Posted in Kısa Dönemli Etkiler

Jüpiter Ay ve Güneş Arasında T-KARE … Yokluk, Varlık ve Bolluk Bilinci Hakkında Bir Gün


Woman, Birds & Pommegranate  by Ilya Zomb
Woman, Birds & Pommegranate by Ilya Zomb

Bugün Ay, duyarlı doğasını ifade etmekten kaçınan Oğlakta… Yengeç’teki sevecen ve cömert Jüpiter’e de karşıt. Üstelik Terazi’deki Güneş her ikisine de kare çekiyor!

Biz de kendimizi gönlümüze hoş gelen şeyler ile isteyip de alamamak ya da verilenle doyamamak korkularımız arasında çekiştiriliyormuş gibi hissedebiliriz :)

Herkes mutlu olmak ve kendinden hoşnut bir hayat sürmek ister… Yani sorduğunda herkes ”EVET İSTERİM” der. Der de… acaba mutluluk ve kendinden hoşnutluk tanımlarımız ile bizi sessizce yöneten iç dinamiklerimiz her zaman birbirine uygun mudur? Bizi bitmek bilmeyen bir mutsuzluğa sürükleyen, mutlu olmak adına benimsediğimiz tutumlar olabilir mi?

Bugün aşağıdaki konularda kendimizi sorgulamak ihtiyacını duyacağız;

– Başarısızlık korkusu, kendini sevmeme eğilimi, bizi en küçük bir ulaşılamama ihtimali olan her hedeften uzak durmaya yöneltiyor olabilir mi? Ya da kaybetme ihtimalini hissettiğimiz anda değer verdiğimiz işi ya da ilişkiyi biz yarı yolda bırakıyor olabilir miyiz?

– Kendimize olan güvensizliğimiz insanları sürekli olarak ”daha fazlasını” vermeye zorlamamıza neden oluyor ama aldığımız hiçbirşey bize ihtiyacımız olan özdeğer algısını sağlamıyor olabilir mi?

– Mutlu olmayı hak etmediğimiz ya da basitçe ”DEĞERLİ” olmadığımız gibi bir algı yüzünden, bize karşılık verip vermediğini hiç dikkate almadan, sürekli etrafımızdakileri besliyor ve onları çok mutlu edersek değersiz varlığımızı vazgeçilmez hale getirebileceğimizi umuyor olabilir miyiz? Acaba bütün hayal kırıklıklarımızın temelinde bizim de ihtiyaçlarımız olduğunu ifade etmeme alışkanlığımız, karşımızdakileri eşitimiz kabul etmeme eğilimimiz yatıyor olabilir mi? Acaba biz şefkatimiz ve vericiliğimiz ile kibirimizi ve hakimiyet tutkumuzu perdelemeye mi çalışıyoruz?

– Çocukluk anılarımız içinde ”haz aldığı şeylere teslim olmak” konusunda aşırı alerjik olmamıza neden olan deneyimler mi var? İçimizdeki ”GEVŞEME” diyen ses, bizi hep ”mecburi hizmet” tadındaki seçimlere yöneltiyor ve zevk alabileceğimiz hiçbirşeye alışmamak hatta tadını almamak yönünde baskılıyor olabilir mi?

– Mutlu olmaya, haz almaya olan düşkünlüğümüz kontrolsüz bir hal alıyor ve bizi kendimizden hoşnut olmadığımız durumlara da düşürüyor olabilir mi? Koşulları, başkalarının sınırlarını ve en çok da kendi kaynaklarımızı aşırı derecede zorluyor ve durulması gereken yeri ısrarla es geçiyor olabilir miyiz? Sınır adabı kazanmak, gerekli & yeterli olanla hoşnut olmak, tatminsizlik ve duyarsızlık noktasına varana kadar tüketme alışkanlığımıza bir dur demek, içimizdeki yetersizlik ve yoksunluk hissini sürekli dıştan gelen BİŞEYLER ile doldurmak yerine kendimize saygı ve sevgi duymaya başlamak zamanı gelmiş olabilir mi?

