Posted in Burçlar

Burçlar Hakkında Sivri, Hınzır & Cüretkar Yorumlar … Güvenlik Krizlerinde Nasıl Davranır?


Mona Lisa ''Manga Style'' by NISAI
Mona Lisa ”Manga Style” by NISAI

Hepimiz bazen değişen ortamlar karşısında zayıf ve savunmasız hissederiz… O zaman bir maske takarız yüzümüze ve onun arkasında güvende kalıp, toparlanmayı umut ederek bekleriz. Oysa dışarıya verdiğimiz görüntü bambaşkadır! Efendim buyrun size, Sivri, Hınzır ve Cüretkar bir dille, Burçların ”Bi Dakka Ya… Burada Ters Giden Bişi Var!” anındaki stratejileri…

KOÇ: Uyyy en beter Koç, kendini kırılgan hisseden Koçtur! ”En güçlü benim bi kerem… Hiyhoyt!!!” diye ortada gezerken, gafil avlanan bir Koç’un bu duruma karşı geliştirebildiği tek savunma şekli, dudağı sarkık, kendini elletmeyen, atarı tutmuş bir velet gibi davranmaktır! Ne deseniz sırt döner, ne verseniz yere atar… Aslında kavgası kendisi iledir. ”Koç Kafası”na göre, başarısız olan, iktidardan düşer… İktidardan düşen ise sevilmez! Koç bu hissi, etrafındakilere ”sen ne kadar beceriksiz ve hatta bir de edepsiz olsan da, annecik seni seviyor” dedirterek aşmaya çalışır. Ama bilin ki o halleri ne sevmeye, ne dövmeye gelmez :))) En akıllıcası,  dengesini bulsun diye azcık kendi haline bırakmak ve ”kahrını çektirdiği anne” durumuna düşmemektir. Zira hazret bu durumuna şahit olan ve ona akıl vermeye kalkan insana da sonradan pek sıcak bakmaz ;) O kendi burnunu kendi sürter… Kanayan yarasını da anca kendi geçirir… Kimsenin de zayıflığını yüzüne vurmasına müsaade etmez. O KADAR!

BOĞA: Boğa’ya göre güvende olmak ZENGİN ve GÜÇLÜ olmaktır… Öyle değilse bile öyle GÖRÜNÜR ki, herkes onun zaafını bilip, ezemesin! Zengin adam naapar; yer içer, hesapsız tüketir! Boğa, içindeki zayıflığı hissettikçe, üstüne sardığı ihtişam göstergelerinin miktarını arttırır. ”Bir gram et bin ayıp örter” lafı adeta Boğa için yazılmıştır :) Eskaza yeme içmeyle iş olmayan bir Boğa ise, mutlaka üstüne başına bir şeyler  alır…  Bir de fiziksel varlığını hissedebilmek için ayıptır söylemesi ”aganigi naganigi”ye sarar :)))  Yani fındık, fıstık, iç çamaşırı ve parfüm satıcılarına gün doğaaarr :))) Haa bir de, onların girdiği ”kronik tüketici” durumunu elverişli bulanları, MAİYET’lerine katıp, etraflarında – ikinci bir göbek kadar anlamsız duran – bir insan çemberiyle de gezebilirler… Böyle zamanlarda, uyarı almaya katlanamamak gibi bir durumları da vardır… Yapılacak en iyi şey, AYAK UYDURMAMAKTIR :) Aynaya dümdüz bakıp, kendini hiç sevilmeyecek bir şey gibi görmeye başladığı gün, Boğa kendi kendiyle hasbıhal edecek ve ağır ağır da olsa makul bir ayara gelecektir…

İKİZLER: Kendinden hoşnut olan İkizler sorar ve talep eder… Hoşnut olmayan İkizler ise namütenahi şikayet eder :))) Güvenini kaybetti mi, birdenbire dünya meselelerine sarar… Bir şeylere ANTİ olup, huzursuzluğunun suçunu birilerine yükler ve kendini de kurban durumuna düşürüp, sorumluluğu sırtından atar! Böyle dönemlerde – normalen kapısına bağlasalar durmayacağı tarzda  – bir takım fikri ve manevi gruplara dahi katılabilir… Organik temizlik ürünlerine ya da GDO’suz gıda bulmaya sarabilir… Hormonsuz Anamur Muzu ve Adapazı patatesi bulamadığı için potasyumsuz kaldığına kendini inandırıp, geceleri bu duruma bağlı ”huzursuz bacak” sendromu yaşar! Halbuki sadece uyku tutmamıştır ama sakın yüzüne vurmayın :)))) Tabii bu arada etrafındakilere de, sorumsuz, bilinçsiz, kaygısız davranışları yüzünden dünyanın sonunu hazırlamakta olduklarına dair sivri eleştiriler yöneltmekten geri durmaz :))) Sonra hayatına kendini iyi hissettirecek bir şey girer ve İkizlerin içine kaçmış olan ukala böcek çıkaaar gider :))) O böcek yok olana kadar İkizlere fazla bulaşmayın… Ne dese ”HE” deyin tamam mı :))))

