Posted in Kısa Dönemli Etkiler

Merkür Balık’ta Retro … Kendimizden Kaçak Haller İle Retrospektif Yüzleşmeler ;)


by Cezary Kielar
by Cezary Kielar

”Dünyevi Aklın Temsilcisi” Merkür, 30 Ocak’taki Yeniay’ın hemen ardından ”Manevi Alemin Geçiş Kapısı” Balık’a giriş yapmıştı… O zamandan beri de kimsede akıl fikir kalmadı zaten :))) Herkes verdi saçlarını rüzgara… Gönül bahçeleri tarumar!

Geçiş kapısına girdi akıllarımız amma… Henüz ”Mevla’yı Bulma” faslına gelmedik… Hala ”Ahhh Ulan Ahhh Geçemedim Şu Leyla’dan” kısmında patinajjjj halindeyiz. Zaten ”tarumar” eden de bu kısım ;)

Gelgelelim Merkür Balık’ın efendisi Neptün ile buluşmasının ardından, 7 Şubat itibariyle vitesi retroya atıyor! Kuzey ve Güney Ay Düğümleri ile de ılımlı açılar yapıyor :) Bizi yakamıza yapışmış Leyla haller ile önce kavuşturup sonra da helalleştirmeye niyet etti besbelli…

”Junooo… Besbelli sen şu sinameki Merkür Retrosu’nu da ‘ŞİFADIR ANACIM’ kıvamına sokmaya yelteniyorsun!” diyenlere selam olsun :))))

Hayat Şifadır Zira…

Tarihler hakkında bir kısacık altyazı geçeyim meraklısına6 Şubat’ta Balık’ın 3 derecesinde durgun hale gelerek retro sürecine giren Merkür, 12 Şubat’ta Kova’ya rücu edecek, 28 Şubat’a kadar da geri viteste kalacak… Yani Şubat biterken Retro resmen bitecek ama gölgesi Merkür’ün tekrar Balık’taki konumuna döneceği 20 Mart’a kadar sürer. Anlayacağınız, inceden bir kanun o vakte kadar dımbırdar arka planda…

Bu RETRO’nun hikayesine gelince…

Klasik RETRO uyarıları uyarınca; bu devrede yeni anlaşmalara imza atmak, yeni eşyalar almak, yeni işlere girişmek yerine, bunlar için sadece plan yapmak, düşüncelerdeki eksikleri saptayıp tamamlamak ve bu arada kapatmak istediğimiz eski defterleri temizlemek ”daha hayırlıdır.” Sağlıksız olan davranışları fark edip terk etmek kadar, sağlığımızla ilgili problemleri elden geçirmek için de uygun bir devredir… Ve – döneme Neptüniyen bir başlangıç yapıldığı için – yanlış anlamak kadar kendimizi yanlış anlatmak gibi bir tehdit – her zamankinden – daha yüksektir. Bu nedenle, iletişimlerimizde sade, somut ve özenli olmak, karşılıklı alınan mesajların nasıl anlaşıldığını teyit etmek, hemen sonuca atlamamak iyi olur…

Ama akacak kan damarda durmaz ve bazen de hep yapılan bir ”hatanın” idrak edilmesine vesile olur :)

Zira bu retro döneminde konu ”Fazla kaptırıp gittiğimiz ama giderken aklımızı geride unuttuğumuz, ya da biçim itibariyle ilerleyip bilinç ve öz itibariyle geri kaldığımız  haller!”

Kendi içimizde bütünlüğü sağlayamadığımız her durumu ”kendimizden kaçak” yaşar ve içimizde bitmeyen bir yarım yamalaklık hali olduğu için, bir türlü ayağımızı sağlam basamaz, bir türlü kendimizden ve yaşadıklarımızdan hoşnut olamayız! Esasen birçok insanın hayatıyla ilişkisi komple bu haldedir…

İç bütünlüğü sağlayamamış olmak, akılla duyguyu, söz ile davranışı, teori ile pratiği, bedenle ruhu bir edememek, zaten hep biraz yarım ve biraz kayıp olmaktır…