– Mutluluğumuzun birilerine ya da birşeylere bağımlı olması düşüncesi bizi çok ürküttüğü için, ihtiyacımız olanların bize verileceğine, beklediğimiz yerden olmasa da uygun olan başka bir kaynaktan aradığımızı bulabileceğimize bir türlü inanamıyor olabilir miyiz? Bu korku ile arzularımızla aramızda duranları ya da arzu nesnelerimizi fazlasıyla zorluyor, gereksiz yere kontrol altında tutmaya çalışıyor, vehim ve vesveselerimizle kendimize ve etrafımızdakilere hayatı zehir ediyor olabilir miyiz?

– Her şeyin geçici olduğu ya da eninde sonunda tükendiği ya da bugün yanımızda olanın yarın bizi terk edebileceği düşüncesi bizi hep ihtiyacımız olandan fazlasını biriktirmeye, ya da daima yedekli çalışmaya, taşıyamayacağımız kadarını kucaklamaya, hakkını veremediğimiz kadarına talip olmaya, elde ettiklerimize özen göstermek yerine, enerjimizi hep bir sonraki hedefe odaklamaya itiyor olabilir mi?

– Hayatın insafına kalmış olma fikri bizi paniğe mi sokuyor? Bizi mutlu edeceğini bildiğimiz şeylere yönelip sonra aniden onların düşündüğümüz kadar keyifli ya da elde tutulabilir olmadığını görerek hayal kırıklığına uğrama riskini almak yerine, ”en yüksek dağa çıkıp en derin denize dalmak” peşine düşüyor yani zaten yoksunluk hissi, gerilim ve mutsuzluk getireceğini bildiğimiz bir hedefe yönelip ”kendi seçimimizle hoşnutsuz” olmanın güvenli kıyılarında boğuluyor olabilir miyiz? Hayat bizi sırtımızdan vuracağına biz ona meydan okuyup onu karşımıza alıyor ve hiç değilse ne yaptığını görebileceğimiz bir yerde tutmaya mı çalışıyoruz? Ya bu arada görüş alanımız dışında kaldığı için kaçırdıklarımız…

Hayat kaotik bir görünümün altında öyle bir dengeye sahiptir ki Dostlar… Hiç bir yapılan karşılıksız kalmaz ve hiç bir ödül bedelsiz olmaz!

Biz hayatı kontrol edemeyiz… Sadece kendimizi kontrol edebiliriz. Ama bu dahi DENGE ile mümkündür!

Beklentilerimiz, verme kapasitemiz, sabrımız, dayanıklılığımız, tüketimimiz, gayretimiz, başarı arzumuz, risk alma iştahımız, sınır koyma eğilimimiz HAYAT İLE UYUMLU olmamızı sağlayacak bir dengede olmalıdır… Yoksa varlığın içinde yokluğu ve hoşnutsuzluğu yaşar ve kendimizi asla tatmin olmuş hissedemeyiz.

Elbette bazen de maddi ya da manevi anlamda bir yoksunluk deneyimi çıkar yolumuza… Yokluğun içinde varlığı, sınırların içinde bolluğu ve iç huzurunu deneyimlemek içinse;

– Kaygılarımızla kendimizi müebbet hapse mahkum etmek yerine, sisteme güvenmeyi tercih etmemiz,

– Neyi kaybedersek kaybedelim, kendisine saygı duyacağı seçimleri yapan biri olma gücünü kaybetmememiz,

– Ne kadar az imkana sahip olsak da daima yararlı olabilecek bir şeyler yapabileceğimizi unutmayıp, elimizden geleni sakınmamamız,

– Kısıtlı koşullar içinde de sağlıklı, güvenli ve ayakta kalmamızı sağlayan minicik mucizeleri şükür ve coşkuyla bağrımıza basmayı ve bütün bunların içinden bize uzanan YARATAN’ın elini tutarak huzur bulmayı bilmemiz gerekir…

Bize AİT olan ve asla bizden alınamayacak tek şey bizi yaratan sistemle olan göbek bağımızdır! O bağ hayat yolumuz tükenmediği sürece bizi destekler ve biz ondan destek almayı ihmal etmediğimiz sürece bizi besler ve güvende tutar.