YENGEÇ: Yaw bu yavrucaklar zaten pimpiriklidirler :))) Bir de kendilerine güvenleri azaldı mı, hepten zorlanırlar… Yengeç’i en güvensiz hissettiren durum YALNIZLIK’tır! Bütün yoksunluk, kayıp, endişe durumlarını, birilerini hayatlarında tutmaya çalışarak ve onların varlığının kendisini  koruyacağına inanarak atlatacaklarını zannederler. Ama hayat zamanın bir kesitinde, birilerinin yolunu mutlaka bizimkinden ayırır ve Yengeçciği bununla baş etmeyi öğrenmek durumunda bırakır… İşte böyle DERİN YAS zamanlarında Yengeç’in yaptığı en büyük hata, hemen bir kişinin yokluğunu bir başkası ile ikame etmeye kalkmaktır! ”Denize düşen yılana sarılır” sözü adeta Yengeçler için söylenmiştir… Amaaa, bir kez bir insanın hayatındaki varlığını garanti olarak görmeye başladımı da, Yengeç farklı bir moda geçer haberiniz ola :))) O zaman da yargılama ve düzeltme, yani güvenlik unsuru olarak gördüğü kişiyi, daha bi kendine uygun hale getirme prosesi başlar :))) Ne çok bilmiş, ne ”üstü çiçekli böcekli kılıfla kaplı kumanda aleti” Yengeçtir onlaaarrrr :))))

ASLAN: Yaw Aslan’ın kendine güvenen hali de biraz zordur elbet :))) Yani sürekli her şeyin EN BİŞEY’i olan biriyle yanyana olmaya kim uzun süre tahammül edebilir! Ama güvenmeyen hali  – emin olun – tarifin ötesinde zordur… Şimdi bir kere bunlar, üretim bandında ”kötüyüm… yardıma ihtiyacım var” düğmesini takan kişi süresiz izinliyken imal edilmişlerdir. Hata yapabileceklerine inanmak istemezler. İnkarı mümkün olmayan şekilde hataya düştüklerinde ise, full depresyona girerler! İşte o dönem biraz sıkıntılıdır… O tatlı dilli, cömert, şakacı, şeytana papucunu ters giydiren Aslan gideerr, yerine somurtkan, kimseye güven duyamayan, alaycı, sivri dilli, insanların duygularına aldırış etmeyen, hırçın biri gelir. Daha ileri vakalarda, etrafındakileri yüzsüzce kullanmaya, kandırmaya, kendisine sunulan imkanları sorumsuzca tüketmeye de eğilim gösterebilir. Dibe vuran Aslan’ın alkolizme de yatkınlığı olur ya da bir tür zararlı maddeyi aşırı şekilde tüketerek, kendine de zarar verebilir… Ona destek mestek verilmez! Depresyona giren Aslan, onun afra tafrasına izin vermeyen ve Japon usulü bir disiplin içeren türden, profesyonel bakıma ihtiyaç duyar… ”Herkesin düşebileceğini ama sadece gerçekten cesur olanların ayağa kalkıp yola devam edeceğini” anladığı zaman ise, özüne dönebilir :)

