11 Eylül 2020, Güneş Neptün Karşıtlığı – Hiç Bir Şey Göründüğü Gibi Değildir!

donne

11 Eylül 2020, Güneş Neptün Karşıtlığı – Hiç Bir Şey Göründüğü Gibi Değildir!

Resim: Donne

Güneş’in Başak Burcu’ndaki seyrini sürdürürken, Retro konumda ve Balık’ta salınan Neptün ile tam karşıtlık haline geldiği bir gün bugün…

Neptün doğası gereği ”çözülmelere” neden olur! Çözülme var olanların görünen sınırlarının ortadan kalkması, keskin ve katı formların dağılması, böylelikle bir yeniden yapılanmaya, uyumlanmaya, farklı varlıklarla kaynaşmaya veya farklı bir şeye dönüşmeye açık hale gelmesini sağlar.

Neptün’ün özellikle zihnin çözülmesine, zihin tarafından kesin veri olarak kabul edilen elle tutulur ve gözle görülür unsurlara dair algılarımızın değişmesine, bizim mutlak kabullerimizi aşan bir kavrayışın ötesine geçişe neden olduğu bilinir. Bu bazen ilahi bazen de dünyevi vesilelerle olabilir.

İlahi vesileler ”ilham” dediğimiz hallerdir. Zihnin meditatif bir duruma geçerek duyarlı ve alıcı hale gelmesi, adeta içine akan bir farkındalıkla dolması, doğal bir idrak ve bir kendiliğinden biliş haline geçmesidir. Bu hal sayesinde o güne dek tutunduğumuz inanç, yargı ve kaygıları bir yana bırakıp, akışla bütünleşmek ve atacağımız adımları anda hissederek ilerlemek mümkün olur. Adeta evrensel yani ”külli aklın” bizde zuhur etmesini sağlayan bir kanal açılır ve bizim var olduğunu sandığımız sınırları ortadan kaldıran ”aşkın” bir bilme ve yapma durumuna geçilir. Neptün ”cezbe” adı verilen bu ilahi bilince açılmanın gezegenidir.

Dünyevi vesileler ise zihni yapay olarak çözülmeye ve farklı bir düzlemde algı ve tepki üretmeye teşvik eden uyuşturucu veya uyarıcılarla olur. Neptün bunların da efendisi olarak kabul edilir.

Her iki halde de ego kendi sınırlarını sorgular ve kırar. Deneyimlenen aşkınlık ve egonun ötesine geçme hali kişinin kendi kutsallığını ve evrenle bütünlüğünü fark etmesini sağlar. Tercih edilen bu açılımın daima ilahi vesilelerle ve kişinin benlik sınırını tamamen kırıp dağılmasına mani olacak yani dünyevi ve manevi düzlemler arasındaki dengeyi kaybetmeden yola devam etmesini sağlayacak bir süreçle yaşanmasıdır. Yapay vesilelerle yaşanan esrimeler kişinin içine sindirmekte, kendiyle bütünleştirmekte zorlandığı ve bu nedenle bir ”aracıya” bağımlı olarak deneyimlemek zorunda olduğu açılımlardır. Yaratıcı meslekler icra eden bir çok kişinin bu tür araçlara başvurma nedeni ilhamı tetiklemektir.. Aşırı kullanım ve bağımlılık döngülerinin fiziksel ve zihinsel zararlarını da sıkça yaşarlar.

Neptün aynı zamanda ”kanmanın ve kandırılmanın” efendisidir. Kanmak ya da aldanmak, bazı göstergelerin öne çıkıp algıyı manipüle etmesi ve gerçeğin tamamını oluşturan bileşenlerin gözden ırak olması sayesinde yaşadığımız akıl tutulmasıdır! Bunu bazen kendi kendimize yaparız zira bizim tercih ettiğimiz kurguya uygun olan göstergeleri seçer ve diğerlerini ihmal ederiz. Bazen de birileri bilinçli olarak bizi bu yöne sevk eder, biz de buna bilerek ya da bilmeyerek müsaade ederiz.

