini, ya da içinde yaşadığımız ortamın açıklarını ortaya koymuş, kime veya  hangi sisteme nereye kadar ve hangi konuda güvenebileceğimizi daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Problem dıştadır. Ve bu acı olayı yaşamak, insanlardan ya da sistemden kaynaklanan problemin ”bizim problemimiz”e dönüşmemesini sağlamak için, nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda uyarıcı olmuştur.

Yani dış koşullar yüzünden yaşanan acılar aslında gelişmeye vesiledir…

Biz kişilerle/kurumlarla/durumlarla ”canımızı acıtabilecek niteliklerini dikkate alarak” ilişki kurarsak, beklentilerimizi, mesafemizi, tutumumuzu bu bilgiye göre şekillendirirsek, ACI’yı geride bırakmak ve durumu ya da insanları affetmek mümkündür.

Ama biz ne affedebilir, ne acıyı geride bırakabiliriz… Üstelik çoğu kez durumdan öğreti çıkartmayı ve beklenti, mesafe, tutum ayarı yapmayı da beceremeyiz!

Zira yaşadığımız olay bize incitilebilir, ihmal edilebilir, terk edilebilir, kandırılabilir durumda olduğumuzu göstermiştir.  Biz bu yaşadığımız olayı aslında zayıf, beceriksiz, etkisiz, saygıyı ve sevgiyi hak etmeyen, önemsiz, istenmeyen, cazibesiz, kaybetmeye mahkum… yani BERBAT biri oluşumuza bağlarız… Aslında diğerlerini aptal, dikkatsiz, yalancı, şerefsiz, korkak, ahlaksız, sakar, şaşkın, vesaire oldukları için affedememek değildir konumuz… Aslında biz ”öyle, şöyle, böyle” biri olduğumuzu düşündüğümüz için kendimizi ve bize bunu hatırlattıkları için de diğerlerini AFFETMEYİZ!

Alla Allaaaa yaw… BİTMEYEN ACILAR ve KİMSEYİ AFFEDEMEMEK halinin altından da öz-değer problemlerimiz çıktı! İşe bak sen :)))

Gelelim bizim sebep olduğumuz acılara; Tıpkı ötekiler gibi bu acılar da BİTMEZ… Niye mi?

Acıya neden olduğumuzu kabul etmek istemeyiz de ondan! Zira ya düşünememişizdir… ya kötü bir niyetimiz yoktur sadece eğlenmek istemişizdir…ya deli gibi seviyoruzdur… ya naapalım işte sıkılmışızdır, sevmiyoruzdur… ya sonuçta biz de insanızdır her dakika mükemmel olamayızdır… ya annemizden babamızdan böyle görmüşüzdür… ya önce can sonra canan ve nihayet bir ara elalem önemlidir… Yani aslında TIPKI AFFEDEMEDİĞİMİZ İNSANLAR GİBİ biz de bir şekilde kusurluyuzdur ama bunun üstüne bir de ”hıyarın önde gideni” olma kusurunu ekleyip, inkara ve hatta kusurumuzu yeni kusurlarla kapatmaya, hatta hattaa… suçlanamaz olabilmek ve bedel ödememek için üste çıkıp ”ne var canım”a yatmaya, kabahati başkalarına atmaya, karşımızdakileri salak durumuna düşürmeye de kalkabiliriz…

Bir kabul, bir özür ve telafi için atılacak bir kaç adımdır bütün yapılacak olan… Ama YAPMAYIZ!

Yapamayız… Zira bu durum da aslında zayıf, beceriksiz, etkisiz, saygıyı ve sevgiyi hak etmeyen, önemsiz, istenmeyen, cazibesiz, kaybetmeye mahkum… yani BERBAT biri olduğumuzu hatırlatır bize!

Çünkü biz hatayı kabul ettiğimiz zaman kendimizi AFFEDEMEYİZ! Ve bu yüzden de affedilmeyi ummayız…

Aaaa… BİTMEYEN ACILAR ve KENDİNİ AFFEDEMEMEK halinin altından da öz-değer problemlerimiz çıktı! Ya bu öz-değer problemini kim icat ettiyse ben onu bulup…. :)))))

PEKİ NEDİR KARDEŞİM… Öz-Değer problemi sahibi olmak da bizim hatamız mıdır?