EN DEĞERLİ BAĞIMIZIN verdiği huzur ve güvenden kendimizi mahrum bırakmamayı bize öğreten ve aslında ne kadar korunup sevildiğimizi bize hatırlatan bir gün olsun…

Haz almak ve mutlu edilmeyi beklemek deyince aklıma ilk gelen şarkı DESIRE’dır :) Bob Dylan’ın klasiğini U2 yorumluyor

http://www.youtube.com/watch?v=z8rQ575DWD8

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

21 thoughts on “Jüpiter Ay ve Güneş Arasında T-KARE … Yokluk, Varlık ve Bolluk Bilinci Hakkında Bir Gün

  1. Sizi seviyorum.Sabahtan beri kalbimdekileri yazıda görmek,işte hissettiklerim ve güven duymada doğru yoldayım duygusu beni mutlu etti.Özellikle Yaratan’a bağlılık ve akışa güvenmede kendime tembihlerimde yol aldığımı düşünürken;bu yazı çok iyi geldi.Teşekkürler.

  2. Canım, öylesine güzel ki… Bugün gökyüzünün verdiği bu derse çoğumuz çalışırız da; Mutlu olmayı öğreniriz… kimbilir… Evrende mutluluk enerjilerinin bugün tavan yapması umuduyla… Seni çok seviyorum ve senden çıkan bu güzel enerjiyi yansıtıyorum dünyaya… Öpüldünüz şeker :) Ben pratik yapmaya başladım bile…

  3. Harika cümlelerle ifade edilmiş, muazzam dersler çıkarılası bir yazın daha Junom…Teşekkürler emeğine, gönlüne, kalemine sağlık. :)

  4. Sevgili Dost Juno, bu sayfalardan paylaştığınız metinleri (astrolojiyi vesile olarak görüp kenara bırakarak) hayata dair düşüncelerinizi içeren bir bütünlüğe kavuşturup kitap yapamaz mısınız? Lütfen düşünün. Ben sizi okurken astrolojinin bir araç olduğu, ama aslında yazdıklarınızın içeriğinin doğal bir kaynaktan akan su gibi hayat olduğu duygusuna kapılıyorum. Memnun olurdum. Sevgilerimle.

    1. Sevgili Reyhan,
      Çok teşekkür ederim bu yüreklendirici mesajınız için.
      Sanırım herşey – astroloji, matematik, biokimya, edebiyat, din, hatta müzik – hayatı anlamak için bir vesile… Ve bir disiplini kullanarak çalışan, üreten, yazan herkes ”işini” ancak hayatı anladığı kadar anlıyor ve ortaya koydukları da ancak hayata dair birşey söyleyebildiği kadar işe yarıyor.
      İşe yaradığım için mutlu oldum :)
      Belki bir gün söylediğiniz gibi bir iş de yaparım…
      Sevgilerimle :)

  5. Mutluluk; TDK sözlük tanımı değil, ekşi sözlük-uludağ sözlük tanımı da değil… mutluluk, bir başkalarının ve hatta belki de senin tanımın da değil… kimbilir, tanım da değildir… sınırlanamaz anlamlar bütünü, hissediş ve yaşayıştır… yanlış yüklediğimiz anlamlarda; Çok yakınımızda, içimizde ya da bizden çok uzaklardadır… Tek bildiğim, ısmarlama olmayacak kadar özgür ve özgül olduğudur…

    Elimize aldığımız keçeli siyah kalemle; Bıyık, kaş, göz, sakal, kıvırcık ya da düz saçlar, yastıklı popo ilaveleri, küçük bulduklarımıza koca memeler ekleriz… bir sandalı “yat” a çeviririz… çiçekli bahçede bir kulübeyi, çiçekleri yok ederek gökyüzünü kapatacak kadar yüksek gökdelenlere çeviririz, arkada tüm ihtişamıyla ışık veren güneşi de kapatarak… bu resimde bizi mutluluğa götüren yolun; Çiçeklerden mi, gökyüzünde uçan uçurtmayı, güneşimizi görmekten mi geçerdi, bilmeyiz… es geçeriz… kocaman mutluluğun o yalın, yaşanası derin “hal” lerini gösteren resmini… Ellerimizle sığ, karalanmış hale getiririz… Bunun içindir ki; Mutluluğun resmini yapmak zordur ! kaş-göz ederek (!) içine ederiz… N.Ö.

