Posted in Ay Döngüleri

16 Mart 2014, DOLUNAY Başak Burcunda; Kontrol, Rahatlık ve Abartmak Üzerine Dersler…


Study of Hands by Leonardo da Vinci
Study of Hands by Leonardo da Vinci

16 Mart 2014 Pazar Günü, İstanbul itibariyle saat 19:10 civarında Başak Burcu’nun 26 derecesinde DOLUNAY tam halini alacak.

Her DOLUNAY’da olduğu gibi, duygularımızı kontrol edemediğimiz sürece nefsimiz bizi istemediğimiz uçlara çekebilir ve uzlaşmayı, dengeyi bulmayı, kendimizi kontrol altına almayı beceremediğimiz her durum, bizi hem başkaları ile hem de kendi kendimizle karşı karşıya getirebilir!

Bu DOLUNAY’ın yorumunu hangi göstergelere dayanarak yapacağımı açıklayayım;

  • Anın haritasında – her DOLUNAY’da olduğu gibi – Ay Güneşe karşı… Varsayılan Görünen ile, Vicdan Ego ile, Alan Veren ile, Boyun Eğen Hükmeden ile çekişme halinde… Ama taraflar birbirlerinin evlerine girmiş yani birbirlerinin konumlarını üstlenmişler!
  • AY, titiz, sorgulayıcı, mantıklı, elle tutulup gözle görüneni öne alan, kendini ve sahip olduklarını kollamaya odaklı, kaygılı, kuraldan, düzenden, disiplinden yana olan ve kolay memnun edilmeyen Başak Burcu’nda… Ancak örtülü gerçekleri, çözülme ve vazgeçişi, akıl ve mantık ile sınırlı olmayanı, karşılıksız ve koşulsuz fedakarlığı, teslimiyeti, varlığı yoklukta bulmayı simgeleyen ve aslen Balık Burcunun doğal yuvası olan 12’inci evde.
  • Güneş ise, inisiyatif almak yerine akışa teslim olmayı seven, var olan durumun içinde kaybolmayı seçen, kendisine ve başkasına ait olan – maddi varlıklar, algılar ve görevler – arasındaki ayrımı yapmakta zorlanan, sorumluluklarını göz ardı etmek ile etkinlik alanını hadsiz-hudutsuz genişletmek arasında geniş bir yelpazede salınan, bazen görünmeyeni gören ve söyleyen bazen de görmek istemediği gerçeklerden kaçmaya ve aldatıcı varsayımlara dayalı bir dünya kurmaya yeltenen Balık Burcu’nda… Ancak, fiziki varlığımızı ve bizi çevreleyen fiziki koşulları, gündelik hayat içindeki rutinlerimizi ve alışkanlıklarımızı, sorumluluklarımızın getirdiği zorunlulukları ve korumamız ya da kontrolümüz altındaki insanlarla ilişkilerimizi simgeleyen ve Başak Burcunun doğal yuvası olan 6’ıncı evde.
  • Akrep Burcu’nda retroya giren, yani geçmişte yaşanmış yıkımlara dair, sistematik düzenlemeler yapmaya girişen Satürn, maddi ve manevi değer sistemimizi temsil eden 2’inci evden, Ay’a 60, Güneş’e ise 120 derece açılar yapıyor…
  • Anın yükseleni adalet, denge ve uyumun simgesi Terazi ve Yöneticisi Venüs 4’üncü ile 5’inci evlerin – yani güvenlik ve yeniliğin, huzur ile mücadelenin – sınırında, sınırları zorlamayı seven Kova’da… MC’deki Jüpiter’den 150 derecelik açı alıyor. Yükselen Noktasına ve Juno-Şans Noktası – Uranüs üçlemesine ise ılımlı açılar yapıyor.
  • AY Güney Ay Düğümü ile, Güneş ise Kuzey AY Düğümü ile 150 derecelik açılar yapıyor.
  • AY’ın yerleştiği Başak Burcunun yöneticisi Merkür de Kova’da ve AY Düğümleri ile ılımlı açılar yapıyor.

PEKİ BİZ NE YAPIYORUZ;

Hepimizin hayatında hakimiyet kurduğu alanlar ve ”Ego Enflasyonu” yaşadığımız durumlar vardır! Hepimiz arada bir tercihlerimizin ”uygun, vicdanlı ve adil” olup olmadığını dert etmeden rahatımıza ve işimize geldiği gibi davranırız… Zira – zannımızca – KONTROL bizdedir! Bir şekilde hem kendimizi hem de başkalarını, ”böyle olması gerektiğine” ikna ederiz. Ya da biz özgürlüğümüzün sınırlarını sessiz sedasız genişletir ve tepki almadıkça, yaptıklarımızın ”bir sakıncası olmadığına” daha bir inanırız. Etrafımızdakiler de iyi niyetleri, bilinçsizlikleri, yetersizlikleri, zaafları ya da mecburiyetleri yüzünden bizi destekler, oyunu bizim istediğimiz gibi oynarlar.