Büyük ölçüde HAYIR! … Başınıza taş yağacak :))) Juno neredeyse ilk defa bir durumdan ”mağdura bağlayanı” sorumlu tutmadı… HAYRET :)))

Öz-Değer sorununun temelinde sorunlu kodlarla yüklenmiş genetik hafızalarımız ve sosyal yapının bize yüklediği ”mükemmellik” mitleri vardır…

EGO odaklı, yani yüzünü ”vesvese verene” dönmüş insan, kendisini yanılmayan, yıkılmayan, yaşlanmayan, kimseden eksik olmayan, cüret edilip de canı acıtılamayan, ”tanrısal” bir varlık olarak görmek istemektedir… YÜCE İNSAN; her şeyi kendisinin istediği gibi oldurtturabilen, eskaza oldurtturamayınca gazabı müthüşşş olan, adaleti kendi eliyle şeyttirebilen, ne biliyim işte hiperüstü ondüleli bir şeydir :)))

Bu nedenle bencil, düşüncesiz, hoyrat, sinsi, özensiz, hesapçı, kaçak, sorumsuz, tembel davranmaya da hakkı olduğunu düşünür ve yüzüne böyle olduğunu vuran durumları görmezden gelir.

Oysa Yaratan’ın düzeni hiç de böyle değildir… Denir ki, gücü her şeye yeten bir tek O’dur! Onun kendi esmalarının farklı terkiplerinden meydana gelen bizler ise, hataya açık, zayıf, herşeyi bilmekten ve sistemi okumaktan aciz, korunma ve yol gösterilmeye muhtaç varlıklarız! Yani hatalar olacaktır…

Maruz kaldığımız acılar karşısında yapılacak şey; önde sebep olanları ama alttan alta kendimizi suçlu bulmak yerine, zarara telafi bulmak, duruma çözüm bulmak ve kendimizde herkesi affedebilecek gücü bulmak için O’na sığınmaktır!

O BİZE YETER!

Ve bir hata yaptığımızda, yani acıya neden olduğumuzda da, yapmamız gereken tek şey kendimizi acımasızca yargılayıp, umutsuzluğa gömülmek, hayattan elimizi çekmek ya da edepsize bağlayıp yaralı bir vicdanla yaşamaya mahkum etmek değildir! Yapılacak en güzel şey, hatamızın adını dürüstçe koymak, bunu kendimize itiraf etmek, Yaratan’dan af dilemek, uygun olanı görmek ve bunu yerine getirecek gücü bulmak için de O’ndan yardım ve yol göstericilik istemektir…

Yaratan bize, asla kendimize vereceğimiz cezalardan daha büyük bir ceza vermez. O asla bizden affı ve çözümü esirgemez… Af dilemeyi, eksik bildirmeyi, yardım istemeyi unuttuğumuz için BİZ bunlardan mahrum kalırız…

Temiz bir vicdan, şüphesiz iman eden bir kalp ve bencillik ve tembellik etmek yerine hizmet etmek için uğraşan bir bilinç için, ACI geçicidir… AFFETMEK ve AF BULMAK ise her daim açık olan kapılardır.

Bugün Akrep’te olduğu için hepten ”Acıların Çocuğu” haline gelen AY’ın, şifacı Chiron ve cömert ve şefkatli Jüpiter ile yaptığı üçgen, bize uzayıııpp giden, şifa bulmak bilmeyen ACI’larımıza, affedemediğimiz eksiklerimize, hatalarımıza, kurtulamadığımız ve bu nedenle KADERİMİZ HALİNE GELEN zanlarımıza, yeni bir gözle bakmak şansı veriyor bize…

Kullanmak nasip olsun… ŞİFA OLSUN!

Everybody Hurts ”Herkesin Canı Acır” … REM’in parçasıdır. Ama ben size – küçük dünyalarımızın kırgınlıkları içinde kaybolduğumuzu farketmemizi, elimizdeki ”unutulmuş” ŞÜKÜR sebeplerini anmamızı ve yalnız kendi arzularımız için değil, acı çeken birçok insan için de elimizi açarak dua etmemizi sağlasın diye – birçok sanatçının Haiti Depremzedelerine yardım amacıyla bir arada söylediği bir versiyonu çalacağım..

Ve ben de ” Ho’oponopono ” olarak bilinen bir Hawai geleneğinin basit formülüyle kendimce üstüme düşeni yapacağım.