    1. Yalnız mutluluk değil… tüm algı ve yansıtmalar özgür ve özgündür :) Ama bir insanın iyi bir günden, sıkıcı bir filmden, ya da mutluluktan ”kendince” ne anladığına bakarak, onun hakkında birçok şey öğrenebiliriz…
      Benim insanların mutluluk anlayışlarından anladığım, ”akıtma suyla değirmenin dönmediği” gibi, dıştan gelen mutlulukların da çok uzun ömürlü olmadığı… İngilizcede bir happiness var bir de JOY… Ben JOY ile tarif edilen HOŞNUTLUK ve DOYGUNLUK halini seviyorum. Ki, bu halin temelinde GÜVEN hissi vardır!
      İnsan ne paraya, ne güzelliğe, ne akla, ne aşka güven duyamaz… Zira bunların yetmediği nokta ya da tükendiği bir aralık daima vardır.
      Ama sisteme güveniyorsak… yani yola güveniyorsak… Parasız, aşksız, onaysız, dolaysız kalmak bizi bazı keyiflerden uzağa düşürse de, içimizdeki temel hayata dair hoşnutluk ve güven hissi azalmaz…
      Yani NUR’cum :) boşver sen milletin eklediği çıkardığı kaşı gözü… Öze-Güven’dir işin özü…
      Ben noktayı bir dua ile koydum. Sen de al onu kalbine koy :)
      Sevgilerimle

  6. Eywallah :)) benim yazdığım da, yazdıklarına karşılık yazılan değildi… Ölesine buraya alasım geldi… “Yani NUR’cum :) boşver sen milletin eklediği çıkardığı kaşı gözü… Öze-Güven’dir işin özü…” :))) harikasın sen ya… çok sevgiler.

  7. Şimdi düşündüm de, bu yıl şu siteyi keşfetmem bile balıbaşına şans benim için. Bu arada, bedelini gerçekten kan, ter ve gözyaşıyla ödediğim çalışmam nihayet hayata geçti. Mutlu muyum? Zaten mutluydum. Sadece, insanların hırstan ve çıkarcılıktan ne şekillere girebildiklerine, neler yapabildiklerine fazla kapılmıştım…….
    Yukarlarda yazan kitap fikrini destekliyorum. Tabii farklı bişey. Sizin varlığınız yeter:)
    Buradaki zenginlik, özgünlük, anlık paylaşım ve samimiyet çok çok değerli.
    Her şey için teşekkürler.
    Her zaman sevgiyle.

    1. Çok sevindim herşeyin yoluna girmesine…
      Ama en çok MUTLU hissetmene sevindim :)
      Bana gelince… Fazlasıyla şımartılıp seviliyorum sayenizde ;)
      Ama yıllar bana kendimi değil yaptıklarımın insanlar üzerindeki etkilerini önemsemeyi öğretti…
      Eğer okuyanları iyi etkileyen, yollarında bir küçük umut ışığı yakan yazılarsa yazdıklarım… ZENGİNİM :)
      İçten Sevgilerimle

  8. Reyhan hanım gibi düşündüğümü bende dillendireyim aynı kanaatteyim .. öyle güzel bilge ifadeler var ki başucumuzda, çantamızda, yanımızda olmalı..Altını çizmeli , dostlara hediye etmeli. Kitabın ayrı keyfi var, kolaylığı, kalıcılığı, daha geniş kitleye ulaşabilme imkanı ..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s