Posted in Ay Döngüleri

28 ARALIK 2012, Yengeç’teki Dolunay’ın Burç ve Yükselen Burca Göre Etkileri


Kite-Book
Kite – Book

Dün çok detaylı yazmıştım Dolunay dinamiklerinin genel analizini.  Ama bugün de kısa bir özet geçeyim.; Bu Dolunay’ın konusu, yolumuza devam edebilmek için özümüze dönmek… Sarpa saran olaylarda, cevap, çözüm, çıkış bulmak için daima başlangıç noktasına dönmez miyiz?  Uçurtmalara benzer insanın benliği, hep yükselmek ve başına buyruk bir şekilde rüzgarla uçmak ister… Ama onu kendi haline bırakırsak kaybolur gider. Bu yüzden uçurtmaların bir ipi vardır. Ve o ipi tutan bir el…  Hayatın iniş çıkışlarına uçurtmamızın kapıldığı rüzgarlar diyelim. İp aidiyet duygumuz olsun. Uçurtmanın ipini tutan el de ruhumuzdur.

Bize sonsuz güven hissini veren şey, ne paradır, ne mevki, ne de aşk …  bu hissi  damarlarımızda akan kanın içine deli bir nehir gibi salan, kanatlarımızın altına tatlı bir rüzgar olup bizi yükselten tek şey ait olduğumuz yeri ve ipi tutanın ruhumuzun eli olduğunu asla unutmamaktır! Bu dolunayda – dolunayın yıldız haritamızda geçtiği eve ve tetiklediği açılara bağlı olarak – bir takım deneyimler geçireceğiz. Bunların bazıları çok olumlu, bazıları olumsuz, bazıları belirsiz gelecek bize.  Eğer gönül gözümüzü açıp da bakarsak, uçurtma aklımızla yaşamak zorunda olmadığımıza şükredecek ve ipimizi tutan ele yani ruhumuza şükredecek ve ipimize  yani bizi daima özümüze bağlayan, evin yoluna döndüren aidiyet duygumuza daha sıkı  sarılacağız..

Burç ve yükselen burca göre Dolunay’ın etkileri aşağıda … okurken dinlemek isteyen için müzik de burada …  Harry Connick JR söylüyor ”There is Always One More Time – Daima Bir Şansın Daha Vardır” … Unutmayın; aslında her insan ruhun dünyaya açıldığı bir çıkış kapısı, bir yansıma, bir aktarıcıdır.  2013’de bırakın kendinizi ruhunuzun eline … Yani direksiyonda iyi değilseniz direnmeyin otomatik pilota bağlayın …   Bize yaşadığımız müddetçe daima  bir şans verilir. Önemli olan bizim o şansı kendimize vermeye hazır olmamızdır.

KOÇ ve YÜKSELEN KOÇ: Koçlar çok derin hissedebilirler bu dolunayın etkilerini. Özel hayatlarına ve profesyonel yaşama ilişkin kontratlarını yapılandırmak ihtiyacı duyacaklar, kendilerine yeni bir duruş belirlemek isteyecekler ve bu nedenle önceliklerini masaya yatırmak zorunda kalacaklar. Kendilerini böyle sorgulamalar yapmaya iten olaylar yakın çevrelerindeki kişilerle iletişimlerindeki değişiklikler, format değiştirmeye başlayan bağlantılar, huzur, düzen ve güvenlik hislerini tehdit eden ya da bir biçimde alışkanlıklarını zorlayan gelişmeler, çevre değiştirmek – genişletmek, daraltmak – ya da özel hayatlarında bir atılım yapmak için duydukları dayanılmaz istek ve kendileri için hayırlı ve güvenli olanın ne olduğuna karar vermekte çekilen zorluklar olabilir. Ne yapmalı: ‘’Önyargıdan kaçınmak, düşüncelerde temiz, davranışlarda dürüst olmak, bazen mümkünü yok dediğimiz güzellikte sonuçlar getirir. Zira ben ben diye yücelttiğimiz şeyi az kenara çekersek, içimizdeki ışık yola daha iyi yansır ve uygun adımı daha iyi görürüz.’’