Güneş – Neptün Karşıtlığından söz ettiğimize göre Güneş’in ne anlama geldiğini de bir kısacak tanımlamakta fayda var 🙂

Güneş bizim evrensel enerjiden ya da ”Külli Varlıktan” beslenen bireysel var oluşumuz ve buna dair sahip olduğumuz bilinçtir. Varlığımız yaşadığımız sürece sabittir anacak bunun anlamı ve sınırlarına dair bilincimiz sabit bir şey değildir. Gelişebilir, dönüşebilir, bozulabilir… Varlık bilincimizin dünyevi tezahürü EGO’dur. Ego varlığımızı korumak için gerekli olan bir kendinde merkezlenme hali oluşturur. Bu sayede biz Yaratan’ın bize tahsis ettiği kaynağa sahip çıkmaya, ömrümüz vefa ettiği müddetçe bu hediyeyi en iyi şekilde kullanmaya, kendimizi anlamlı ve değerli bir biçimde var etmeye çalışırız.

Egonun yaşantı içinde dış uyaranlarla hasar alması, varlığımıza dair dışavurumlarımızın sağlıksız bir hal almasına, kendimizi sabote eden ya da etrafımıza zarar veren davranış kalıpları geliştirmemize neden olabilir. Kendi merkezinde ve sağlıklı bir bilinç seviyesinde hayatını devam ettirmek yerine, kişi başkalarını hayatının merkezine koymaya ya da başkalarının kendisini hayatlarının merkezine koymalarını beklemeye başlar. Kişide kendi varlığını başkasının talepleri ve tepkileri ile şekillendirmek, kendi kararlarını alamamak, kendini var olmak için gerekli araçlardan yoksun hissetmek, özsaygı hissini yitirmek gibi bir hal oluşabilir. Ya da kendi arzuları ve çıkarlarını her şeyin üzerine koyarak etrafındakileri bireysel varoluşuna hizmet eden ve sınırlarına saygı gösterilmesi gerekmeyen basit aracılar olarak görmeye başlayabilir. Her iki hal de egonun yani varlık bilincinin kendisini var eden ÖZ ile bağının kopmasına işaret eder. Kişi ”Yaratıcı Kaynak ve Külli Bilinçten” beslenmeye muktedir olduğunu unuttuğu için, kendi varlığını başkaları tarafından sömürülmek ya da başkalarını sömürmek sayesinde gerçekleştirmek zorunda olduğunu zanneder. Bu yaklaşım saygılı ve anlamlı alışverişler yerine bağımlılık ve yıkım içeren ilişkilere neden olur.

Neptün Güneş’e yani ilham ve farkındalık kanalı egomuza karşıt duruyorsa, dünyevi gerçekliğe dair algılarımızı ve bunun içindeki varoluşumuzu sorgulayacağımız bir süreç söz konusudur. Neptün’ün Balık Burcu’nda ve retro olması, bu sorgulamaların özellikle kendimizi yitik, ezilmiş, harcanmış, kullanılmış, tüketilmiş hissettiğimiz alanlarla ilgili olacağını gösterir.