Hayatıma girmiş, dokunmuş, ya da çok uzaklarda var olan olan tüm insanlar… SİZİ SEVİYORUM! Bilerek veya bilmeyerek verdiğim her türlü zarar için, ve benden dolayı ya da bambaşka nedenlerden ötürü yaşadığınız tüm acılar için ÜZGÜNÜM… Kendim ve tüm insanlık adına hepinizden özür dilerim. LÜTFEN AFFEDİN… TEŞEKKÜR EDERİM!

https://www.youtube.com/watch?v=1zugOJU8bds

Everybody Hurts for Haiti Eartquake

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

23 thoughts on “Ay, Jüpiter ve Chiron Arasında SU Üçgeni … Affetmek ve Affedilmek Hakkında Bir Gün

  1. Juno’m
    Neden burada olduğunu biliyorsun değil mi… evet biliyorsun :)
    sen yaz :) hep böyle yazarak şifaya vesile ol… çok teşekkürler, içtenlikle, çok çok :)
    sevgiler
    Öz’den

  2. sevgili juno her ne kadar bazen yazindaki bazi sözcükler batsada :) ama batmasi lazimki nefsin cani acisin demi… ama yazilarin iyi geliyor sifa olsun sifa almak isteyene

    ben de yasadiklarimi gencligimde yaptigim hatama baglarim o zaman cocuk sayilirdim ama isde birini fena sekilde üzmüstüm yas 16 ydi o dönemde yasadiklarim tüm hayatima mal oldu diyebilirim sevgili juno ne dersin karsi taraf beni affetmemis demekkine:)) yada kimbilir aklina bile gelmiyorumdur ben öyle saniyorumdur herkesin cani sagolsun diyelim

  3. Ne kadar güzel anlatmışsın Juno… Kendimi affedemediğim ve sürekli çevremi suçladığım bir dönemde okumam tesadüf değildi elbette… Ruhumuz kalbimiz temizlensin en kısa sürede…Şarkıyı çok sevdim… Yüreğine sağlık

  4. Mükemmel bir yazı olmuş. dedikleri gibi batan yerleri de yok değil ama en azında öz değer sorununu da bize yıkmadığın için sevindim:) sevinilecek bişey değil ama ne diyeyim Allah razı olsun senden yazılarının sonunda asıl varılması gereken noktayı,sorunun çözümünün ne kadar basit olduğunu biz hep unutsakta hatırlattığın için.Bu arada yazılara koyduğun resimlere de bayılıyorum :) teşekkürler…

  5. Dün gece kendi blog’umda acı’yla ilgili bir yazı yayınlamıştım… Şimdi sizin bu yazınızı okuyunca tüylerim tikan tikan oldu :-)))) Bir psikoterapist olarak sizin ifade gücünüzü çok etkili ve derinlikli buluyorum. Biz teorilerin içinde kaybolurken danışanlarla iletişimde bazen zorlanabiliyoruz; ancak şahsım adına itiraf edeyim, sizin yazılarınızdan çok ilham alıyorum :-)))) İyi ki varsınız, çok teşekkürler…

  6. Bugün kaç kez okudum bu yazınızı bilmiyorum … ya da kaç kez daha okuyacağım onu da bilmiyorum … Affedememek nasıl da acı veriyor bu pisipisiye oysa ki :/ hadi pisi bir kez daha oku bu nefis yazıyı ,çözüm burada ! :) sağ olasın Sevgili Juno :)

  7. ellerine, yüreğine sağlık:) ne güzel kaleme anlmışsın, kimsenin dile getiremeyip içinde sakladığı duyduları anlatışın! hem derdi hem de dermanı vermişsin Juna! teşekür ediyorum:))

  8. :) Bu yazınız hiç te tesadüf olmadı benim için , büyük zekanız ve yüreğinizle tanışmam da tesadüf olmadığı gibi,bu yıl tanıdığım en müthiş insan için teşekkürle başlasam yaratıcıya güzel olacak,devamıda aynen dediğiniz gibi akacak, tüm yüzleşmelerimle…Bazen siz şu hani kanatlı varlıklar var ya onlardan birisiniz diye düşünmeden alamıyorum kendimi….Görüşürüz sokrates ;)

