Posted in Ay Döngüleri

28 Aralık’ta Yılın Son Dolunay’ı Yengeç’te; Evin Yolunu Arayan Uçurtma …


Collage: Flying Houses - L. Cherere
Collage: Flying Houses – L. Cherere

Dolunay, doğası itibariyle bir halkanın tamamlanması, bir enerji devresinin sonlanıp, meyvelerini sunması ve bizi açtığı sofranın nimetleriyle bir yandan onurlandırırken, bir yandan da sınava çekmesidir. Dolunay dönemlerinde karşımıza çıkan fırsat ve tehditler her zaman göründükleri gibi olmazlar. Dolunay vadisi, gizem, hayal ve aldanışlarla doludur. Duyarlılığımızın zirve yaptığı bu dönemde, karşımıza çıkanlara verdiğimiz ilk tepkiler bize ayna tutar, bize bizi yansıtırlar. Ve biz zaaflarımız, gücümüz, korkularımız, cesaretimiz, özdeğerimiz, değer verdiklerimiz, görünürdeki ve gerçek kazançlarımız ve kayıplarımız arasında, bir muhakeme yapmak zorunda kalırız.

28 Aralık 2012’de, tam böyle bir yılın sonuna yakışan bir Dolunay yaşayacağız. İzninizle bir görsel tasvir yapacağım; Haritanın merkezinde bir uçurtma var. 3’üncü ve 4’üncü evlerin sınırındaki IC çizgisinde, 7 derece Yengeçte yer alan ve Mirzam sabit yıldızı ile kavuşan Ay, uçurtmanın kuyruğu… 9’uncu ve 10’uncu evlerin sınırındaki MC çizgisinde yani haritanın zirvesindeki 7 derece Oğlakta yer alan, üstelik Pluto, Facies Sabit Yıldızı ve Juno ile kavuşan Güneş ise göğe yükselmeyen çalışan tepe nokta. Uçurtmanın bir kanadını Güneşin yöneticisi olan, 7. Evdeki Satürn tutmuş, bir kanadını da 12. Evdeki Chiron.  Meali;

IC noktası bizim çıkış noktamızdır. Baba evinin, ana kucağının giriş kapısı… geldiğimiz yerden, gerçek kökümüzden, manevi alemden maddi aleme açılan kapı. Dolunay’ın yerleştiği Yengeç Burcu – cennet leyleklerinin dünyanın eşiğinde terk ettiği çocuk – bu kapının doğal sakinidir. Yeni Ay değil Dolunay halinde olduğuna göre bir tur atıp gelmiştir dünya üzerinde… Dünya halini görmüş, masumiyetini ve zenginliklerini dünyanın çukurları ve tepelerinde denemiş, yaptıkları ettikleri ile değerleri arasındaki yüzleşmeleri yaşamış ve nihayet yine eve, başladığı yere geri dönmüştür. Bu çocuğu kendimizle ilgili ve dünya ile ilgili düşüncelerimiz, değerlendirmelerimiz, bugüne dek yaşadıklarımızdan çıkarttığımız sonuçlar olarak kabul edelim. Güven duymaktan, ait olmaktan, huzur duymaktan, başımızın üstünde bir çatı, tabağımızın içinde bir yemek, yanıbaşımızda bizi seven insanlar bulmaktan ne anlıyorsak, ve bütün bunları kazanmak ya da kaybetmemek adına ne yaptıysak, onların sonuçları bugün önümüzdedir. Bunların bazıları bize beklentilerimize uygun, bazıları uzak, bazıları tatminkar, bazıları acı ve kızgınlık verici geliyor olabilir. 4’üncü Ev aynı zamanda bitirmeyi, önümüze açılan kapılardan girebilmek için, hesaplarımızı kapatıp daha önce alıştığımız ya da takıldığımız şeylere sırtımızı dönmeyi temsil eder.