”Neden bu kadar zor iç bütünlüğü yakalamak?” derseniz, ”Rol modellerimizin de böyle tutarsızlıkları olmasından…” derim. Tutarsızlık dünya-odaklı hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır! Etrafımızdaki bir çok insanın – bebekliğimizden itibaren bir arada olduklarımızdan başlayarak aşağıdaki tutumları sergilediklerine şahit oluruz;

  • Sözde savunduğu ve kendisine davranılmasını beklediği gibi değil işine geldiği gibi davranmak,
  • Hatalarını kabul etse de, onlardan vazgeçmek yerine kendinden vazgeçmek,
  • Yaptığı her şey için kendini haklı görmek ve yapamadığı her şey için başkalarını suçlamak,
  • Gerçekçilik adı altında işine gelmeyen her çözüme bir bahane bulmak,
  • İyi yaşamayı önemsemek ama sağlığını ihmal etmek… Bunu da ”hayat dolu olmak” adı altında şerbetlemek,
  • Uzaktan yücelttiği değerleri hayata geçirmeyi başaran bir insanı yakından tanıyınca, o kişiyi ”acayiplik, delilik, salaklık hatta ikiyüzlülük” ile suçlamak,
  • İnsanlara – istediklerini yaptıkları sürece – iyilik, beceriklilik, güçlülük gibi aşkın özellikler yüklemek, – isteğinin aksine davrandıklarında ise – onları ilgisizlik, sorumsuzluk, güvenilmezlik ile suçlamak ama bunu güçlü, sorumluluk sahibi, anlayışlı, en önemlisi ”kendi hayatının yükünü sırtına alabilen” biri olmaktan kaçındığı için yaptığını bir türlü görememek,
  • Sırf kendisini güçlü hissetme ihtiyacı yüzünden ”bağımlı” hatta ”iyi niyetini kötüye kullanan” insanları sineye bastırmak ve ”eksiklerini fark ettirenleri” hayatından uzağa itmek,
  • Müdahaleden hoşlanmamak ama kendisine koyması gereken sınırları da bilmemek,
  • Uygun olan yol yerine kolay olan yolu seçmek, ertelemek, görmezden gelmek,
  • Kendine acırken şükretmesi gerekenleri yok saymak,
  • Ve en önemlisi sürekli ”hayırlısı olsun” dese de aslında ”sistemin hakkaniyetine yürekten inanmamak ve Merkezle pazarlık içinde olmak”

İnsan kendisindeki bu tutarsızlıkların aslında tutunulacak yanı olmadığını bile bile huzur bulamaz…  Bu yüzden de boşlukları ”meşru görünen” varsayımlar, ön yargılar ve beklentiler ile doldurur! Üstelik bu ”dolgu kalıplar” kuşaktan kuşağa, topluluktan topluluğa aktarılır. Ve kemikleştikçe zararlı ve baş edilmesi  güç hale gelirler.

Tutarsızlıklarımızı savunur, onlara sarılır, kendimizden kaçmak için onları baş tacı ederiz… Ta ki göz ardı edilemeyecek bir olay meydana gelene kadar!

Merkür’ün Balıkta başlayıp Kova’da devam edecek olan geri yolculuğu ”dolgu kalıplarımız” ile ”gerçekler” arasındaki tutarsızlığı arttıracaktır…

Bu dönemin başında ”Kendimizden kaçmak” için kullandığımız yöntemlere abandıkça abanıp yine de rahatsızlığımızı bastırmayı beceremeyebiliriz. Ama süreç içinde bir yerlerde, bize ”ben bunu daha önce de yaşadım!” dedirten olayların meydana gelmesi beklenir. Ve geçmişi tekrarlayan ya da anımsatan olayların eşliğinde, eskiden beri iddia ettiklerimizin, tutunduklarımızın, sığındıklarımızın anlamsızlığı, bir daha gözümüzün önüne serilecektir…

Bunların ”hayatımızı darmadağın edecek” gelişmeler olması gerekemez. Ama bizi ”kemikleşmiş bir yanılgı” ile yüzleştireceği için, hayatımızdaki önemi büyük olacaktır :) Ve bu ”retrospektif yüzleşmeler”in her biri bir nimettir… Zira;

YANILSAMAYI AŞMANIN EN İYİ YOLU, VARLIĞINI ve YARARSIZLIĞINI KABUL ETMEKTİR!