BAŞAK: Zaten ”şüphe duymak” üzerine kurulu bir dünya görüşü olan bir insan, bir de üstüne güven krizine girerse ne olur? Elbette, ABARTIR! Sorunu abartır… Kendini eleştirmeyi abartır… Başkalarına kızmayı abartır… Sorgulamayı abartır… Kaygılanmayı abartır… Eh tabi nihayetinde durum kangren olur. Ve Başak ”başarısız” olduğunu düşündüğü işin kapısını, bir daha açmamak üzere kapatır. Bu hayatından kalkan bir cenaze gibidir… SAKINNN ama SAKIN bu durumdayken ona ”Ne var ki yaw… O kadar da dert etme. Herşeyin bir çaresi bulunur.” demeye kalkmayın! Onun yasını anlamsız bulduğunuzu düşünmek hem kendine olan güvensizliğini arttırır, hem de size gıcık olması garanti altına alınır :) Hele de onun namına işe el atıp çözüm üretmeyi filan hiiiç aklınızdan geçirmeyin :))) Aboooovv… Bir Başak’ın en tahammül edemeyeceği şey, komik ve beceriksiz görünmektir. İyisi mi – yani ille de ona destek olacam diyorsanız – dikkatini kesinlikle başarılı olabileceği bir şeye çekin. İyi yaptığı şeyleri hatırlarsa, güvensizlik yaratan konuda da, yeni çözümler arama cesaretini bulabilir. Öneride bulunmak yerine, çözümün onun aklına gelmesi için küçük ipuçları verin. Bir şeyin peşine bizzat düşmek ve ulaşmak, ona ilaç gibi gelir :)

TERAZİ: Güven krizine giren Terazi, kendini buzdan bir  duvarın içine hapseder! Onu görür ama erişemezsiniz… Onu kaygılandıran durumla arasına kesin çizgiler çeker ve ilgi göstermeyi reddeder. Kayıtsıza bağladığı durumlarda, ”Mutfakta yangın var” deseniz, ”Kapısını çek şekerim, duman içeri gelmesin” diyecek kadar ileri gidebilir :) Aslında gizli gizli, görünmez bir  elin sorunu halletmesini ve o tekrar dönüp baktığında kaygılanmasını gerektirecek şeylerin ortadan yok olmasını ümit etmektedir. O absürd duyarsızlığı içinde öyle çaresiz görünür ki, işe el atıp, onu rahatlatmaya kalkışan birileri illa ki bulunur! Bu durumda Terazi ne yapar? Yapılana kusur bulur :))) ”Onu, şunu, bunu da düzelt madem…” diye yardım eden iyi niyet sahibine mangal maşası muamelesi yapar… Bir şekilde başkalarını kendi çıkmazının sahibi haline getirip, kendini üstten bakan bir konuma geçirmeye çalışır. Her şeyin tam istediği gibi olmasında ayak diretir… Onun için uğraşanları canından bezdirir. Sonra bir an gelir ve olayın kendi istediği mecrada yürümesinin hiç bir imkanı kalmadığını idrak eder! İşte o anı görmek gerekir :))) O hırçın gergin insan birden sahneden çekilir… yerine bir uzlaşma üstadı gelir! Endişe ettiği duruma öyle bir teslim olur ki, kendini savunmasına gerek kalmaz :))) O ara sizi yok sayacaktır… Aldırmayın :) Dengesini bulur bulmaz  – o sıkıcı dönemde verdiğiniz nazik destek için – fazla detaya girmeksizin bir teşekkür edecektir…

AKREP: Ne güveni…? Siz bakmayın onların ”küçük dağları ben yarattım, büyüklerin de temelini attım ama başka proce çıktı” der gibi ortalarda dolanmasına… Akrep bünyesi, zaten ne kendine ne de dünyaya güven duymayan bir bünyedir :) İnsanların onlar için ne düşündüklerine aldırmamalarının temel nedeni de, zaten kimsenin kimseyi eleştiremeyecek kadar fazla kirli çıkısı olduğuna dair sonsuz inançlarıdır :))) Onlar güven krizine filan girmezler! Durum krize girer ve Akrep kafasını kullanır :) Kimsenin aklına gelmeyecek çözümleri üretmelerinin nedeni, zaten fırtınanın gelişini alttan alta sezmiş ve A, B, C,…Z planlarını yapmış olmalarıdır. Herkesin onun yüzüne ”Hah, işte şimdi ayvayı yedi!” der gibi baktığı bir durumda kalırsa da, insanları riske dahil eder. Siz Akrep’i tehdit edemezsiniz, zira Akrep sizin hakkınızda daima sizin onunla ilgili asla sahip olamayacağınız kadar fazla bilgiye sahiptir. Çok üstüne gelinen Akrep, hiç düşünmez direkt rezalet çıkartır :))) Bir bakarsınız Akrep bir patlayıcı kuşak sarmış beline, elinde de bir Zippo çakmak … bir sürü insanın orta yerinde bas bas bağırıyor; ”Ya beni de kurtarırsınız, ya da hep  beraber batarız!”