10’uncu ev ise, toplumsal statümüz, sorumluluklarımız, üstlendiğimiz tanımlar ve, tüm gücümüz ve irademizle yönlendiğimiz zirvedir. İnsanların bizi birbirlerine anımsatırken yaptığı göndermeler, adımızı cümle içinde kullanırken önüne arkasına eklediklerimiz hep 10’uncu evin eseridir. MC, yani Güneş’in bütün saz ekibiyle birlikte durduğu nokta ise, bu evin giriş kapısıdır. IC’ye insanlık kapısı, MC’ye tanrılar kapısı da denildiği olur… Hepimiz bir suyun başını tutmaya gayret eder ve  bazen kendimizi küçük dünyamızın kralı ya da tanrısı zannetmek yanılgısına düşmezmiyiz? Oysa çok da kolay bir şey değildir tanrıcılık oynamak … Hepimiz buna soyunur, ancak dış koşulları gönlümüze göre değiştirmekte, oyuncuları seçsek hatta rolleri dağıtsak bile, herbirinin çıkarttıkları performansı etkilemekte, hatta ana metnin alacağı yönü belirlemekte etkisiz olduğumuz bir dünyanın tanrısı filan olamayacağımızı er geç farkederiz. Bunun nasıl anlam kazanacağı ise biraz daha geç ve güç kazanılan bir bilgidir. Ama galiba bunun vakti gelmiş durumda…

Dolunay ile kavuşan Mirzam, bir mesaj getirir … Mesajının Satürn’de olduğunu söylerler; Satürn bu haritada uçurtmanın kanat uçlarından biri. 7. Evde yani ilişkiler ve ortaklıklar evinde Akrep’te. Her ilişki bir kontrattır ve kontratlara ilişkin benimsediğimiz tutumlar, yolda ilerlememize yardımcı oldukları gibi, ayağımıza taş da olabilirler. Şefkatini ve adaletini kaybedip menfaate hatta gizli düşmanlıklara dönüşmüş ilişkiler, her iki taraf için de yıkıcı ve yön kaybettiricidir. Peki ama, nasıl karar vermeliyiz kontratlarımızın yolumuza uygun olup olmadığına?

Bu uçurtmanın dengede kalmasını sağlayan bir kanadı daha va; onun ucu da 12. Evdeki Chiron’da. Chiron 12 evde kendiyle barışık olmayan insanın, gönül yaralarını, açlıklarını, korkularını örtmeye ya da başka kaynakları yani bazı kontratları kullanarak gidermeye çalışan insanların, zalim-kurban temasını hep yeniden üreteceklerine işaret eder.

Bu uçurtmanın hali hakikaten de bizim halimize benziyor; geçtiğimiz yıl boyunca, bir yandan mutluluk ve doyum arayışlarımızın adresini bulmaya, bir yandan da bize çerçeve olan aidiyetlerimizi, yetkilerimizi ve sorumluluklarımızı, daha ‘’güzel’’ bir hayat için şekillendirmeye çalıştık.  Yolumuza çıkan ise hep uymadığımız ya da bize uymayan konratlar oldu. Kontratlar temelde ‘’güven’’ arayışımızın simgeleridir. İnsan güven ile kalıcılığı, kalıcılık ile de değişmezliği sabitliği özdeş tutar. Oysa yaşam değişken bir zemine sahiptir ve bizden ona ayak uydurmamızı bekler.

İnsan ancak ‘’değerlerini ve değer verdiklerini kaybetmeden’’ değişime ayak uydurursa mutlu olur.  İşte bir paradoks da bu! Değer verdiklerimizi kaybetmemek için verdiğimiz gayretler, yaptığımız fedakarlıklar da, bazen bizi kendimizi değersiz hissettiğimiz bir noktaya getirmedi mi? Demek ki değer sistemimizde de sorgulanması gereken yanlar var…