BOĞA ve YÜKSELEN BOĞA: Boğalar gerek gündelik hayatlarında, gerekse yakın ilişkilerinde verdiklerinin karşılığını alamamaktan, boşa kürek çekmekten, yanlış tercihler yapmış olmaktan, haksızlıklığa uğramaktan yana pek endişeli olabilirler bu aralar. Bu nedenle de neye kıymet vermesi gerektiğini neyin geçici neyin kalıcı olduğunu çok iyi bildiğini düşünen ve önceliklerini düzenlemekte pek sıkıntı çekmeyen bu tutarlılık abideleri, kendilerinden beklenmeyen kararsızlıklar, çekimserlikler, ani çıkışlar, fevri davranışlar sergileyebilirler.  Kendilerini memnun etmeyen alışverişlerin içine girdilerse, hatırlamaları gereken şudur; söz sözdür … aslında sözlerimizi başkalarına değil kendimize veririz. Dürüst, sözüne, borcuna, inançlarına sadık, değerlerine sahip çıkan, görevlerini hakkıyla yerine getiren bir insan olmak, bizim varlığımıza verdiğimiz kıymeti gösterir ve ruhumuzu onurlandırır. Fosforlu vurgu; ‘’Ötekilerin onursuz olması ya da onurun gündelik yaşamda fazla kazanç getirmemesi, ‘’merkez’’deki değerinin de düştüğünü göstermez.’’

İKİZLER ve YÜKSELEN İKİZLER: İkizler YOD’un parmağının ucunda oldukları için, bu aralar herşey onlara sarsılmak için bir vesile… Hayatta neyin kıymetli olduğu ve yaptıkları tercihlerin onların mutluluk, kendinden hoşnutluk ve iyi bir yaşam anlayışlarına ne kadar katkıda bulunacağını düşünmek zorunda kalacakları bir dolunay bu. Elde etmek istedikleri şeyler ile bizzat kendi varlık değerleri arasında kalabilirler; ‘’Para mı ben mi? Prestij mi ben mi? Yemek mi ben mi? …’’ diye uzar gider liste. En çok da aşk kararları alırken zorlanırlar. Aşkın kucaklarına konulmuş bir hediye mi, yoksa hayatların dağıtacak bir bomba mı olduğunu çözmek onlar için sıkı bir iç çekişme konusu olabilir. Eh, naapsınlar o zaman? Cevap veriyorum; ‘’Hayat ne alacağımızın garantisini asla vermez! Sadece bizi bir planın içine yerleştirmeden önce neyi vermeyi göze aldığımızı bilmek ister.’’

YENGEÇ ve YÜKSELEN YENGEÇ: Hani karanlık bir ortamda bir tavşanın üzerine el feneri tutarsan, donar kalır ya… İşte Yengeçler de bu ara öyle olabilirler. Dolunay onların üzerine bir ışık hüzmesi tutmuş ve karşılarına da bir ayna koymuş gibidir. Bu kadar odakta ve ortada olmak, onları çok rahatsız edebilir. Gündelik hayat içinde yaşadıkları tüm olaylar onlara kendileri hakkında deriiinnn mesajlar veriyor gibidir. Herşeyi üstlerine alınmak ve herkesten birşeyler – bir  tepki, bir cevap, bir destek, bir fırsat, bir mesaj – beklemek, fakat bir türlü insiyatif kullanamamak gibi garip bir ruh hali yaşayabilirler. İnsanlarla kurdukları işbirlikleri ve yakınlıklar onlar için daima önemli hatta neredeyse vazgeçilmezdir. Ama bu aralar beklentileri karşılanmazsa ‘’Ezik miyim ben ha! Ezik gibi mi duruyorum?’’ türünden endişelere kapılabilirler. Sorumluluk duygularını ve kendilerini bağlayan anlaşmaları pek anlamsız bulabilir, ‘’Hayır şimdi saati neden hep ben kurmak zorunda kalıyorum?’’ diye bile sinir yapabilirler. Şunu farketmelerinde hayır vardır; ‘’Bir anlaşma yaparken, sadece bunu ne kadar istediğinizi düşünüp her koşula he dediyseniz, sonradan koşulların adaletini tartışmanın bir anlamı yoktur! Bizi kurban eden başkaları değildir. Ama biz tercihlerimiz yüzünden kurban durumuna girebilir ya da anlamsız beklentilerimiz yüzünden durumu sürekli böyle görebiliriz.’’