  • Varlık bilincimizdeki boşluklar ya da katılıkların bizi yersiz ve anlamsız varsayımlara, yargılara ve tercihlere sürüklediği konulara dair ”ACABA” sorularının oluşacağı birkaç gün yaşayabiliriz.
  • İnandığımız, güvendiğimiz bazı insanlar veya düşünceler hakkında yanılma payımızın olabileceğini görebiliriz. Hayat tasarımımızın keskin köşelerini ve katı duvarlarını yıkan deneyimler yaşayabiliriz. Hatta kendimize dair tanımlarımızı ve kabullerimizi sorgulamamız gerekebilir.
  • Etrafımızda meydana gelen olaylara baktığımızda, kesinlik hissinin yok olduğunu, belirsizlik ve sallantı duygusunun, ertelemelerin, hatta yanlış yönlendirmeler ve bilinçli ya da bilinçsiz yapılan kandırmaların bizi boşlukta bıraktığını fark edebiliriz. Bu durum bize kendi gerçeklik algımızı ve yargılarımızı sorgulamak için bir alan açabilir.
  • Aldanma ve aldatma temaları üzerinde çalışmamız, kendimize başkalarına dürüst olmak konusunda gösterdiğimiz zafiyet ile yüzleşmemiz, ya da birilerinin bize dürüst davranmıyor olması ihtimalini göğüslememiz gerekebilir.
  • Mağdur edilme korkusu ile bizim etrafımıza duyarsız olduğumuz, ezilmemek için ezip geçtiğimiz durumların altında yatan temel kaygıları görmemiz ve bunları gidermenin sağlıklı yollarını bulmamız gerekebilir.
  • Mağdur edildiğimizi görmezden gelmek için ısrar ettiğimiz, zira bu gerçekle yaşamayı, bunun çözümlerini üretmeyi beceremeyeceğimiz düşündüğümüz durumlar önümüze gelebilir. Ya da ”kurtarılmayı” beklemek yerine kendimizi korumaya geçmemiz, sorun yaşadığımız alanları görmezden gelmek, boşlamak, belirsiz bir geleceğe havale etmek yerine, elimizden geleni ŞİMDİ yapmak zorunda olduğumuz anlayabiliriz.
  • Hastalık, düşkünlük, yetersizlik, çözümsüzlük, çaresizlik deneyimlerine ilişkin algımızı ve tavrımızı gözden geçirmemiz ve dönüştürmemiz gerekebilir. Meditasyonlarımızda özellikle kendimizi kırılgan, zayıf, kullanılmış, yetersiz, sağlıksız hissettiğimiz alanlara yoğunlaşmamız, bu konularda yargı ve takıntılarımızı çözmek için odaklanmamız iyi olur.
  • Doğrularımızı esnetmemiz, bize göre öncelikli ve önemli olanların altını çizmek yerine, başka verileri, başka öncelikleri gözetmemiz, kendimizi geri çekmemiz ve egomuzu kontrol altında tutmamız gerekebilir.
  • Vericilik ya da yardım anlayışımızı güncellememiz, iyi insan olmak adına kullanıldığımızı fark etmemiz ya da başkalarını kendimize bağımlı kılmak için kaynaklarımızı anlamsızca savurduğumuzu ve bunun İYİLİK değil farklı bir tür BENCİLLİK olduğunu kendimize itiraf etmenin zamanı gelmiş olabilir.
  • Sosyal düzlemde geçmişten bu yana devam ettirilmiş olan bazı yanlış yönlendirmelere dair yeni bilgiler ortaya çıkabilir ve gerçeklik sorgulamaları yapılabilir. Mağdur olan ve eden tarafın kim olduğunu gözden geçirmek gereken meseleler su yüzüne çıkabilir.

BENLİK ancak bütünlük içinde olduğu zaman sağlıklıdır. Kendi içimizdeki bütünlenme hissini bize verecek olan ise evrenle olan bütünlüğümüzü idrak edip bu farkındalığın sağladığı güvene sırtımızı yaslayabilmektir. Bu güveni kaybettiğimiz ölçüde başkalarına bağımlı olur, zalim ya da mazlum rollerine girip çıktığımız deneyimlere açık hale geliriz.

Yaratan, bize kendinde olan tüm kuvvelerin anahtarlarını da vermiştir. Bizi bundan şüpheye düşüren dış etkenlere cesaret ve gönül açıklığı ile bakmak, yolumuzu kalbimizden yükselen ilhamda bulmak, hepimize kolay olsun.

Iyeoka söylüyor… Simply Falling

2 Comments

  1. Elif

    Var olun
    Muhteşemdi
    Sevgiler, şükran ve şükür le
    Cansınız

  2. Nilgün

    Sizi seviyorum , yine harika bir yazı. İçim açıldı, doğrular değişmiyor??

Bir Cevap Yazın

Arşiv

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: