Posted in Uzun Dönemli Etkiler

21 ARALIK 2012’de Ne Olacak?


Babil’in Boruları – Vladimir KUSH

Nicedir 2012 yılı hakkında türlü yorum yapılıyor medyada. Kadim MAYA Takvimi’nden hareketle, 2012 Aralık itibariyle dünyanın sonunun geleceği söyleniyor. Hatta geçen sene bir Japon Prensesi’nin bizzat yaptığı duyuru üzerine, 21 Aralık 2012’de 3 gün boyunca dünyamızın karanlığa gömüleceği hakkında bir de beklenti doğdu! Gerçi bizim gibi çocukluğu yağ, benzin ve hatta Ramazan pidesi kuyruklarında bekleyerek  geçmiş olan ve evdeki küçük balkonlar ya da sandık odalarının hala erzak stoklamak için kullanıldığı bir ülkede büyüyen insanlara pek de dokunmaz böyle bir ”felaket”… Ne var ki, feysbuka girememek ve Kanuni’nin harem seferlerini seyredememek bazılarımızı hakkaten fena bunaltır :)

İnsanoğlu daima değişimlerden korkar… Hal-i pür melal, felaketin daniskası bile olsa, devamlılık hep bilinmeyene doğru yaşanacak bir değişimden daha ”güvenli” gelir. Lakin ”son” dediğimiz şey gerçekten bir felaket midir?

2012 yılı devrini tamamlarken neler olacağını ”Ben Bilmem Merkez Bilir!” Benim elimden gelen ancak astrolojik verileri yorumlamak… Bakalım  21 Aralık 2012 sabahı güneş doğuşu saatinde Türkiye’de neler olacağı hakkında ne ipucu veriyor bize gökler;

21 Aralık bir Venüs günüdür ve güneşin doğuş saatin bir Venüs saatidir. Büyük Venüs Döngüsü’nün gerçekleştiği bir yıla böyle bir bitiş noktasının biçilmiş olması ne güzeldir… Venüs’ün Kalp Çakrasını ve bağışıklık sistemini temsil ettiğini ve Venüs Geçişi’nin dünyanın tıkanmış kanallarını  ”yaratıcı enerjinin şifasına” açık hale getireceğini ve ”kendimizi yenileme yeteneğimizi” harekete geçireceğini ifade etmiştim.

21 Aralık sabahı, Venüs haritanın mucizeleri temsil eden 11. evindedir ve tam karşısına Retro konumdaki Jüpiter düşmektedir. Jüpiter, göğün dört koruyucusundan biri olarak bilinen ve en şanslı sabit yıldızlardan biri olarak kabul edilen Aldebaran ile kavuşum halindedir. Jüpiter manevi liderliği temsil ettiği için, Aldebaran ile kavuşumu manevi enerjinin akışını kolaylaştıracak gelişmelere işaret etmektedir. Jüpiter-Aldebaran ikilisi Satürn ve Pluto ile, YOD olarak tanımlanan ve Tanrı’nın parmağı olarak da bilinen bir görünüm oluşturmaktadır. Satürn ve Pluto tam karşılıklı ağırlama halindedirler.  Buna göre, Jüpiter’- Aldebaran ikilisinin temsil ettiği manevi açılımların,  eski ve yararsız olanın yıkılıp yeni ve uygun olanın yapılanması sayesinde oluşacağı anlaşılmaktadır. Yine güneş doğuşu anında şan ve şöhret yıldızı olan ve büyük şans getirdiği bilinen SPICA, haritanın tepesine yerleşmiştir.

Başta da söylediğim gibi ”Ben Bilmem Merkez Bilir!” :) Ancak astrolojik göstergelere bakarak, 21 Aralık’ta gün içinde gözlenebilir nitelikte bariz değişimler yaşanacağını söyleyemiyorum. Göstergeler, bu tarihte tetiklenecek gelişmelerin sonuçlarını uzun yıllar boyunca gözleyeceğimizi ve bifiil yaşayacağımızı düşündürmektedir. Jüpiter, günün merkezindedir ve retro konumdadır. YOD görünümünü oluşturan 150’lik açılar ise  sonuçları uzun vadede ortaya çıkan etkileşimlere işaret ederler. Anın haritasında Yay’ın 29’uncu derecesinde olan Güneş, batın yani gizli olanı temsil eden 12.evdedir ve Juno ile kavuşmaktadır. Ancak Juno-Güneş ikilisi yükselen noktası ile birleşiktir.  Juno’nun Yükselen kavuşumlarında saflık ve temizlik verdiği bilinir. Yaratıcı enerji, tohumu atılmakta olan saf ve temiz oluşumlar üzerinden kendini yeniden üretmekte ve tüm ihtişamıyla ortaya çıkmaya hazırlanmaktadır.

