Site icon Juno – Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi

2 Nisan 2026, TERAZİ Burcu’nda DOLUNAY; Pasif Agresif Bir Dönem!

2 Nisan 2026 günü, İstanbul’a göre 05:12’de DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş-Ay karşıtlığı tam halini alıyor. Bu DOLUNAY haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

DÜNYA düzleminde;

BİREYSEL düzlemde;

Hayatımızda var olan düzeni devam ettirmek adına, ilişkilerimizde, ortaklıklarımızda, işbirliklerimizde alttan alta yaşanan gerilimleri çok açık tartışmalara döndürmekten kaçınabileceğimiz bir zamandır. Sorunları dile getirmek ve hak talep etmek yerine, koşulların bizim açımızdan avantajlı ve harekete uygun hale gelmesini beklemek, bu süreçte de görüntüdeki ”normal” tavrı bozmamak eğiliminde olabiliriz. Çevremizdeki bizden yana rahatsızlığı olan ya da bize yönelik bir rekabet hissi taşıyan insanların da böyle üstü kapalı davrandıkları ve kartlarını açık oynamadıkları bir süreç olabilir. Ancak gerilimin ifade edilmemesi, tarafların gerçek niyet ve taleplerini açığa vurmamaları, net aksiyonlar almamaları, bir sorun olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Dengeleri korumak ya da kısa vadeli çıkarları gözetmek nedeniyle, dürüst olmayan ya da her iki tarafın da özgürlüğünü kısıtlayan bir sistemin sürdürülmesi, uzun vadede baskılanmış olan gerilimin patlamasına engel değildir.

Sinsilik, aba altından sopa göstermek, inkarcılık, sessiz sedasız bir görüntü altında diğer tarafın sınırlarını zorlamak yahut da kendi sınırlarımızın zorlanmasına bastırılmış bir kızgınlıkla izin vermek, bu Dolunay’da en büyük gerilim konusu olabilir.

İyi niyetin ve merhametin suistimal edilmesi kadar, iyilik ve koruma görünümü altına gizlenen bir baskı ve dolaylı güç kullanımı da söz konusu olabilir. Kendimizi birilerinin dilindeki teşekkür sözcüklerine kaptırıp, davranışlarındaki samimiyetsizliği ya da bencilliği görmezden gelmemeye, yersiz fedakarlıklara kalkmamaya dikkat etmemiz yerinde olur. Aynı zamanda birilerinin bize iyilik etme adı altında özgürlüğümüzü kısıtlama yahut da manevi olarak bizi borçlu hissettirerek yönetmeye çalışma  ihtimaline karşı da uyanık olmamız gerekebilir.

Güçlü olmak, sert olmak demek değildir. Çatışmaya girmeden kendi tercihlerini uygulamaya devam etmek de büyük bir güç ister.  Onaylanmak, doğrulanmak, çıkarımızı bozmamak, korunup kollanmak ya da yüceltilmek gibi kaygılarla, özgürlüğümüzü feda ediyor veya içtenliğimizi kaybediyorsak, bu bizi görünürde güçlü bir pozisyonda tutsa bile, içte zayıf ve bunalmış hissetmemize neden olacaktır. Konforumuzu, ayrıcalıklarımızı ya da ”iyi ve uyumlu insan” görüntümüzü yitirmek pahasına kendi yolumuza gitmek ve bunu kimseyle tartışmaya bile gerek görmemek, öncelikle içimizde özgür ve kendimize dürüst olduğumuzun göstergesidir.

Kim olduğumuz, ne istediğimiz, kendi yolumuzu yürümek adına neleri göze alabileceğimiz konusunda önce kendimize dürüst olabilirsek, bu Dolunayı daha rahat geçiririz. Ne istemediğimiz şeyleri sineye çekeriz, ne aptal yerine konuluruz, ne gereksiz savaşlara gireriz ne de görüntüdeki barışın arka planında yürütülen çekişmelerin başlatıcısı veya kurbanı oluruz.

Güç içimizdeyse, bize verilemez ve bizden alınamaz. İç gücünüze sahip çıkın. Niye sustuğunuzu, ne zaman konuşacağınızı, neyi neden göze alacağınızı bilin ve öyle davranın.

Bu sert günlere Paul McCartney’in mükemmel eseri ile insani bir dokunuş bırakalım;

 

 

Exit mobile version