Bu alemin bir SAHİBİ vardır! Ve  ” O’ndan her istediğimiz, istediğimiz anda ya da biçimde bize verilmeyebilir!” Ama yüzümüzü samimiyetle O’nun ışığına çevirdiğimizde…

  • Bilemiyorum deyip boyun eğene bilgi,
  • Göremiyorum deyip açıklık isteyene kanıt,
  • Diyemiyorum deyip çözüm arayana vesile,
  • Yapamıyorum deyip güç isteyene kolaylık verilir…

Yeter ki biz, tanıdık kaçamaklarımızın derin denizlerinde kaybolmayı, dürüstlükten ve dirayetten daha güvenli bulmayalım!

AYYY beyninizi yedim :))) Öte yandan bir çoğunuzun da kaygı ve tedirginlikleri zaten tavan yapmış haldedir. Dolayısıyla bunları dillendirmenin ve deşmenin kimseye zararı olmaz diye düşündüm ;) 

Kendinden kaçmak deyip de ”KESKİN BIÇAK”ı anmamak olmazzz…”Yardan Caymak” ile anlatılan hal, aslında insanın ”özündeki gerçeğe” sırtını dönmesinden başka bir şey değildir zannımca!

Neyi YAR tuttuğumuzdur hayatımızın yönünü belirleyen… Kimi yar vardır ”Ne kendini bilir, ne önünü görür!” O yar bizi ileri gittiğimizi sanırken geri götürür! Ama bir YAR vardır ki, bizi sevmek için ”farklı biri olacağımız günü” beklemez ve siz ona sırt dönseniz de ”O SİZE SIRTINI DÖNMEZ!” 

Sizi şaşırtayım mı :)))) Naapiyim… Hiç kimse bu parçanın iman tahtasına O’nun gibi vuramadı!

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

12 thoughts on “Merkür Balık’ta Retro … Kendimizden Kaçak Haller İle Retrospektif Yüzleşmeler ;)

  1. Başlığı okuduğumda ilkin bir korktum, retrospektif yüzleşmeler falan, amanın, vaziyet pek vahim galiba, dedim kendi kendime… :)) Neyse ki yazının devamı daha bir ferahlatıcı idi, belki de son yıllarda içinde dönüp durduğum huzura ve bütünlüğe kavuşma meselesi olduğundan… Bu vesileyle bütünlük arayışlarımıza cevap bulabilmemizi ümit ediyorum… Yalnız Mevlayı bulmak için Leyladan geçmesek olmuyor mu acaba? Ben alles inklusive paket almak istiyorum, biri olmadan diğer olmuyor mu ki?

  2. Junocum..bilemiyorum Sen bildir Göremiyorum Sen göster mahiyetini yeniden anımsatıp yüreğimizi fersah fersah ferahlattığın için tekrar teşekkürler :))
    Ani kararlar alıp aynı hızla prensip defterlerimizden yırtılan kağıt sesleri var yüzümüze çarpılan kapalı kapılar ardında..selam olsun heeyyhat..

    1. :))) Ahmetyus’cum
      Ben gerçekten bu versiyonda özel bir tat buluyorum…
      Yoksa şarkı Sezen’in ve o yorumu zaten herkes gibi ben de çok severim.
      Rüyaların renkli olsun!

    1. Çok teşekkür ederim… bu şarkıyı çok severim.
      Çok da ağlarım dinlerken…
      İçimizdeki ÖZ hayran olunası bir şey!
      Sadece ona izin vermek lazım
      Gönülden sevgilerimle

  3. haha :) Juno şaka yapıyorsun ah ulan ah geçemedim şu Leyla’dan mı? Tam da bunu düşündüğüm zamanlardan geçiyordum. Herhalde en son bende Mecnun gibi Leyla’yı bulunca tanıyamayanlardan olacağım diye korkmadım değil hani.
    Astrolojiyi yorumlamanın dışında, hayatımızı kolaylaştırdığın ve günle değişen aynalarımıza, bakarken hangi yansımamızın şifasına doru evrildiğimize dışarıdan bir ayna tuttuğun için teşekkür ederim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s