YAY: Ayyy… İşte bir Yay’ın en hüzünlü hali de budur! ”Çıkmayan candan umut kesilmez!” sözünün mucidi gibi davranan ve en olumsuz koşullarda bile bir çıkış yolu bulmak için gayret gösteren Yay, çöktü mü … onu kimse toplayamaz. Zira onun kendine güvenini kaybetmesi, hayata dair bütün umutlarını da kaybetmesi ve yaşamanın bir anlamı olmadığını düşünmeye başlaması demektir. Etrafında her daim insanlar olsun isteyen ve her ruh halini başkalarıyla içli dışlı yaşayan Yay, güvensizlik krizi kulvarına girdi mi birden kendine döner ve adeta bile isteye yalnızlaşır… Ona müdahale etmek neredeyse imkansız gibidir, zira elinizden kaçıp gitmenin ve kendince bir dünya haline gömülmenin bir yolunu illa ki bulacaktır. Gerçeği kabul etmemek adına en olmayacak işlere kalkışabilir. Ferrarisini satıp Tibet’e gider… Bir gemiye tayfa yazılır… Karşısına çıkan ilk kişiyle evlenip, bir de çocuk yapana kadar onun ruh eşi olmadığını fark etmez… Berduşa bağlar… Alkolik olur… Derin depresyonun keşfedilmemiş diplerine yolculuk yapar… Bu devrede, kendiyle yaşayabileceği en büyük yüzleşmeyi geçirecektir. Güven krizini atlatıp hayata dönen Yay ise, hakikaten bilgelik kapısından geçmiştir :)

OĞLAK: Üfff… ya çok sevimsiz ve hoyrat bir şey olur! Derinliğini kaybeder… Hırtlaşır :)) Hayatında plan, düzen, sistem diye bir şey kalmaz… O anda neye mecbursa onu yapar ama bir sonraki adım hakkında kör olur. Üzerine bir sakarlık, bir basiretsizlik çöker. Kesinlikle bencilleşir. İşinin ve hayatının sahibi olmak yerine, aksi giden her şey için etrafındakilere bağırıp çağırır… Yani Oğlak Oğlak olmaktan çıkar, öküze bağlamış bir mahalle delikanlısı olur :))) Öyle bir durumda Oğlağa gereken şey, reddedemeyeceği kadar kıymet verdiği birinin, ona ihtiyaç duymasıdır! Ya da sıfırdan başlayıp, kendini helak edercesine uğraşmak zorunda kalacağı bir proje… Dağdan düşmenin yarattığı korkuyu geçirecek tek şey, yeni bir dağa çıkmaktır :))) Verin kendine güvenini kaybetmiş Oğlak’a vicdanı yüzünden kaçmayı beceremeyeceği bir sorumluluk ya da akıllı adamı deli edecek türden bunaltıcı bir iş… Oğlak o işi toparlarken, kendini de toplar, güvenini de tazeler… Nirvanayı da bulur :)))

KOVA: Güvenini kaybetti mi Kova’ya KAL GELİR! Onlar dünyanın en ”oda yanmaz suya batmaz” insanlarıdırlar ya… Vasat insanların yaşayacağı türden başarısızlıklar Kova’nın başına gelince, ”Yani şimdi bi dakka ya… bi dakka nasıl yani ya?” süreci biraz uzuuuun olur :))) Hayatın sıradan kaygılarına değmeden, sadece onun yakalayabildiği dalgaların üzerinde zekice surf eden ve kendi gezegeninin Küçük Prensi olan Kova, yer çekiminin onu da bağladığını anladığı zaman, hayatla arasına panik atak ya da agora-fobi gibi psikosomatik engeller dahi koymaya kalkabilir! İç hesaplaşma, alıp verme, kendini hayattan alacaklı çıkartma ve herkesi hırsız ilan etme, sonra kendini beş para etmez biri ilan edip çöp tenekesine girip üstüne kapağı kapatma gibi süreçler birbiri arkasına gelir… O ara, ”Nen var?” diyene ”Niye… ordan bakınca ezik mi görünüyorum?” gibi absürd cevaplar vermesi… ”Senin için ne yapabilirim?” diyene, ”Ben hiç birinize minnet etmemmm! Başımın çaresine bakarımmm!” diye hönkürmesi mümkündür :))) Kovanın bu anlamsız ”Nefret et ama acıma” tribinden çıkması için yapılacak en iyi şey, ona bir iş vermektir. Kendini yeniden işe yarar hisseden Kova, anında ”kaybeden” modundan çıkar… O gayet iyi bildiğiniz ve paso gıcık olduğunuz ”tepesi antenli küçük yeşil  adam” geri döner :)))) Vadaaaaa :)))))