Bir dakika… bu haritada bir uçurtma daha var! Ama bu yönünü biraz karıştırmış ve ipi yukarı çıkmaya çalışan uçurtmaya dolanmış bir arkadaş… Onun kuyruğu 6. Evdeki Vertex’den kopartmaya çalışıyor kendini,  yani benimsediğimiz gündelik yaşam biçimininin, alışkanlıklarımızın bize getirdiği sonuçlardan kaçmak istiyor. Bir kanadı Yükselen Yöneticisi olan ve 11. Evdeki Oğlak’a yerleşen Mars’a değiyor. 11’inci ev, umutlarımızı, karşımıza çıkan fırsatları ve bunları gerçekleştirmek için aldığımız kararları, girebildiğimiz riskleri  gösterir. Oğlak’taki Mars çok kararlı bir kurmay subaydır. Bir kez hedef belirledi mi yolundan dönmesi zordur. Uçurtmanın diğer kanadı ise, 2. Evdeki Retro Jüpiter – Lilith kavuşumuna değiyor. Aaa YOD’un ucu olan Jüpiter bu… Hani Yaratan’ın Parmağı ile gösterip ‘’Şunu Hallet’’ dediği nokta. 2’inci evde olduğuna göre, işaret ettiği yer değer sistemimizdeki abartılar, uyumsuzluklar, özdeğerimizle örtüşmeyen öncelikler, kazanç kayıp beklenti konusundaki önyargılar… Bunun bize paradokslar yaşattığından az önce bahsetmiştim değil mi! Uçurtmanın kafası ise 12. Evin sonlarına doğru yerleşmiş olan Uranüs – AX kavuşumunda. Yani elde ettiği sonuçlara neden olan beklenmedik gelişmelerin derdine düşmüş.  Yön 12. Ev olduğuna göre, sürprizlerin ve yıkımın kaynağı yalnız başkaları değil, kendinden kaynaklanan ve yönetmekte zorlandığı hatta su üstüne çıkartmadığı bazı tutarsızlıklar da var ve bunların köküne inmeye, bunlarla yüzleşmeye kararlı!

Bu terörist uçurtmanın ipi, bizim gözünü yukarı dikmiş uçurtmaya dolandığı için, galiba yola devam etmeden önce halletmemiz gereken şeyler var. Öyle görünüyor ki, bu dolunayda zirve yapalım derken, bir yerde havlu atacağız ve yarıştan bir süreliğine çekilmek ihtiyacı hissedeceğiz. Bu dolunayın yaşatacakları, bizi Ev’in yoluna düşürecek. Geldik mi başa, yani IC noktasına.

Sarpa saran olaylarda, cevap, çözüm, çıkış bulmak için daima çıkış noktasına döneriz. Sarpa saran biz isek de eve… bildiğimiz, güvendiğimiz, tanıdığımız yere, toprağımıza, kaynağımıza, kökümüze, içimize, özümüze döner, derinimizde bir yerde duran o sade ve açık cevabı ararız. Peki her soruya cevap bulacak kadar huzur bulduğumuz yer, ait olduğumuz ev neresidir?

Uçurtma hep yükselmek ve başına buyruk bir şekilde rüzgarla uçmak ister… Ama onu kendi haline bırakırsak kaybolur gider. Bu yüzden uçurtmaların bir ipi vardır. Ve o ipi tutan bir el…  Benlik duygumuz da tıpkı bir uçurtma gibidir… Daima kıymetli bildiği birşeylerin peşine düşer. Kendine yüksekte bir yer edinmeye, üstelik de istediklerini iyi bir rüzgar yakalayıp fazla yorulmadan ve hızla elde etmeye odaklanır.  Kendisini kontrol eden ipe ve ipi tutan ele direnir…

Varın siz o rüzgarı günlük hayatın iniş çıkışları bilin. İp de aidiyet duygumuz olsun. İpi tutan el ruhumuzdur. Uçurtmayı tasarlayan zihnin yani Evreni Yaratan’ın bir uzantısı olan, tasarımımızın gücünü ve sınırlarını bilen, rotasını koşulları ve diğer uçurtmaları dikkate alarak çizen ve yükselirken güvenle yükselip, inerken de hasarsız inmemize yardım eden eldir ruhumuz. İpini tutan elin ne kadar kıymetli olduğunu unutur uçurtma. İpim kısa gelmeseydi  o buluta da ulaşacaktım ben … o uçup giden kuşu da yakalayacaktım …  kuyruğu bana dolanıp duran o salak kırmızı uçurtma olmasaydı … ya da o ağaç … kopmazdı kuyruğum ya da asla düşmezdim diye söylenir durur. Kendini rüzgara kaptırıp ruhuna direnir bazen; önceliklerini karıştırır, kendine ve başkalarına hasar verir, ya da sonsuz gökte kaybolur.  Ancak ruhuna teslim olan uçurtma evin yolunu güvenle bulur…

