Posted in Uzun Dönemli Etkiler

SATÜRN AKREP’te…Dönüşümün Bir Ayağı Daha Tamamlanıyor!


Zamanın, maddi alemin ve kısıtlamaların efendisi, büyük öğretmen Satürn, dönüşümün üstadı Akrep’e giriyor… Böylece büyük bir dönüşümün alt yapısını oluşturan ayaklardan biri daha tamamlanıyor!

2012 tüm insanlık için gerçek bir geçiş kapısı…

Yaratıcı enerjinin yıldırımı Uranüs, saf başlangıçları temsil eden Koç’ta. Maddi çözülmeleri, manevi açılımları ve büyük özne ile bütünleşmeyi vazeden Neptün doğal burcu Balık’ta.  Venüs geçişi, dünyanın titreşimini başka bir oktava çekti ve hepimiz bu yeni atmosfere uyum sağlamak için çabalıyoruz.

Büyük cerrah Pluto, dünya işlerinin üstadı Oğlak’a girmiş ve nefsin kurban edilmesini temsil  eden Facies ile kavuşuma geçmişti çoktan. Şimdi ise Oğlak’ın yöneticisi Satürn, Pluto’nun yönetiminde olan Akrep’e giriyor! Bu durum, Karşılıklı Ağırlama olarak bilinen çok güçlü bir etkidir. Bileşenlere baktığımızda büyük efendiler arasındaki bu dayanışma, hem zeminin dönüştürülmesi, hem de dönüşümün yapılandırılmasına işaret eder. Yani büyük dönüşümün manevi ve maddi bileşenleri tam olarak devrede!

Pluto – Uranüs karesi, yeni enerji ile bağdaşmayan tüm yapıları, tüm oluşumları, tüm inançları ve alışkanlıkları yıkıyor… Ancak Satürn ve Neptün arasındaki üçgen, yıkılan ‘misyonu tamamlanmış’ zeminlerin yerine, Rabbin şefkatini ve vicdani kriterleri yansıtan yepyeni zeminler kurulmasını teşvik ediyor.

Bana Ne Olacak?” olmasın bu geçişteki sorunuz… Zira buna verilecek cevapların hiçbiri, bugünki bakış açımıza göre ”Güvenli Değil!” Oysa güven duyduğumuz şeylerin ne kadar geçici, anlamsız ve doyum vermekten uzak olduğunu tekrar tekrar deneyimlemekle geçti son yıllar… Yine de elimiz, gözümüz ve koşullanmış bilincimiz, alıştığımız güvenlik noktalarını aramakta. Baktığımızda, içi boşalmış yapıları ayakta tutmak için harcıyoruz bütün gücümüzü… Ne var ki, yaşamın için doldurmak için uğraş vermenin zamanı geldi de geçiyor!

Neden misyonu tükendi alıştığımız şeylerin derseniz; temel neden samimiyetin yitirilmiş olması. Görünürde işleyen her sistem ve her insan, bir takım kurallara uymakta… Oysa özde birçok yapı – devlet, adalet, ordu, eğitim, iletişim, üretim, kaynak paylaşımı, aile – gereği gibi işlemiyor ve amacına hizmet eden sonuçlar üretmiyor. Bireyler düzleminde ise bencillik ve sorumsuzluk tavan yapmış durumda.

O zaman hayatlarımızın hiç birşey olmamış gibi mutlu mesut akmasını nasıl beklersiniz? Vicdan ve adalet unsurlarına ters işleyen sistemlerin, hakettiğimizi düşündüğümüz iyilikleri üretmesi nasıl mümkün olabilir? İnsanların bozduklarını, gökler el atıp düzeltmeli arada bir…

KIYAMET mi kopacak yani derseniz… kıyamet aslında köklü bir değişim demektir. Hatalarımızı kabul etmek, nedamet getirmek ve bize getirebileceği tüm görünürdeki kayıplara rağmen dürüst ve düzgün davranmayı göze almak, kişisel bir kıyamet yaşayıp, yeniden doğmak gibidir örneğin… Ne adına? İnsan gibi insan olmak adına! Neye güvenerek? Yaratanın özümüze ekili nüvesine ve bize can veren nefesine…

Hepimiz Rabbin nefesinden üflemesiyle can bulmuş tasarımlarız. Dolayısıyla onun kanunlarına ters düşen bir sistemi yeniden üreten davranışlarla kendimizi korumamız mümkün değildir. ”İnsan Mikro Kozmos’tur” der tüm öğretiler… Yani bizim mikro düzlemde yansıttığımız tüm değerler, aslında makro düzlemde kozmosu da oluşturan değerler. Dolayısıyla, adil ve sevgi dolu bir dünya ise hayalimiz, bizim yapmamız gereken şey duruşumuzla bu değerleri yansıtmak. İşte insanoğlu tam da bunu yapamadı yüzyıllardır. Ağır ve havasız bir hal aldı yaşamlarımız. 2012’de meydana gelen büyük gezegen geçişleri bu kirliliği ortadan kaldırmak üzere dünyanın titreşimini değiştiriyor ve dünya bizim de kendisine uyum sağlamamızı talep etmekte! GANDHİ’nin ünlü sözündeki gibi tıpkı ”Görmek istediğimiz değişimi kendimizde gerçekleştirmek” zamanı geldi.

Bu değişim rüzgarı içinde bizi ayakta tutacak olan şey nedir derseniz; asla kaygılarımız ve alışkanlıklarımız değil… Bu süreçte ihtiyacımız olan sığınak sadece iman ve yola devam ederken kalbimizi ısıtacak olan şey sadece sevgi…

Caz ve Soul müziğin çınarlarından Dinah Washington‘un mükemmel parçası ”This Bitter Earth” eşlik etsin bu yazıya… Shutter Island filminin sonunda çalan Max Richter uyarlaması daha da etkileyici!

”Nedir bu acı dünyanın bize sunduğu  meyve

Bir gülün ışıltısını örten toz olmaktan gayrı birşeye yaramadıysam

Ne anlamı var yaşamış olmamın

Ne anlamı var yüreğimizdeki sevginin başkalarıyla paylaşılmadığı sürece…”

Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s