ASLAN ve YÜKSELEN ASLAN: Noooldu Aslan Parçaları? Bu aralar cesaret nanay galiba… Kendinize güveniniz yerlerde geziyor. Yaparım ederim atarım tutarım dediğiniz şeylerle ilgili pek isteksiz ve kararsız bir haldesiniz. Etraf imkan ve ihtimal dolu. Ama sağ eliniz uzanırken sol eliniz üzerine vuruyor. Zira bir ne istediğini tam bilememek hali, istese de yapamamak korkusu ya da fazla yük altına girmek endişesi derinden derinden içinizi daraltıyor. Aşk bile neredeyse bir tür meydan okuma… Aslan dediğin şov ile kaim amma, bazen de kendi içine çekilmek, kendi sakin ve sade ritmine gömülmek iyi gelir insana. Galiba sizin bu aralar ihtiyacınız olan şey, biraz ininize girip, kış uyukusuna yatmak ve enerjinizi tazelemek. İpucusu; ‘’Herşeyi denemiş olmak için yapmak çocuklar, yapabildiğini ispat etmek için yapmak ergenler içindir. Yetişkinler ise tercih yaparlar!’’

BAŞAK ve YÜKSELEN BAŞAK: Yetenekler ve fırsatlar değerlendirilmeyi bekleyen kaynaklardır. Yetenek ve fırsatların gerçek değerini ortaya koyan ise alınan somut sonuçlardır. Başak başladığı işi bitirmesi, bitiremeyeceğinden şüphe ettiği şeye de başlamaması ile ünlüdür. Ama bu aralar hayat onları reddedilemeyecek kadar cazip fırsatlar ile deneyebilir. Her şeyin bir şeyi, her sorumluluğun da bir riski var Başakcımlar. O yüzden, bu aralar bir şeylere evet demeden zaten üzerinizde olanların ağırlığını ve kendi omuzlarınızın kapasitesini iyi değerlendirin. Yoksa bitirememek, yetiştirememek, hakkını verememek korkusu, bütün huzurunuzu kaçıracak. Üstelik Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak da var. Çözüm; ‘’Sınır adabı… Sınır aslında insanlara konulmaz, kendimize konulur. Uygun olanın ne olduğuna karar verip, enerjimizi hayatımızın içindeki alanlara bölmekten, olaylara ve insanlara açacağımız alanları belirlemekten sorumlu olan biziz. Yoksa herşey üstümüze üstümüze gelir.’’

TERAZİ ve YÜKSELEN TERAZİ: Bu aralar Terazilerin birşeyler yapmaktan çok, yapılanları değerlendirmeye eğilimleri olabilir. Sorgulayıcı hatta yargılayıcı bir ruh hali içindeler. ‘’Varoluşsal sorunsallarını epistemolojik açılımlarla ele alıp, ardışık çözümlemelere yeni ufuklara kanalize olmak’’ filan gibi şeylerle ilgilenmeleri pek mümkün. Statüyü korumak, dengeleri tutturmak, görüntüyü bozmamak için verdiğimiz çabalar sonuçsuz kalınca, her zaman içinde olmaya alıştığımız çerçeveler birden anlamsız gelir. O zaman yeni bir hareket alanı açmak, taze bir göğün altında sırtımıza fazla yük almadan yürümek ihtiyacı duyarız. Zira insanlar özgürleşmekten genellikle çevre, ortam ve duruş değiştirmeyi anlarlar. Gelgelelim, bizi mahkum eden çevre koşullarından ziyade attığımız adımlardır. Daha açık olayım; ‘’Yeni gibi görünen bir zeminde, bildik bir zihniyetle davranırsanız,  arkanızdan kapattığınızı sandığınız kapılar yine üstünüze kapanır! O yüzden, ister eskiyi yargılarken ister yeniyi sorgularken, koşullar ve insanlar kadar kendi niyet ve tutumlarınızı da değerlendirmeyi ihmal etmeyin.’’