Bu dolunayda – dolunayın yıldız haritamızda geçtiği eve ve tetiklediği açılara bağlı olarak – bir takım deneyimler geçireceğiz. Bunların bazıları çok olumlu, bazıları olumsuz, bazıları belirsiz gelecek bize. Sonra da ya gönülsüz ve hasarlı, ya da bilinçli bir biçimde teslim olup ruhumuza, evin yoluna düşeceğiz. Bir sonraki sefere, bir sonraki yükselişe kadar.

Eğer gönül gözümüzü açıp da bakarsak, ”o yoluma çıkmasaydı, bu kopmasaydı” diye dırdır etmeyi, ahlanıp yazıklanmayı bir kenera bırakır ve ruhumuzun sesini dinlersek, ipimize takılanın, bizi yoldan alakoyanın kendi tutumlarımız olduğunu, bizim kendimize belirlemek istediğimiz rotanın neden  hayırlı olmadığını, diğer uçurtmalarla yanyana uçarken iplerimizin nasıl olup da birbirine dolandığını, hangi rüzgarın daha uygun fırsatlar, hangisinin göze alınmayacak tehditler içerdiğini anlayacağız. O zaman uçurtma aklımıza değil, ipimizi tutan ele yani bizi daima eve bağlayan aidiyet duygusuna teslim olmak gerektiğini hatırlayacak kalbimiz.

Dolunay’ın Burca ve Yükselen Burca Göre Etkilerini yarın sabaha kadar tamamlarım … şimdi müzik :)

Metallica’nın şaheseridir ama Apocalyptica’nın sözsüz yorumu beni daha çok etkiliyor. Yine de bir cümle var ki; ‘’ Forever trusting who we are … and nothing else matters!’’ ya da ‘’Kim olduğumuza sonsuza dek güvenmek … ve başka hiç birşeyi umursamamak!’’ … İçimizde hem uçup çoşmak isteyen hem de zor rüzgarlarla boğuşmaktan, aç kalmaktan, yorgun düşmekten, hırpalanmaktan, kayba uğramaktan ürken bir bebek uçurtma vardır. O uçurtmaya dizaynına yani kim olduğuna sonsuza dek güvenmek hissini veren şey, ne paradır, ne mevki, ne de aşk …  bu hissi  damarlarımızda akan kanın içine salan ve bizi gürül gürül akan bir nehre dönüştüren, ya da kanatlarımızın altına tatlı bir rüzgar olup bizi güvenle yükselten tek şey ait olduğumuz yeri ve ipi tutanın ruhumuzun eli olduğunu asla unutmamaktır! Zaten başka hiç bir şeyin de fazla bir önemi yok…

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

3 thoughts on “28 Aralık’ta Yılın Son Dolunay’ı Yengeç’te; Evin Yolunu Arayan Uçurtma …

  1. Tıpkı bir sarkacın salınımı gibi, hareket dengeyi ararken, uç noktalara savrulur. Kış yaza, gece güne, acı hazza kavuşur gizemli kapılarda. Ve herşeyin değişimi, dönüşümü sürer gider böylece. Siyahın içinde beyazın, beyazın içinde siyahın tohumu saklıyken, her yaşananın düal türevlerine şaşmak niye…?

    Ve zaman… Sen terketmek istemedikçe hiç bir duyguyu alıp götüremez senden…

    Ve içinde günü taşıyan için hiç bir gece karanlık olamaz zaten…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s