Posted in Uzun Dönemli Etkiler

GÜNEŞ SATÜRN KARESİ … SINIR ADABI ve RÜZGAR


Güneş Egomuzdur … Satürn ise ”Çark-ı Felek”
Ayağımızı şu Dünya toprağına bağlayan da Satürn’dür… Bizi türlü türlü hale koyup ”Haydi çık bakalım bu işin içinden” diyerek sınava çeken de… O bizim sevimsiz ama bilge CEBİR hocamızdır!  – Cebir eskilerin Matematiğe verdikleri ad olup ”zor” kökünden gelir – 

Daha önce söylemiştim, ”kare açılar” bizi çıkmaza sokup, seçim yapmaya mecbur ederler!
Bugün hassasiyet ve özlemlerimizi temsil eden Ay Satürn ile zıtlaşıyor… Ve bu zıtlaşma Güneş’e kare çekiyor… Sonra o Güneş-Satürn karesi birkaç gün bizimle kalacak!

Yani bugüne duygusal bir çatışma ile başlamak ya da hassas olduğumuz konuları garip bir biçimde hatırlatan minicik tesadüflerle – bir yüz, bir müzik, bir söz – karşılaşmak ve bunun arkasından gelen ”yoksunluk” duygusu ile başetmek durumunda kalabiliriz…

Yoksunluk egonun en sevmediği şeydir! O hep varsıl olmak ister… Hep kolay almak, hep elde tutmak, hep yeni ve güzel olanın peşinde gezip, eskiyi de yitirmemek… Ana kucağı, yuva sıcağını güvenceye alıp, yedi düvelin de tozunu attırıp, bütün bunlardan sıfır hasarla çıkmak ister! Ama dünya alemi öyle bir yer değildir… Evden çıkan risk alır! Ve hayat bize, ”beceremedin” demeye bayılır… Varlıkla hevese getirir ve yoklukla sınar. Sonra bir gün kendimizi ”imkansız” dediğimiz bir noktada buluruz. Bu sınıra dayandığımız andır!

Böyle zamanlarda iki seçim arasında dururuz; ya önceliklerimizi değiştireceğiz, ya kendimizi… Bu noktada doğru seçim diye birşey yoktur. Sadece her seçiş bir vazgeçiştir – yani kendi bedellerini barındırır. Hangi bedeli ödemeye hazır olduğumuzu sormak gerekir kendimize.

Ama bu aralar bir de Uranüs efekti var hayatımızda…! Yani oyunu bozup başka düzlemde kurmak diye bir seçenek var.

Bazen de şunu idrak etmemiz gerekir Satürn’ün bizi kıstırdığı köşelerde; ”Bu problemi çözmenin benim için bir anlamı yok, çünki cevabı geldiğim noktada işime yaramıyor!” Örnek vereyim böyle problemlere;
– Bu insan beni neden sevmiyor?
– Letafet bana bu kazığı atmasaydı, şimdi böyle mi olurdum!
– 10 sene önceki işimden ayrılmasaydım bugün ne olurdum?
– Ahmetle değil de Mehmetle evlensem hayatım daha mı farklı olurdu?
– Şu lafı etmeseydim acaba o kavga olmaz mıydı?

En aşılmaz sınırlar başka insanların tercihleridir. Onları değil, kendi tercihlerimizi sorgulayabilir ve değiştirebiliriz. Ve hepimizin varlığını kabul etmesi gereken bir büyük sınır da, ZAMAN’dır. Zamanı geri döndüremeyiz. İleri de alamayız. Biz sadece bugünü yaşayabilir, geçmişin izlerini bugün attığımız adımlarla temizleyebilir, geleceğin yolunu bugün yapacağımız başlangıçlarla açabiliriz… Sınır adabı, yalnız yoksunluğu farketmek değil, elinde olanın da kıymetini bilmek ve onu iyi kullanmaktır!

Ve hayat aşılmaz bir sınıra dayandığında, çözüm o sorunun dışına çıkmaktır bazen Dostlar! Çözüm o ruh halini, o arayışı, o korkuyu, o pişmanlığı terk edip, ”Geldiğim noktada yola nasıl devam etmeliyim?” sorusunu sormaktır. Kayıp ve kazançlarımızı olduğu gibi kabul edip, neyin kayıp neyin kazanç olduğunu idrak etmeyi de yine Satürn’e  yani zamana bırakmaktır…

Ve hüzünle ya da hırçınlıkla değil, TEMİZ BİR NEFESLE YAPICI BİR ADIM atmaktır!

Cesaria Evorio söylüyor – Vento de Sueste – rüzgara veriyor kalbimizi… bizi de temiz rüzgarlarla çıkılan yeni yollara çağırıyor;


Author:

Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s