AKREP ve YÜKSELEN AKREP: Bu aralar somut adımlar atmaya ve somut sonuçlar almaya ihtiyacınız var. Gel gör ki siz pek kararsız, pek kuşkucusunuz dersem çok yeni bir şey söylemiş olmayacam besbelli… çünki bu sizin ruh ikliminiz! Niye kuşkucu olduğunuzu hiç düşündünüzmü peki? Çünki, kuşku kendi tercih ve davranışlarımıza bahane üretmenin en iyi yoludur. Birşeye değer verip kaybetmekten, bir işe kalkışıp sonuç alamamaktan, bir insana güvenip hayal kırıklığına uğramaktan o kadar ama o kadar korkuyorsunuz ki, neyin önemli, neyin anlamlı olduğunu bırakın başkalarına, kendinize bile söylemek size imkansız geliyor. Ondan sonra gelsin ayakoyunları, gelsin arkadan dolanıp işi istediğiniz noktaya getirene kadar manipülasyon yapmalar, gizemli kaçışlar ve vaatkar yakınlaşmalar arasında bir nefeslik umutlar… Kurduğum cümleye bak; Bestseller roman tanıtımı yazıyorum sanki! Ama sizin de hayattan anladığınız bu zaten; Bestseller kıvamı… Önerim: ‘’Bazen el kitabı, kullanım kılavuzu kadar düz ve açık olmak da gerekir. Kimse onları almak için fazladan para vermez ama yaşama değer katar hatta bazen hayat bile kurtarırlar.’’

YAY ve YÜKSELEN YAY: Bu aralar insanların size bir şeyler sorası danışası, sizin tecrübenizden, aklınızdan, çevrenizden, kaynaklarınızdan medet uması var… Hani nihayet bunca yıldır cebinizde biriktirdiğiniz çakıl taşları altına dönecek gibi. Ayrıca satışınız ve cazibeniz de yüksek… Ateşli partnerler bulma hatta kalıcı ilişkilere girme şansınız bile var. Bu devreden kazançlı çıkmak için yapmanız ilk şey beklentileri de, bunların sizdeki karşılıklarını da hassasiyetle değerlendirmek. Eğer sonradan içinizi doldurmakta zorlanacağınız sözler verir, fazla beklenti oluşturur, ya da karşılığını alacağınızdan emin olmadığınız kontratlara imza atar,  kazancını tahmin edemediğiniz işlere yatırım yapar, ödemekte zorlanacağınız krediler alırsanız, yine sıkıntı yaşayabilirsiniz. Eğer herhangi bir satış, devir işlemi yapma ihtimaliniz doğarsa, zamanınızı, işgücünüzü, ya da herhangi bir kaynağınızı kiralamaya niyetlenirseniz, hem elinizdekinin değeri hakkında dürüst olun, hem de sunduğunuz şeyin ederi hakkında ve sizinle el sıkışan kişinin gücü hakkında etraflı bilgi edinin. Duygusal veya cinsel yakınlıklarınızda da, karşılıklı beklentiler konusunda açık olmayı ihmal etmeyin. Kulağınızda kalsın: ‘’Herşeyin bir değeri bir de fiyatı vardır. İkisinin arasındaki açığa kar diyoruz. Fahiş kardan da, karsız alışverişten de kimseye hayır gelmez!’’