Oysa bu alemde, sonsuz, sınırsız ve kusursuz olan, bu yüzden de sorguya veya yargıya tabi olmayan sadece YARATAN’dır! İnsan içinse, sadece ”vicdan ve adalet ile sahip çıkılan” sorumluluklar, özenli bir gayretle ”hakkı verilen” işler vardır… Vicdanı, adaleti ve özeni kaybedince yetkinliğimizi, yetkinliğimiz azalınca da etkinliğimizi ve haklarımızı kaybederiz…

Bazen de aldatılan, oyalanan, kullanılan ve bunu sineye çeken, sorgulamadan boyun eğmeyi ve itirazsız uyum göstermeyi tercih eden biz oluruz! Ama bunun ardında da ”gizli” bir ego enflasyonu, ”dolaylı” bir zafer duygusu ya da iktidar arzusu, fedakarlık ile örtülmüş bir ”sahiplenme” iddiası, üstümüze vazife olmayanları üstlenerek kendimize ”yer açma” kaygısı, bazen de bizi geri çekilmeye teşvik eden ”çıkar” hesapları vardır… Durumda bir dengesizlik olduğunu biliriz. Hafiften çemkirdiğimiz de olur… Yine de kendimize farklı bir yol seçmeyi gözümüz yemediği için, alıştığımız düzene ayak uydururuz.

Ama bir gün gelir, içinde yaşadığımız sistem bizi reddetmeye ya da bünyemiz kabul ettiğimizi zannettiğimiz koşullara tepki vermeye başlar!

O ZAMAN;

  • İşimizi, gücümüzü, ilişkilerimizi elimize yüzümüze bulaştırmaya başlarız… Görülmemesi, hissedilmemesi mümkün olmayan aksaklıklara neden oluruz…
  • Her zaman söz dinleyen göller artık bizim çaldığımız maya ile kıvam tutmaz olur… Ne kendimizi ne etrafımızdakileri kontrol edememeye, ”error” vermeye, ve tepki almaya başlarız…
  • Yetki ve etki alanımızda kalan işler ve insanlar hakkında yeterince sorumlu, vicdanlı, titiz, özenli davranmadığımız, kuralları ihlal ettiğimiz için ve bizi var eden düzene zarar veririz… Ve elbette bu durumdan zarar görmeye de açık oluruz…
  • Kendimizi sorgusuz sualsiz teslim ettiğimiz durumlar ve insanlar hakkında bir daha düşünmemiz, olayları farklı bir gözle değerlendirmemiz gerektiğini anlarız…
  • İşimize geldiği için işbirliği yaptığımız kişilerin hayırsız işlerine ve alışkanlıklarına göz yumarız… Ama bir gün gelir bize zarar verecek faaliyetlerini arttırdıklarını ve kullandığımızı sandığımız insanlar tarafından artık kullanıldığımızı, hatta harcandığımızı hayretle idrak ederiz…
  • Etrafımızda var olan ama görmezden geldiğimiz sorunlar, ucunun ”nasılsa” bize dokunmayacağını düşünmediğimiz haller, gözümüze batmaya, kalbimizi daraltmaya, sessiz kalınamayacak boyutta rahatsız edici olmaya başlar… Hatta kaderlerine duyarsız kaldığımız insanlardan daha beter duruma düşeriz…
  • Pek keyifli geldiği için tam gaz devam ettiğimiz alışkanlıklarımız, sağlığımız ve üretkenliğimiz üzerinde olumsuz etkiler yapar…

Yani terk etmeyi hiç arzu etmediğimiz ”KONFOR ALANIMIZ” birden bizim için bir rahatsızlık kaynağına dönüşür.

İşte o zaman dönüp; ”BEN NERDE YANLIŞ YAPTIM?” diye kendimizi sorgulamak farz olur!