BALIK: Balık’ın kendine güvenmek, güvenmemek gibi bir paradigması yoktur! Onun işi, ortamı sezmek ve gereğini yapmaktır… Güvensiz bir ortamda kaldığını idrak eden Balık – şaka gibi ama – KENDİNİ BULUR :))) ”Nassın be yaaa…” sorusuna ”Aynı be yaaa!” cevabını veremeyecek durumda olduğunu anladı mı, Balık kısmı harekete geçer! Suyun fazla soğuduğunu ya da gereksiz ısındığını fark edince, hemen konum ve tutum değiştirir… Bir bakmışsın günleeerdir kah orada kah burada dolanan Balık, sırra kadem basmış :) Kişisel değil, genel bir kriz ortamında kalan Balık ise, herkesi şaşırtabilir! Aaa, bir bakmışsın o kendine dönük insan, herkesle muhatap oluyor :))) Kimsenin sormadığı soruları soruyor…. Mantıklı ve pratik açılım önerileri getiriyor :))) Adeta ortamın yıldızı!  Şaşırdınız di miii… Şaşırırsınız tabi :))) Balıkların sahip olduğu ”izlemede kalma” yeteneğinin, sanılandan daha güçlü bir nitelik olduğunu daha önce de söylemiştim ben size… Onun işi, kendini dünyanın formülünü çözmüş zannedenleri, şok etmektir! Çekin elinizi üzerinden! Size yaptırdığı her şeyin feriştahını yapar :))) Boşaltın akvaryumunun suyunu, UÇAR BİLEM :)))

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

21 thoughts on “Burçlar Hakkında Sivri, Hınzır & Cüretkar Yorumlar … Güvenlik Krizlerinde Nasıl Davranır?

  1. çok süpersin sevgili junom :) hem kendimi hem de etrafımdaki kimselere ilişkin gözlemlerimi okumak nasip oldu bu sözlerinle :) ve bazı noktalarda nerede hata yaptığımı anlamama da..
    tekrar teşekkürler..günün dünden de güzel olsun..
    sevgilerimle..
    iyi ki hayatımdasın!

  2. “tepesi antenli küçük yeşil adam” :)))) Rabbim yüzünüzü güldürsün,sevgili JUNO”muz.Sabah-sabah çok güldüm.Ayyynen,öyleyimdir :)) Çok teşekkür ederim.Emeklerinize saglık.Sevgiler :)

  3. hımm bu ilginç oldu.
    kırk yıldır başarılı ve istikrarlı bir yengeç olmama rağmen şunu tespit etmiştim kendimde,
    küçük vakaları başarıyla abartıp köpürtürken taş kadar somut krizlerde gayet serinkanlı ve atak olabiliyordum. nasıl ama nasıl diyordum. demek o yükselen balıktanmış… benim öbürleri hep doğru :)))) terazi de, koç da…. zaten koçla ya pek kaynaşırım ya hiç ısınamam.
    elinize sağlık. sevgilerimle.

  4. Bir kişinin doğum haritasında Mars’ı Terazi’de konumlanmışsa, Venüs’ü de İkizler (mesela ben :) bu yorumlar kişinin ilişkilere yaklaşımını da açıklayabilir mi acaba? Terazi yorumu bana çok yakın geldi de.. :)) Bir de Venüs-Mars konumları hakkında bir yazı yazsanız ne kadar güzel olurdu… Başım çoook dertli… :)))

    1. Sevgili Kali :) sadece bu iki göstergeden hareketle ilişkilerdeki tutum hakkında çok yüzeysel bir şeyler söylenebilir. Yıldız haritaları parçalarından ibaret değildirler! Onlar bazı parçaların bir araya gelmesinden oluşmuş ÖZGÜN resimlerdir. Venüs’ün İkizlerde olması genelde HERCAİ gönüllülük olarak algılanır ;) Ama Venüs’ün hangi evlerin yöneticisi olduğu ve hangi eve girdiğine bakılmaksızın ve açılarını bilmeksizin böyle bir yorum pek HERCAİ kalır :))) Mars ise Terazide zayıftır derler… Ben sorunlar karşısında politik davranan ve gerilimlerini kısmen bastıran kısmen de dolaylı ve kurnazca dışa vuran demeyi tercih ederim ;) Ama şu evler ve açılar konusu burada da deveye girer… Çok şey dedim de :))) hiçbiri sana cevap olamadı korkarım… Sevgilerimi göndereyim tam yapalım :)))

  5. aslanım ben yeahhh :D
    sewgilerimle juno arkadas mars terazıymıs yorum bana yakın demıs
    bende mars akrebim bu sekılde bakınca akrep yorumununa kendı ustume alınıyımmı ?