OĞLAK ve YÜKSELEN OĞLAK: Bir yanda yeni talep ve teklifler, öbür yanda yapılacak işler, gündelik sorumluluklar… Bir yanda rutine binmiş ilişkiler ve alışkanlıklar, öbür yanda özgür ama yalnız olma ihtimali… Bir yanda beklentiler ve gayret, öbür yanda hedefler ve belirsizlik… Bu böyle olmaz başı dumanlı Oğlak Kardeşlerim, bu böyle gitmez. Bir silkinin kendinize gelin bakiyim. Ne demek çok seçenek var, bunaldım! Oğlak dediğin koşullara ve baştan çıkarıcı alternatiflere takılmaz… Onun daima bir görevi ve sonuca varma azmi vardır. Devam eden kontratlarının hakkını verir, bitmesi gerekenleri de kaytarmadan, adil bir şekilde sonlandırır. Hatırlayın; Siz ne zaman zahmetten kaçar olsanız, nimetten mahrum kaldınız. Ne zaman kıymete bindiğinizi görüp şımarsanız, ya da kendi kıymetinizi karşınızdan gördüğünüz muameleye göre ölçseniz, kendinizi kaybettiniz. Ne zaman muhataplarınıza kendi standartlarınıza değil onların standardına göre davransanız, o zaman dengeniz bozuldu. Kalp-Üstü Sticker: ‘’Sorumlulukların hakkını vermek kölelik değildir. Sadece asıl efendinin RUH’un olduğunu ve onunla pazarlık edilmeyeceğini bilmektir.’’

KOVA ve YÜKSELEN KOVA: Kovalar geçiş sendromu yaşıyor bu ara! Biraz daha işim var ama sevgilimle buluşucam… Hastayım ama bugün o geziye gidicem… Bu proje hala bitmedi ama öbürüne de başliycam… Tatile çıkıcam ama laptopumu da alıcam… Mutsuz olucak bişi yok ama sıkıldım mızmızlanıcam… Param yok ama istediğim arabada accayip bir kampanya var, galiba alıcam… Aslında bir gayret elinizdeki zaruri işleri tamamlasanız, şu depresif ve gergin halinizden de kurtulacaksınız. O bitmek bilmeyen ağrı sızı ve hastalıklarınız sona erecek, enerjiniz yenilenecek, aklınıza hem yeni hem de daha iyi fikirler gelecek ve önünüze fırsatlar çıkacak… Tamam anladım boş konuşuyorum… O zaman şöyle anlatayım; Biliyoruz, siz rutin insanı değilsiniz. Özgür bir ruhsunuz. Olasılıkların keşfi eldeki işten, komşunun tavuğu evdeki kazdan daha cazip. Ama hayat da belirli bir sıra izleyerek yaşanması gereken bir serüven. Eğer serüvenin bir ayağını tamamlamadan öbür aşamaya geçmeye kalkarsanız, ileride işinize yarayacak bir deneyimi ya da cazip bir ödülü gözden çıkartmış olabilirsiniz. Heh heh J ne biçim rahatsız ettim sizi dimi! Hadi buyrun burdan yakın bakalım…

BALIK ve YÜKSELEN BALIK: Macera, adı üstünde maceradır. Her maceraya başlarken rahatınızı bozmanız ve bazı riskleri göze almanız gerekir… Yani ne biliyim, heyecanı veren şey zaten o kaybetme korkusu, ayağının kayma ihtimali, yakalanma telaşı, bilmediğin bir şeyi ilk kez yapmanın zevki filan gibi şeylerdir. Her maceranın bir yerde bitmesi de gerekir yoksa macera olmaz gündelik hayatın bir parçası olur. Neden bütün güzel şeylerin bir sonu var diye mi düşünüyorsunuz? Ah, pardon … siz daha son kısmına gelmemiştiniz … bitmeyecekmiş ya da az önce bitmemiş gibi yapmayı tercih ediyordunuz. Keyfinizi kaçırdığım için özür dilerim. Galiba sorun şu; sizin kendinize çizdiğiniz yaşam alanı, belirlediğiniz hayat standartları içinde huzurlu olmamak gibi bir derdiniz var. Ama tadına bakayım fakat kek bozulmasın diye bir seçenek yoktur. Hem alışkanlıklarımızı sürdürüp, hem de yepyeni bir başlangıç yapamayız. Hem sorumluluk almayıp, hem de onay alamayız. Hayat bizi tercihlerle karşı karşıya bırakır veee ‘’Her seçiş bir vazgeçiştir! Dikkat edin vazgeçtiğiniz şey sizi siz yapan değerler olmasın. Ya da vazgeçemedikleriniz sizi özünüzden uzaklaştırmasın.’’

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

One thought on “28 ARALIK 2012, Yengeç’teki Dolunay’ın Burç ve Yükselen Burca Göre Etkileri

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s