21 Aralık bir sonuç değil, bir başlangıç günüdür. Bir yıkım günü değil, hatta bir doğum günü de değil, daha ziyade güzel müjdelerin tohumlarını taşıyan GEBE bir gündür…

Yıkıcı bir hale gelmiş olan maddi anlayışın kısır döngülerinde kaybedilen değerlerin canlanacağı günler var önümüzde! Bu canlanışın başlaması için de önce o değerlerin üzerinde yükselmesine uygun olmayan anlayışların yıkımını yaşayacağımız bellidir. Değişim dalgası, hayatlarımızda son yıllarda meydana gelen ve ”kayıp olarak algılanan” maddi dönüşümlerle kendini hissettirmiştir ve  bu dalganın etkileri 2012’nin sonundan itibaren daha da belirgin bir hal alacaktır.

Maddi düzlemde yaşanan geçişler, bizde güvensizlik hissi oluşturur.  O yüzden değişim lafını hiçbirimiz fazla hoş karşılamayız :) Ancak, güven anlayışımızın sorgulanması gerektiğini gösteren bir çok olay da yaşadık son yıllarda.  Maddi düzlemde güvence sağladığı ya da alışkanlıklarımızla örtüştüğü için benimsediğimiz birçok yapının, anlayışın ve tutumun, bizi ayakta tutmaya yetmediğini, hatta onlara duyduğumuz bağımlılığın bizi yıkıma götürdüğünü hepimiz deneylerimizle gördük. Aslolanın hayatın içini doldurmak, anlamını korumak, bütünlüğünü sağlamak olduğunu farkettik. Hepimiz hayatımızı bu farkındalığa göre şekillendirmek konusunda yeterince cesur olamadık belki… Hatta direndik ve çektiğimiz acıları arttırdık. Ama çoğumuz çıkışın değerlerimize uygun ve onurlu bir yol tutmakla bulunacağını içten içe biliyoruz.

Önümüzde uzanan dönemde, gelişimimize engel olan ve yıkıcı bir bağımlılık haline gelen maddi kriterlerin giderek yıkıldığını, saflaşma ve manevi anlamda yeniden yapılanma çabasının arttığını göreceğiz. Aslında bu ihtiyaç kendini farklı şekillerde son yıllarda da belli etmişti. Giderek daha fazla insanın, kendini keşfetme, özüne dönme arzusunu duyduğu ve zihin gücü, alternatif tıp, manevi enerji gibi konulara ilgi duymaya başladığı bir dönemden geçtik. Ancak, bu arayışlar da çoğu kez ”ego tatmini”ne ve çıkar arayışına kurban gitti. Umut veren sözleri ve açılımları, maddi fayda sağlamak için kullanan kişilerin sayısı giderek arttı. Şimdi her adım başında bir  enerji tacirine, bir üstada, bir hocaya denk geliyor ve adeta bir modaya uyum sağlarcasına, biz de bir ucundan bu öğretilere dahil olmaya çalışıyoruz.

Yeni dönemde manevi açılımların da, kişiye ya da ekole bağımlı olmadığını, Yaratan’dan başka hiçbir kaynağa ihtiyaç duymadığımızı ve bizi ona bağlayan en güçlü nüvenin, DNA’mızdaki kodlar olduğunu farkedeceğiz.

Değişimin rüzgarları eserken, yolu bulmak için ihtiyacımız olan tek pusula imandır…  İçimizdeki tohumları yeşertecek olan ışık ve güçlenmemizi sağlayacak olan besin de sadece içten gelerek yapılacak olan dualardır. 21 Aralık gününe, tüm evrenin hayrı için dua ederek girelim… O zaman o gün, kıyamet yani yıkım değil kıyam yani ayağa kalkış günü olur.

Knocking on Heaven’s Door … Cennetin Kapılarını Çalmak – Bob DYLAN’ın ölümsüz parçasını Mark KNOPFLER çalıyor.

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

3 thoughts on “21 ARALIK 2012’de Ne Olacak?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s