  • Kaçındığımız ya da akıl etmediğimiz soruları sormak,
  • Boşladığımız hesapları ele almak, açıkları bulmak ve kapatmak,
  • Ummadığımız yerlerden ve beklemediğimiz insanlar tarafından sorgulanmak ve sınırlanmak,
  • Kendimize veya başkalarına ”tölerans” gösterdiğimiz alanlarda biraz daha hassas ve kuralcı olmak,
  • Hayatımıza, ilişkilerimize, bize sunulan konfor alanlarını hatta bedenimizi kullanma biçimimize bir çeki düzen vermek,
  • Yetkilerimiz, sorumluluklarımız ve önceliklerimiz konusunda yeniden düşünmek,
  • Kendimize ve başkalarına haksızlık ettiğimiz, alanımıza tecavüz edilmesine izin verdiğimiz ya da başkalarının etki ve yetkilerine haksızca müdahale ettiğimiz konularda, tutum değişikliği yapmak,

bu DOLUNAY sürecinde üzerinde çalışacağımız temel konulardır!

MUTLAK HÜKÜM ve HAK sahibi olan tek varlık YARATAN’dır… Bizler O’nun ihtişamının yansımaları, elçileri ve hizmetkarlarıyız… Koşulsuz ve elimizden alınamayacak olan tek hak, ONDAN olmamızdır!

ONDAN olmak, bizim içimize yerleştirilmiş bir kod, her koşulda devreye giren kaçınılmaz bir  formüldür… Reddetsek de, GERÇEĞİ bilir ve inkar ettikçe kendimizle yabancı düşmenin acısını daha derinden yaşamaya başlarız… Kurgularımızı elimize ayağımıza dolaştıran ve bizi eninde sonunda HAK ile buluşturan bir sistemdir içinde yaşadığımız!

Biz o sistemi ne tam manasıyla anlayabilir ve yargılayabilir, ne kontrol edebilir, ne içinde istediğimiz gibi at koşturabilir, ne de istediğimiz yöne çevirebiliriz…

Kontrolü de, rahatlığı da abartmaktan bir hayır görmez insan evlatları… Zira HİÇBİR ŞEY bize ait değildir… MÜLK ONUNDUR! Bilgi, yetenek, yetki ve yol göstericilik gibi nimetler ise, bunları hakkıyla kullananlara EMANET edilir.

Öyleyse; kendimizin ve birlikte yaşadığımız tüm varlıkların hayrı için yapabileceğimiz en iyi şey, ADİL, ÖZENLİ, DUYARLI ve ÖLÇÜLÜ bir biçimde, üzerimize düşenleri fark etmeye ve yerine getirmeye çalışmaktır. Bu dünyanın beyliği için vazgeçmemek gerek o zaman en kıymetli varlığımızdan ”EMANETİMİZDEN” … Yoksa iki cihanda rahatlık bize haram!

STING … The Last Ship – Son Gemi

Neye söz verdiyse ve ne yaptıysan… Neye liman olduysan ömründe… Baba ve Oğul adına hangi dalgaya binip yol aldıysan… Bu dünyada, öte alemde, güneşin altında… SON GEMİ KALKARKEN

http://www.youtube.com/watch?v=VOmUw6Y_z6I

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

9 thoughts on “16 Mart 2014, DOLUNAY Başak Burcunda; Kontrol, Rahatlık ve Abartmak Üzerine Dersler…

  1. TEŞEKKÜRLER
    ÇOK ETKİLEYİCİ VE KURGULANMIŞ BİR SENARYO GİBİ.
    BENCE SİNEMA YAZARI OLMALISINIZ, ÇOK GÜZEL KARAKTERLER OLUŞTURABİLİRSİNİZ.

  2. ….kendimizin ve birlikte yaşadığımız tüm varlıkların hayrı için yapabileceğimiz en iyi şey, ADİL, ÖZENLİ, DUYARLI ve ÖLÇÜLÜ bir biçimde, üzerimize düşenleri fark etmeye ve yerine getirmeye çalışmaktır…
    Tevekeli ki bir önceki yazının bitişi Nefsini bilen Rabbini bikir hatırlatması ile bitmekteydi..
    Teşekkürler junim..ne zor herşey ve ne kolay aslında herşey..Allahı idrak etmek Onun asla idrak edilemeyeceğini idrak etmekten ibarettir diyen hz ebubekire selam olsun..

    1. Hımmm :) ilginçmiş hakikaten…
      HAYIRLI OLSUN ki zaten daima da öyle olur
      Rabbimin sevgisi şefkati hepimizi kuşatmaktadır.
      Hiç endişe etmeyin!

  3. Teslimiyet ve akıştayım… sevgiyle kabul ediyorum gelecek olanı :) bir destek aradım, karşıma sen çıktın sevgili JUNO çok teşekkürler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s