  9. Juno merhaba :)
    Yine enfes bir yazı, teşekkürler, seni seviyorum :)
    Bir şey öğrenmek istiyorum bu Ho’oponopono tekniğinde ülke meselesinden, yaşanan kazalardan ve her türlü bireysel, sosyal olaylardan önce kendimizi sorumlu tutmak, ardından bu yüzden af dilemek anlatılıyor. Buraya takıldım Juno, açabilir misin bunu? Herrrr
    şeyden ama herrr şeyden ben nasıl mesul oluyorum,anlamadım.
    Birde bir şey söyleyeceğim, ibadetin milyar çeşidi var görüyor musun juno.
    şu kısmını öğrendim bu arada birinde Bi cık cıklamalık hal görüyorsak bilelim ki biz ona sahibiz, bunu tasavvufçularda dile getiriyor, ondandır insanları eleştirirken biraz daha duraksama yaşamaya daha anlayışlı olmaya başladım, len sendede var hadsiz bide eleştiricen mi gibi . Ama onda ki o soruna ben nasıl sebep olmuş olabilirim, oraya dediğim takıldım. Peki daha fazla uzatmadan, sevgiyle.

    1. Canımcım :)
      Samimi yazın için çok teşekkür ederim.
      Ho’ponopono’daki zihniyet, kendimizi herşeyden dolayı suçlu bulmak ve bu yüzden sorumlu tutmak değil anladığım kadarıyla.
      Biz tüm insanların iyiliğinden sorumluyuz ve onlar için iyileştirici birşeyler yapabiliriz diye okuyorum ben bunu…
      İnsanlar birçok acı yaşıyorlar ve sosyal bilinçaltımızdaki ön kabuller yüzünden – güçlü olma, yenilmeme mitleri vs. – görüntüde birilerini ya da sistemi, ama özde kendilerini SUÇLU ve EKSİK görüyorlar.
      Başlarına gelenleri, kötü, eksik, sevilmeye layık olmayan kişiler olmalarına bağlıyor ve affedilmeyi ve iyi olmak için çaba göstermeyi anlamsız buluyorlar.
      Bu onları hastalandırıyor… Hatta ”kötü” işler yapmalarına da zemin hazırlıyor.
      Onlara şifa vermek için, duymaya ihtiyaç duydukları sözleri söylemek, onlara sevildiklerini ve önemli olduklarını, büyük bir ailenin parçası olduklarını ve İYİLİĞİ hak ettiklerini hatırlatmak için yapılan birşey Ho’ponopono
      Hepimiz Yaratan’dan geliyoruz ve hepimiz biriz… Birbirimiz için sorumluluk duyuyoruz ve birbirimizi seviyor, acıları paylaşıyoruz. Eğer gerçekten bir hatamız olduysa elbette bunun için de özür diliyoruz. Ama doğrudan bir hatamızın olmadığı durumlar için de bunları söyleyerek; SENİ ÖNEMSİYORUM SEN DEĞERLİSİN İYİLEŞMEYİ HAK EDİYORSUN diyoruz…
      Bu yöntemi bir psikolog hapishanedeki akıl sağlığı bozuk mahkumlara uygulamış ve çok iyi sonuçlar almış.
      İnsanların kendilerini affetmek ve iyileşmeyi kabul etmek için, bunu hak ettiklerini duymaya ihtiyaçları var.
      SEVGİLERİMLE :)

      1. Bu sistem kendimiz için de işliyor :) Yaratan’a bir hatamızı itiraf etmek ve bağışlanma istemek ve bunun mutlaka olacağına çünki O’nun affediciliğini daima hak ettiğimize inanmak böyle bir şey. Yaratan’ın varlığını ve Ondan olduğumuzu kabul ederek, suçluluk hissimizi ve bundan dolayı duyduğumuz üzüntüyü itiraf ederek, özür dileyerek, affedilme hakkını talep edebilir, bunun için teşekkür edebilir ve şifa bulabiliriz.

  10. Juno,
    Harika bir yazı ellerinize gönlünüze sağlık. Ho’oponopono dan bahsetmeniz beni çok mutlu etti. Yorumlardaki açıklamalarınıza bilmeyenler için bir benzetmede bulunmak isterim. Nasıl ki Juno’nun tercüme ettiği göklerin bu hareketlerinin, hem bizim kişisel hayatlarımızı hem de dünyadaki büyük olayları yönettiğini kabul ediyorsak, aynı şekilde biz de hem hayatımızdaki kişisel olaylardan hem de büyük olaylardan sorumluyuz. Göklerde olan yerdedir, içte olan dıştadır. Ho’oponopono yu herkese tavsiye ederim :) Teşekkürler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s