  6. Bir ay sonra 27 olacağım ve hala -çok kızıp gözümden alev çıkardığım ortalığı dağıttığım zamanlar hariç- kızınca çocukken yaptığım gibi istemsizce dudağımı sarkıtıyorum.Resmen somurtkan şirin oluyorum.Güneş,Jüpiter,Kuzey Ay Düğümü,MC Koç :) Balıkta Venüs,Merkür ve Boğada Ay,Mars var ama 100 metre öteden bakınca bile atarlı bir Koç olduğum belli oluyor :)

  7. Sevgili Juno, ennnnnn sevdiğiniz burç olduğunu gördüğüm yengeç’in en korktuğu şey “yalnızlık” değildir. Tam tersine; yalnızlığını, tek başınalığını ve kendine özgülüğünü kutsal bulur. Bunun tek kötü tarafı bazen buna fazla dalıp diğer insanlarla mesafeyi-farkında olmadan- açmaktır. Ama melankoli hangi burca yengece yakıştığı kadar yakışabilir, bırakalım öyle kalsın:)
    En korktuğu şey kabuğunun kırılmasıdır, yani kişisel sınırlarının ihlal edilmesidir, yani korunmasız kalmaktır… Çünkü dışarıdan çok sert gözükmesine karşın içeriden çok kırılgandır ve bu garip ikilemi yaşamayanlar bunun nasıl bir ruh hali olduğunu hayal bile edemez. Sezgileri ve içgüdüleri güçlüdür, aslında kararını çoktan vermiştir, karasız değildir ve bu yüksek oranda isabetli ve doğru bir karardır ama bunu uygulamaya korkabilir çünkü inandığı şeyleri diğer insanlarla tartışmaya açmak kendisine hakaret gibi gelir ve düşüncesi bile ruhunu yıpratır. Ruhunun bu dünyanın frekansına göre çok ince olduğunu düşünür ve ona dokunulmasını istemez. Bu bilmeyenler ve anlamak gibi bir kaygısı da olmayanlar tarafından dışarıdan nasıl görülür; “öff ne kararsız ” (alakası yok sadece seninle pek aynı kararda olmadığımız belli, pek işaretleri okuyamıyorsun sanırım), “ne söylemeye çalışıyor bu” (valla kendin anlasan iyi olur benim yorumlarım sana biraz keskin gelebilir o nedenle doğrudan söyleyemiyorum ama fazla da beklemeyeceğim ona göre) “ne demek istedi şimdi” (aynen dediğini demek istedi, hızlı olacağı konusunda uyarmıştım), “yok yaa bu yapamaz” ( hı hı sen devam et canım…). Yalnız meseleye doğrudan girmeyip lafı uzatma bazen de bir şey söylememe konusu gerçekten bizim üzerinde pratik yapmamız gereken bir konu.Ben yükselenim yüzünden şanslıyım galiba, pek sıkıntı çekmiyorum…ama sanki karşımdakiler çekiyor. Ama bir karar verin siz de; lafa doğrudan girelim mi girmeyelim mi?!!?

    Özet; sert kabuğuna rağmen hassas ve kırılgandır, bu yüzden her şeye karşı temkinli yaklaşır, kalbi beyninden büyüktür, büyük kararlar alır, korkabilir……. ama asla vazgeçmez!

    1. Pelin Hanım :)
      Benim yazılarım sizi epeyce bir yordu bugün…
      Sanırım kendiniz hakkında epey bir düşündünüz.
      Düşüncelerinizi benimle de paylaştığınız için gönülden teşekkür ederim.
      Her daim hoşnutluk içinde olmanızı dilerim :)

  8. İlk defa nette yorum yaptıracak kadar çok güldüm kendimi bu dilde okumaktan:)))) gök kubbe tarafından yönetilen biriymişim altı üstü:))))

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s